8. OPERASYON GÜNÜNDEN İTİBAREN YAŞANAN HUKUKSUZLUKLAR

8.9. Emniyet ifadelerinde ve devam eden süreçte şüpheli ve müdafilerine hangi suç/suçlardan soruşturuldukları bildirilmemiştir

CMK m.147/1-b,“…şüphelinin ifadesi alınırken kimlik tespitinden sonra ilk olarak kendisine yüklenen suçun anlatılması gerekmektedir.” hükmü yer almaktadır. AİHS’nin 5/2. fıkrası da gözaltındaki kişilere kendileri aleyhlerindeki suçlamaların neler olduğunun anlatılması gerektiğini söylemektedir. Aynı hüküm Anayasamız’ın 19. Maddesinde de mevcuttur. Arkadaşlarımızında etkili savunma yapabilmesi ve adil yargılanma hakkını kullanabilmesi için öncelikle kendisine isnat edilen suçu/suçları bilmesi gerekmektedir.

Soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunması, isnat edilen suçun gizlenmesi anlamına gelmemektedir. Bir dosya hakkında gizlilik kararı verilmesi ceza muhakemesinin en temel üç unsurundan biri olan savunma makamından tüm evrakları gizlemek ve savunmayı tamamen işlevsiz bırakmak değil, soruşturmanın yürütülmesi esnasında bir kısım usul işlemlerinin gizliliğini sağlamaktır.

Oysa ki şu anda gözaltında bulunan TBAV camiası mensupları ve müdafileri isnat edilen suç/ suçları emniyet ifadesinde yöneltilen sorulardan ve basında çıkan doğruluğu teyide muhtaç haberlerden anlamaya çalışarak bir takım varsayımlar üzerinden savunma yapmaya çalışmaktadırlar. Emniyet ifadesinde tüm şüphelilere bazı müşteki ifadelerinden kısa alıntılarla hazırlanan “kes-yapıştır” kalıp şeklinde aynı sorular sorulmuştur.

Adil yargılanma hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için TBAV camiası mensuplarınaisnat edilen suç/suçların bildirilmesi, AİHS, Anayasamız ve mevzuatların bir gereğidir.

“...Hakkındaki suçlamalar kendisine bildirilen kişinin bu suçlamaların dayandığı delillerden haberdar olmadıkça böyle bir karara karşı koyabilmesi olası değildir ve savunması ile ilgisi olup olmadığına bakılmaksızın, şüphelinin her türlü beyana ve diğer delillere ulaşması gerekir. Ceza soruşturmalarının etkin bir biçimde yürütülebilmesi için, elde edilen delillerin bir kısmının gizli tutulabileceğine, ancak bu meşru amaca ulaşmak için savunma haklarının özüne dokunan kısıtlamalara gidilemez...” (Garcia Alva- Almanya,13/02/2001, §41-42- AİHM Kararı)

Ne var ki soruşturma dosyasında bu konudaki eksiklik halen giderilmemiş ve tutukluluğun devamı kararları da dahil olmak üzere hiçbir aşamada suç/suçların neler olduğu bildirilmemiştir. Daha vahimi, yasalarımıza göre CMK m.153/3 kapsamında şüphelilerden hiçbir koşulda gizlenemeyecek olan tutanaklar, bilirkişi raporları evraklar da verilmemektedir. Bu uygulama, AİHS’ne, Anayasa’ya ve usül kanununa tamamen aykıdır.

Örneğin, soruşturma kapsamında 180 kişi tutuklanarak cezaevlerine gönderilmiş, bu kişilerin mal varlıklarına el koyulmuş ve şirketlerine kayyum atanmış olmasına rağmen, bu kişiler halen mal varlığına el koyma ve kayyum atanma kararlarına sebebiyet veren MASAK raporunu (defalarca talep edilmiş olmasına rağmen) görebilmiş değildirler. Rapordan suret almak şöyle dursun müdafilere raporu görme ve inceleme imkanı dahi verilmemektedir.

Şüpheliler tutuklanmalarına neden olan iddiaların sadece liste numaralarını bilmektedirler.

Hangi numaralı eylemin gerçekte hangi iddiaya karşılık geldiğini ve iddianın tamamını henüz kimse görebilmiş değildir. İşin komik ve bir o kadar vahim bir yönü de tahliye ve tutuklamaya devam kararı veren hakimliklerin de eylem numaralarının tekabül ettiği iddiaları bilmiyor olmalarıdır.

Daha önce de ifade ettiğimiz üzere; CMK m. 160/2 maddesi, “Cumhuriyet savcısı maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılanmanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.“ hükmünü içermektedir.CMK 170. maddesinde ise bir iddianamede bulunması gereken zorunlu unsurlara yer verilmiş olup buna göre şüpheli lehine olan delillerin de iddianamede bulunması gerektiği belirtilmiştir.

Ancak şu aşamada lehe delillerin dosyaya alınmasına dair taleplerimiz hakkında karar verilmediği gibi yeni delil sunabilmemiz için öncelikle isnat edilen suç/suçların biliniyor olması gerektiği de açıktır.

Ne var ki Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlari ile avukatları halen basında gördükleri bir takım dedikodu mahiyetindeki iddialara cevap vermekte ve emniyet aşamasında sorulan kısa alıntılar şeklindeki sorular üzerinden savunma yapmaya çalışmaktadırlar. Bu durum savunma ve etkin soruşturma haklarının ciddi birihlalidir.

Çok küçük bir örnek daha vermek gerekirse, polis operasyonunun yapıldığı ilk günlerde 31 ayrı suç isnadından bahsedilirken şu anda bu suçlardan hiç kimse bahsetmemektedir. Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi uyarınca kimin hangi suçtan yargılandığı bilinmemekte, tabiri caizse “toptan” mantığında bir soruşturma yürütülmektedir.