10. BASINDA YER ALAN HAYALİ VE MESNETSİZ SUÇ İSNATLARI

10.5. Antalya’daki Tevrat cinayetini art niyetli bir şekilde Sayın Adnan Oktar ile ilişkilendirme çabası boşa çıkmıştır

Antalya’nın Manavgat ilçesinde yaşayan Murat Ünal isimli bir kişi 28 Kasım 2016 tarihinde arkadaşıyla beraber 1400 yıllık el yazması bir Tevrat satmaya çalışırken öldürülmüş ve bu cinayete ilişkin dava süreci sürerken bu kişinin ailesi birden bire ortaya uydurma bir iddia atmıştır ve bu cinayetle güya Sayın Adnan Oktar’ın irtibatlı olduğunu iddia etmiştir. Bu çirkin iftira algı operasyonu yürüten basın organlarının manşetlerinde kullanılmıştır.

Bu haberde de FETÖ’nün mucidi olduğu kara propaganda yöntemi yeniden devreye girmiştir.

Üstelik insana “yok artık” dedirtecek kadar pervasız bir şekilde...

 “Cinayette Adnan Oktar iddiası”, “Derin Cinayet” gibi tamamen sansasyonel kelimeler seçerek toplum mühendisliği yapmaya çalışan karanlık eller, sadece haber başlıklarına göz atan bir insanın zihninde Sayın Adnan Oktar ile cinayet kavramının ilişkilendirilmesini ve Sayın Adnan Oktar’ın -tamamen bir yalan olduğu halde- bir cinayet ile bağlantılıymış gibi hatırlanmasını hedeflemiştir.

Halbuki konunun aslı her zamanki gibi çok farklıdır.

Öncelikle belirtelim ki Maktul Murat Ünal’ın ablası Ümmü Ünal’ın, hangi düşünceyle, nasıl bir mantık örgüsüyle, neye dayanarak Sayın Adnan Oktar’ı bu elim cinayetle irtibatlandırdığını anlayabilmek mümkün değildir. Hayatında hiç görmediği, tanımadığı, bu olayla da en ufak bir alakası olmayan bir insana, böyle bir iftirada bulunmak en hafif tabirle hezeyan olarak nitelendirilebilir. Hukuka, akla, vicdana ve gerçeklere aykırı bu iddiayı, saçma ve uydurma olduğunu bildikleri halde sırf Adnan Oktar aleyhindeki algı operasyonuna malzeme olması için manşetlerine taşıyan bazı basın organlarının bu tavrını ise iyi niyetle açıklamak ne yazık ki mümkün değildir. Bu uygulamanın, daha önce de ifade ettiğimiz gibi FETÖ’nün mucidi olduğu kara propaganda uygulamalarının bir kopyası niteliğinde olduğu açıktır.

Esasen bu saçma iddiayı ciddiye alıp cevap vermeyi bile abes buluyoruz ancak iddia birçok basın organında yer aldığı için bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek bir zaruret haline gelmiştir.

Ümmü Ünal’ın bu açıklamasını hiçbir şekilde mazur gösterecek, anlaşılır kılacak bir husus olmamakla birlikte; bu açıklamanın yapılmasına neden olduğunu düşündüğümüz konu, 2013 yılına ait bir dava dosyasında yer alan bir gizli tanığın ifadesidir.

Söz konusu gizli tanığın ifadesi şu şekildedir: Adnan Hoca bir gün Orta Doğu’ya hakim olunacağını, Antalya bölgesinden Tevrat’ın en eski halinin çıkacağını, bunun da bizim kutsal kitabımız ile aynı olacağını söylüyordu.”

Abla Ümmü Ünal muhtemelen bu ifadeyi okumuş ve her nasılsa buna dayanarak Sayın Adnan Oktar’ı söz konusu olayla irtibatlandırmaya çalışmıştır. Oysaki hem söz konusu gizli tanığın ifadesindeki bilgi yanlıştır hem de Adnan Oktar’ın Peygamber Efendimiz(sav)’in Tevrat’ın orijinalinin bulunacağına ilişkin hadislerini canlı yayın sohbetlerinde aktarmış olmasının bu konuyla hiçbir ilgisi yoktur.

Öncelikle, söz konusu gizli tanığın ifadesindeki bilgi yanlıştır. Adnan Oktar Tevrat’ın en eski halinin Antalya’dan değil ANTAKYA’DAN çıkacağını söylemiştir.

Maktul Murat Ünal’ın ablası Ümmü Ünal’ın bu iddiayı ortaya atmasına neden olduğunu sandığımız  bilgi hatası, gizli tanık olarak ifade veren kişinin ya konuyu yanlış anlamasından, ya yanlış hatırlayıp aksettirmesinden, ya da ifade alınırken oluşmuş bir harf hatasından kaynaklı bir çıkarımdır.

Zira Adnan Oktar’ın konu hakkında yapmış olduğu açıklamada bahsedilen yer Antalya değil ANTAKYA’dır.

  1. a) Adnan Oktar’ın 28 Şubat 2016 tarihli bir konuşmasında -söz konusu cinayetten aylar önce- bazı hadis kitaplarından alıntı yaparak “Kutsal Emanetler ve Tevrat’ın orijinalinin bulunması” ile ilgili Peygamber Efendimiz(sav)’in bazı rivayetlerini anlatmış ve şu sözleri söylemiştir:

“…Tevrat ve diğer semavi kitapları yani İncil’i ve Tevrat ve Zeburu Antakya’da bir mağaradan çıkaracak Yahudiler arasında Tevrat’la, Hristiyanlar arasında İncil’le hükmedecektir. Bunu Resullullah söylüyor. El Mehdi’i Mebud Cilt 1 Sayfa 254

…Oğlum Mehdiye Mehdi denilmesinin sebebi gizli olarak bir şeyin yolunu göstermesidir, yani gizli olan bir şeyi keşfedip onun yolunu gösterecek Antakya denilen bir yerde tabutu kutsal emanetler sandığını ortaya çıkaracaktır.Suyuti, el Havi lil- fetava Cilt 2 Sayfa 82

…İmam Mehdi Tabutu Sekineyi Antakya mağarasından çıkartacaktır. El-Kavlu›l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar Sayfa 54…”  

https://www.youtube.com/watch?v=vq0Qza5eCbk

Görüldüğü gibi Sayın Adnan Oktar “Antalya” değil, “Antakya” demekte ve bunu hadis kitaplarnı referans alarak aktarmaktadır. Adnan Oktar, anlatımlarında, Peygamber Efendimiz (sav)’den aktarılan bu rivayetlere dayanarak “Tevratın orjinalinin ANTAKYA’da bulunabileceği” ihtimalini dile getirmektedir. Bu son derece doğal, makul ve mantıklı açıklamanın, ne bu iddiaya konu olan olayla ne de olayın geçtiği Antalya iliyle hiçbir alakası yoktur.

  1. Antakya’nın Antalya ile bi Antakya Hatay ilinin en büyük ilçesidir ve binlerce yıllık tarihi geçmişe sahiptir. ‘Hristiyanlık’ isminin ilk kez verildiği yer olan Antakya’da bulunan St.Pierre Kilisesi en önemli tarihi kiliselerdendir. Kilise aynı zamanda Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmekte ve her yıl burada 29 Haziran günü Katolik Kilisesi’nce ayin düzenlenmektedir.

Antakya, üç semavi dinin kutsal topraklarından yola çıkarak Anadolu’ya giden kervanların, ticaret yollarının ve deniz rotalarının üzerindedir. Civar bölge de yine binlerce yıllık tarihi kalıntılarla ünlüdür. Adnan Oktar’ın bu özelliklere sahip bir yerde hadis referanslarına dayanarak “Tevrat’ın orjinalinin bulunabileceği”ni ifade etmiş olması son derece makuldür. Nitekim, bunu söyleyen sadece Sayın Adnan Oktar değildir. Bu konuda araştırma yapan herkes, aynı hadis referanslarına dayanarak, Antakya’da Tevrat’ın orijinalinin bulunacağını söylemiş ve yazmıştır. İnternette basit bir araştırmayla bu husus kolayca görülebilir. Özetle, yukarıda yer verdiğimiz Sayın Adnan Oktar’ın konuşmasından da anlaşılacağı üzere bu iddia Adnan Oktar’ın kendine ait bir iddia olmayıp tüm hadis kaynaklarında da bu şekilde açıklanmaktadır.

  1. Dolayısıyla maktülün ablasının hiçbir mantığı bulunmayan varsayımlarının bilgi eksikliğinden kaynaklı olarak gizli tanık ifadesindeki hatalı “Antalya” bilgisini kendince yanlış yorumlamasından dolayı olduğu kanaatindeyiz.

MAKTULÜN ABLASININ İDDİASININ AKSİNE, TEVRAT’IN ORJİNAL MUSHAFLARI 1400 YIL DEĞİL YAKLAŞIK 3250 YIL ÖNCESİNE DAYANMAKTADIR.

  1. Maktul Murat Ünal’ın satmaya çalıştığı iddia edilen Tevrat’ın 1400 yıllık olduğu söylenmektedir. Abla Ümmü Ünal tarih bilgisi zayıflığından olsa gerek, bu tarihlemeyi kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim ile karıştırarak söz konusu Tevrat’ın “orjinal olması gereken zamandan geldiği” yanılgısına kapılmıştır.

Oysa GERÇEKTE EĞER TEVRAT’IN ORJİNAL MUSHAFLARI BULUNMUŞ OLSAYDI, BUNLARIN 1400 DEĞİL, YAKLAŞIK 3250 YIL ÖNCESİNE TARİHLENDİRİLMESİ GEREKECEKTİ. Dolayı-

sıyla maktul tarafından satılmaya çalışıldığı ve bu yüzden cinayetin işlendiği düşünülen 1400 yıllık Tevrat, orjinal bir kaynak olmaktan çok çok uzaktır. Bulunanın, Tevrat’ın 3250 senelik orijinali olmadığı, sadece nisbeten orta eskilikte bir Tevrat olduğu anlaşılmaktadır.  

1400 yıllık tarihi değeri olan bir Tevrat, tarihi eser piyasasında büyük bir getiri sağlayacağı için söz konusu cinayetin işlenmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Sonuç itibariyle, cinayetin “Tevrat’ın orijinali” bulunduğu için işlenmediği açıktır. Bu noktada da abla Ümmü Ünal’ın kardeşinin cinayeti ile Sayın Adnan Oktar’ı ilişkilendirme gayretinin hiçbir mesnedinin bulunmadığı ve tarihi dayanağa da sahip olmadığı çok net biçimde ortaya çıkmış olmaktadır.

  1. Maktulün ablası basına verdiği bir demeçte; “özellikle Adnan Oktar›ın evinde bulunan Tevrat›la karşılaştırılmasını, bununla bir bağlantısı olup olmadığının araştırılmasını” diyerek söz konusu cinayete neden olduğu iddia edilen orijinal Tevrat ile Sayın Adnan Oktar’a hediye edilen ve polis operasyonu kapsamında el koyulan eski bir Tevrat arasında bağ kurmaya çalışmıştır.

Halbuki kendi iddialarına göre maktul Murat Ünal’ın satmaya çalıştığı Tevrat 1400 yıllıktır. Oysa ADNAN OKTAR’A MİSAFİRLERİ TARAFINDAN EMANETEN BIRAKILAN TEVRAT İSE SADECE 60 YILLIKTIR.

Üstelik Sayın Adnan Oktar kendisindeki Tevrat’ı televizyonda canlı yayında göstererek açık açık tüm dünyaya tanıtmış, yani gizleme gereği duymamıştır.

Ayrıca tarihlerle de ilgili çelişki vardır. Adnan Oktar’daki Tevrat’ın gösterildiği canlı yayının yapıldığı tarih 19 Kasım 2014’tür, oysa tarihi Tevrat yüzünden öldürülen Murat Ünal isimli şahıs ise 28 Kasım 2016’da evinden arkadaşıyla ayrılarak bahsi geçen tarihi Tevrat’ı satmak üzere yola çıkmış ancak bir daha geri dönmemiş ve 17 Ocak 2017 tarihinde de cesedi bulunmuştur. MURAT ÜNAL’IN ELİNDEKİ TARİHİ TEVRAT’I SATMAYA ÇALIŞTIĞI TARİHTEN TAM 3 YIL ÖNCE ADNAN OKTAR DİĞER TEVRAT’A ZATEN SAHİP DURUMDADIR. BU DA ADNAN OKTAR’DAKİ TEVRAT’IN MURAT ÜNAL’INKİYLE ALAKASI OLMADIĞINI ORTAYA KOYMAKTADIR.

DOSYANIN HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİ MAKTULÜN AİLESİYLE İRTİBATA GEÇEREK, BU KİŞİLERİ KASITLI OLARAK SAYIN ADNAN OKTAR ALEYHİNDE YANLIŞ YÖNLENDİRMİŞLERDİR.

Sayın Adnan Oktar’ın bu çirkin iftiraya maruz kalmasının altında yatan önemli bir husus daha bulunmaktadır. Bazı husumetli müştekiler tarafından yönetildiğini düşündüğümüz sahte bir twitter hesabı üzerinden (hesabın adı soruşturma dosyasında mübrezdir) yapılan konuşmalardan maktülün ailesinin kasıtlı olarak Sayın Oktar aleyhinde yönlendirildiği anlaşılmaktadır.

Husumetli müştekiler kendilerince uydurma bir senaryo hazırlayarak maktülün ailesine yanaşmışlar ve güya kendilerinin de benzer bir konudan dolayı Sayın Oktar’ın hedefinde olduklarını, zar zor kaçarak canlarını kurtardıklarına dair hayali iddialarla acılı aileyi kandırmışlardır. Müştekiler bu sayede maktulün ailesin güvenini kötüye kullanmışlardır. Soruşturma dosyasında yer alan bu yazışmalarda, müştekilerin tamamen yalan üzerine kurulu bir senaryo ile maktulün acılı ailesini kandırdıkları ve böylece Sayın Adnan Oktar aleyhinde yürütülen karalama kampanyasına bir malzeme üretmeye çalıştıkları görülmektedir..

Özetle, Sayın Adnan Oktar’ın Peygamber Efendimiz(sav)’in hadislerinde yer alan bir rivayeti canlı yayın sohbetlerinde aktarmasından yola çıkarak hiçbir alakasının olmadığı bir adli vakayla ilişkilendirmeye çalışmak akılla, vicdanla, gerçeklerle bağdaşmayan bir davranıştır. Böyle saçma bir iftiranın, bir kısım medyanın manşetlerine taşınmış olması ise yürütülen kara propaganda faaliyetinin boyutlarının anlaşılması bakımından önemli bir örnek teşkil etmektedir.