6. SÖZDE FETÖ BAĞLANTISI İDDİALARININ CEVAPLARI

6.9. FETÖ’cü savcı ve hakimler Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı hiçbir zaman iddia eedildiği gibi korumamış, bilakis çeşitli kumpaslarla mağdur etmeye çalışmışlardır

Basın yayın organlarında camiamızı FETÖ ile ilişkiliymiş gibi gösterip bu davaya bakacak olan yargı mensuplarını etkilemeye çalışan kişiler, sıklıkla FETÖ’cü savcıların ve hakimlerin güya Sayın Adnan Oktar’ı koruduğunu, bu yüzden Sayın Adnan Oktar’ın geçmişte hiç ceza almadığı yalanını uydurmuşlardır.

Halbu ki gerçekler ise, bu iddianın tam tersidir. Sayın Adnan Oktar hayatının hiçbir döneminde hiç kimse tarafından korunup kollanmamıştır. Hele ki FETÖ’cü hakim ve savcılarca hiçbir zaman…

Bilakis, Adnan Oktar ve arkadaş çevresine yöneltilen saldırıların altında sıklıkla FETÖ’yü ve FETÖ bağlantılı hakim ve savcıları görmekteyiz. Şimdi bu gerçeği detaylarıyla açıklayalım.

        a.    İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde 1999’da yaşananlar

Adil Serdar Saçan, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olduğu Kasım 1999 tarihinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza yönelik bir polis operasyonu yapmış ve gözaltına alınan kişilere bir hafta boyunca insanlık dışı ağır işkenceler uygulamıştır. Bu işkenceler Adli Tıp Kurumu raporuyla belgelenmiş ve işkence mağduru olan arkadaşlarımıza toplamda binlerce lira tazminatlar ödenmiştir. Adil Serdar Saçan’ın polis kolejinden itibaren FETÖ örgütünün bir mensubu olduğunu gerek polis özlük dosyasındaki bilgilerle gerekse istihbarat raporlarıyla sabit olduğu pek çok kaynakta yer almaktadır.

Bu istihbarat raporlarının en önemlisi Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün 2000 tarihli raporudur. Altında dönemin emniyet müdürü Cevdet Saral’ın imzasını taşıyan ve emniyet teşkilatı içindeki üst rütbeli FETÖ’cülerin listesini içeren söz konusu raporda, Adil SerdarSaçan, 7. sırada yer almıştır.

Adil Serdar Saçan polis kolejindeyken FETÖ’yle bağlantı kurmuş ve bu bağlantı emniyet içerisinde hızlıca yükselmesini sağlamıştır. Polis kolejindeyken bu hain yapılanmanın ünlü isimlerinden olan Ramazan Akyürek, Ali Osman Kahya ve Mustafa Sağlam ile aynı dönemde okumuştur.

1988 yılında dönemin başbakanı Turgut Özal kendi ekibine Emniyet Genel Müdürlüğü içinde İstihbarat Daire Başkanlığı kurdurmuş ve Adil Serdar Saçan da bu birimin Haber Alma Şube Müdürlüğü’ne getirilmiştir. O zamanki büro amiri birçok kaynakta FETÖ’nün önemli bir ismi olarak anılan Emin Arslan ve Ramazan Akyürek’dir.

1991 yılında emniyet içerisindeki Fethullahçılar listesi hazırlanmış ve bu liste Ünal Erkan tarafından 10 Mart 1992’de “Fethullah Gülen’in Talebeleri Örgütü” adı altında rapor haline getirilmiştir. Bu listede Adil Serdar Saçan’ın Fethullahçı olduğu belirtilmiş ve “şüpheli sağ personel” olarak fişlenmiştir. Hem bu rapor hem de Adil Serdar Saçan’ın Gülenci olduğunu anlatan fişlemeyi daha sonrasında Mehmet Ağar’ın yok ettiği iddia edilmektedir.

Adil Serdar Saçan, “ben FETÖ’nün hedefiydim o nedenle Ergenekon davasında tutuklu kaldım” diyerek FETÖ’yle olan bağlantısını inkar etse de aslında örgüt içi bir hesaplaşma nedeniyle FETÖ’yle sonradan ters düştüğü anlaşılmıştır.

Nitekim, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında TBMM’de kurulan “Darbeleri Araştırma Komisyonu” önünde dinlenen dönemin emniyet müdürü Cevdet Saral, Adil Serdar Saçan’ın FETÖ mensubu olduğunu, 2001 yılına kadar bu ilişkisini koruduğunu, sonradan FETÖ’yle ters düştüğünü anlatmış ve bu beyanlar komisyon tutanaklarına da yansımıştır.

Tüm bu bilgiler doğrultusunda Adil Serdar Saçan’ın,  şubesinde Adnan Oktar ve arkadaşlarına işkence yapıldığıtarihte (1999) FETÖ ile bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza yapılan işkence, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2005 tarih 2004/367 Esas, 2005/517K. Sayılı ve İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin 13.12.2016 tarih 2016/2365 Esas, 2016/2355 Karar sayılı kararlarıyla sabit olmasına rağmen, Adil Serdar Saçan ve emrinde çalışan polisler yıllarca yargıdaki FETÖ mensupları eliyle korunmuş ve nihayetinde dava zamanaşımına sokularak cezasız kalmaları sağlanmıştır.

b. Sahte ihbarlar ve yalancı gizli tanıklarla 2006-2008 yılları arasında yaşananlar

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız aleyhinde 2006-2008 yıllarında FETÖ’cü emniyet mensupları ve Sayın Adnan Oktar’a husumetli bazı kişilerin işbirliğiyle sahte ihbarlar ve sahte gizli tanıklar üretilerek gizli bir örgüt soruşturması başlatılmış ve arkadaşlarımız aynı bugün yapıldığı gibi gözaltına alınarak hapse gönderilmek istenmiştir. Söz konusu soruşturmada FETÖ’cü emniyet ve yargı mensuplarının sayısız hukuksuz davranışları olmuştur.

Adil Serdar Saçan’ın işkence ürünü sahte ifadelere dayalı olarak oluşturduğu “örgüt” dosyası kısmen beraat, kısmen zamanaşımı ile sonuçlanınca FETÖ yeni bir kumpas devreye sokmuş ve bu konuyu kurgulama görevini de Fikret Seçen-Mutlu Ekizoğlu ikilisine vermiştir. Ergenekon soruşturmalarının da mimarı olan bu ikili Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında “suç örgütü” soruşturması başlatmışlardır.

Şimdi bu soruşturma kapsamında hangi FETÖ’cüler tarafından hangi kumpasların yapıldığını tarihsel akışıyla isim isim konu konu ve maddeler halinde kısaca inceleyelim:

⇒ İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü Mutlu Ekizoğlu’nun(FETÖ/PDY davası firari sanığı) talimatıyla söz konusu gizli soruşturmayı yürütme ve fezlekesini hazırlama görevi, uzun yıllar Adil Serdar Saçan’ın sağ kolu olarak görev yapan ve tarafımızca açılan işkence davasında 200 yıl hapis istemiyle yargılanan ve bu davanın 2 numaralı sanığı olan baş komiser Serdal Akça’ya verilmiştir.

⇒ Aynı şubede görevli Başkomiser Seyfi Erdoğan (FETÖ/PDY Şike Kumpası davası tutuklu sanığı), Serdal Akça ve polis memuru Yalçın Çilbiroğlu (FETÖ/PDY Şike Kumpası davası tutuklu sanığı), Ekim 2006 tarihinde yönlendirdikleri bazı kişiler ve güya emniyete geldiği iddia edilen sahte ihbar telefonlarını bahane göstererek söz konusu soruşturmanın temelini kurgulamışlardır. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında soruşturma gerekçesi olarak gösterilen SÖZDE İHBAR TELEFONLARININ ASLINDA HİÇ GELMEDİĞİ, BUNLARIN

TAMAMEN MASA BAŞINDA ÜRETİLMİŞ SAHTE, DÜZMECE İHBARLAR OLDUĞU ANLAŞILMIŞTIR.

⇒ Mutlu Ekizoğlu’dan sonra İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü olan Hüseyin Işıldak (FETÖ/PDY davası sanığı) ve baş komiser Serdal Akça, söz konusu soruşturma dosyasına 04.12.2008 tarihinde “Gülderen Dönmez” sahte isimli düzmece bir ihbar mektubu yollamışlardır. Kendisini güya Adnan Oktar tarafından zorla alıkonulan bir kadın gibi tanıtan sahte ihbarcının el yazısı üzerinde daha sonra yapılan kriminal incelemede bu mektubun bir bayan değil BİR ERKEK TARAFINDAN GÖNDERİLDİĞİ ANLAŞILMIŞTIR.

⇒ Başkomiser Serdal Akça, bu soruşturma kapsamında ifade veren gizli tanıklarla ve dosyanın müştekileri ile işbirliği içerisine girmiştir. Serdal Akça’nın gizli tanıklardan biriyle yaptığı 30.07.2007 tarihli özel bir görüşme teknik takibe takılmış ve dosyaya girmiştir.

⇒ Başkomiser Seyfi Erdoğan (FETÖ Şike kumpası davasında tutuklu) ve Serdal Akça tarafından yazılan sahte gizli tanık ifade tutanakları maddi menfaat vaadiyle satın alınan kişilere imzalatılmıştır. Bu kişiler, daha sonra söz konusu ifadelerin hiçbir kelimesinin kendilerine ait olmadığını itiraf etmişlerdir.

⇒ Adil Serdar Saçan, Başkomiser Seyfi Erdoğan (FETÖ Şike kumpası davasında tutuklu) ve Vedat Mercan (Adil Serdar Saçan’ın emrinde çalışan ve arkadaşlarımızın açtığı işkence davasında yargılanan polis memuru), bu dosyanın bazı müştekileri ile işbirliği içerisine girmişlerdir. Soruşturmanın bazı müştekileri kendi aralarında yaptıkları telefon konuşmalarında Seyfi Erdoğan’dan “büyük oğlumuz” ve “bizim Seyfi”, Vedat Mercan’dan “kardeşimiz”, Serdal Akça’dan ise “büyük oğlumuzun yardımcısı” olarak söz etmişler ve bu polislerin talimatlarına göre hareket ettiklerini sürekli vurgulamışlardır.

Soruşturmayı yürüten FETÖ’cü polisler FETÖ’cü özel yetkili hakimlerden usulsüz telefon dinleme kararları temin etmişlerdir. Şube Müdürü Mutlu Ekizoğlu’nun (FETÖ/ PDY davası firari sanığı) talimatıyla, soruşturmanın müştekilerinden olan Cevat Babuna dosyada hukuksuz bir şekilde şüpheli olarak gösterilmiş ve evine müştekilerin kendi arasında “sağlam hat” diye tabir ettiği emniyete ait özel bir telefon yerleştirilerek bu telefon da dinlenmiştir.

⇒ Böylece C. Babuna ile kumpasçı polisler arasında gerçekleşen telefon konuşmaları da kaydedilmiştir. FETÖ’cülerin kumpas planlarını deşifre eden bu konuşmaların kaydedildiğini fark edince FETÖ’cü polisler paniğe kapılmıştır. Dönemin özel yetkili İstanbul C. Savcısı Fikret Seçen (FETÖ/PDY davası firari sanığı), Şube Müdürü Mutlu Ekizoğlu (FETÖ/PDY davası firari sanığı), baş komiser Seyfi Erdoğan (FETÖ Şike kumpası davasında tutuklu), Teknik Takip Büro Amiri Mustafa Kılıçaslan (FETÖ/PDY Tahşiyecilere Kumpas davası tutuklu sanığı), Ahmet Davulcu (FETÖ/PDY davası firari sanığı), Ahmet Bike ve başkomiser Serdal Akça, Cevat Babuna’nın evine yerleştirilen telefonda güya konuşma yapılmadığına dair sahte bir evrak düzenlemişler, sonrasında telefonun 3 aylık dinleme kayıtlarını “SES GELMİYOR” BAHANESİYLE haksız ve hukuksuz bir şekilde İMHA ETMİŞLER VE BÖYLELİKLE KUMPAS KONUŞMALARINI YOK ETMİŞLERDİR.Daha sonrasında, bu telefondan konuşmalar yapıldığı ve hiçbir ses sorununun olmadığı anlaşılmıştır.

⇒ Dönemin İstanbul Anadolu C. Savcısı Selçuk Sayıldı (FETÖ/PDY davası tutuklu sanığı), telefon dinleme kayıtları sahte evrak düzenlenerek haksız bir şekilde imha edilmiş olmasına rağmen, bu imhayı gerçekleştiren görevliler hakkında açılan soruşturma dosyasını, haksız ve hukuksuz bir şekilde takipsizlik kararı vererek kapatmıştır.

⇒ Daha sonra İstanbul Organize Suçlar Sube Müdürü olan Nazmi Ardıç (FETÖ/PDY “Mülkiye” yapılanması davası tutuklu sanığı) söz konusu telefon kayıtlarını imha eden görevliler hakkında açılan soruşturma dosyasına gönderdiği bir cevabi yazıda, kendisine sorulmadığı halde adeta dosyanın esasına dair savunma yaparak şüpheli polisleriaklama amaçlı beyanlarda bulunmuş ve daha da öteye giderek yapılan görüşme kayıtlarının içeriklerinde suç unsurları olduğunu belirtmiştir.

⇒ Dönemin Organize Suçlar Şube Müdürü Mutlu Ekizoğlu (FETÖ/PDY davası firari sanığı),kendi imzasını taşıyan 22.10.2007 tarihli emniyet fezlekesinde,aslında var olmayan hayali MSN kayıtları üzerinden savcılığı yanıltmak istemiştir.

Adil Serdar Saçan’ın, 15.11.2007 tarihli resmi dinleme kayıtlarına takılan telefon konuşmalarından, Saçan’ın FETÖ’cü Nazlı Ilıcak’ın eşi Emin Şirin vasıtasıyla dosyanın müştekileri ile irtibata geçtiği anlaşılmıştır.

Bu başlık altında kısaca özetlemeye çalıştığımız hukuksuzluk ve kumpasların çok önemli bir yönü vardır. Dönemin İstanbul Organize Suçlarla Müc. Şubesinde başlayıp daha sonrasında İst CBS CMK 250. maddeyle yetkili Özel Savcılığı’nda devam edip nihayetinde ise Üsküdar 4. Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla düşen bu dosya, husumetli müştekilerin ve bazı basın mensuplarının birçok art niyetli iftiralarına konu olmuştur.

Bu art niyetli kişiler, bu dosyanın kapanmış olmasını, güya FETÖ’cü yargı mensuplarının marifetiymiş gibi göstermeye çalışmışlar, dosyanın güya FETÖ’ye verilen paralar sonucunda kapatıldığı, hatta FETÖ’cü savcı Fikret Seçen tarafından kapatıldığı ve Sayın Oktar’ın güya  bu dosyada daha bir çok hukuksuz girişimde bulunduğu gibi bir çok asılsız iddia gündeme getirmişlerdir. Ancak gerçekler,bu asılsız iddiaların tam aksini göstermektedir…

Bu soruşturma aslında hiçbir zaman var olmayan sahte emniyet ihbarlarıyla açılmıştır. Soruşturma kapsamında FETÖ’cü emniyet görevlileri tarafından korkutulup kandırılan gizli tanıklar devşirilmiştir. Kendisini “zorla alıkonan bir bayan” gibi tanıtan sahte ihbarcının aslında erkek olduğu anlaşılmıştır. FETÖ’cü emniyet görevlileri ve FETÖ’cü savcılar tarafından dosyanın müştekileri şüpheli olarak gösterilip dinleme kararları alınmış ve evlerine emniyete ait kayıt cihazları yerleştirilmiştir. FETÖ’cü polisler dosyanın müştekileri ile yakın ilişkiler kurup gayri hukuki iş birliği içerisine girmişlerdir. Bu ilişkiler tapelere ve telefon dinleme tutanaklarına yansımıştır. Daha sonra bu telefon görüşme kayıtları sahte evraklar düzenlenerek imha edilmiştir. Bu kumpasları kuran FETÖ’cü emniyet görevlilerinin hepsi, yine FETÖ’cü hakim ve savcılar tarafından uzun yıllar boyunca korunmuştur.

Bugün ise geçmiş tekerrür etmekte ve geçmişteki olayların bir benzeri yeniden yaşanmaktadır. İşte bu sebeplerden dolayı müştekilerin ve FETÖ’cülerin kendi hukuksuzluklarını örtbas etmek için Sayın Oktar’a saldırdıkları bu dosyada yaşananlara ait gerçekleri biraz daha detaylı olarak anlatmamızın faydalı olacağı kanaatindeyiz. - Pek tabiki bu yazımızda bahsettiğimiz hususlar mecburen özet mahiyetinde kalmakta olup tarafınızca talep edildiği takdirde çok daha ayrıntılı beyanlarımızı delilleriyle birlikte paylaşabileceğimizi bilmenizi isteriz. –

Organize Suçlar Şube Eski Müdürü Mutlu Ekizoğlu (FETÖ/PDY davası firari sanığı),  söz konusu gizli soruşturmanın fezlekesini hazırlama görevini, uzun yıllar Adil Serdar Saçan’ın sağ kolu olarak görev yapan ve arkadaşlarımızın açtığı işkence davasında 200 yıl hapis istemiyle yargılanan ve davanın 2 numaralı sanığı olan baş komiser Serdal Akça’ya vermiştir:

a)               Serdal Akça, TBAV camiası mensuplarına kendisi hakkında açtıkları işkence davasından ve sair davalardan dolayı uzun yıllardır yoğun husumet beslemektedir. Çünkü, Serdal Akça’nın başka bir işkence suçundan dolayı kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmaktadır ve bu işkence davasından da ceza aldığı takdirde hapse girmesi mevzubahistir.

Ayrıca Serdal Akça, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı tehdit etmek ve hakaret etmek suçlarından yargılanmış ve mahkumiyet cezaları almıştır. Aynı zamanda, Serdal Akça TBAV camiası mensuplarına yaptığı işkencelerden dolayı emniyet içerisinde de soruşturmalar geçirmiştir.

b)               Tüm bu gerçeklere rağmen, dönemin İstanbul organize suçlar şube müdürü Mutlu Ekizoğlu, camiamız hakkında yürütülen soruşturmanın fezlekesini hazırlama görevini kasıtlı olarak Serdal Akça’ya vermiştir. Serdal Akça’nın bu soruşturmada tarafsız ve ön yargısız olamayacağı, kendisi hapse girme riskiyle karşı karşıyayken, kendini kurtarmaya yönelik hukuksuz eylemlere tevessül edebileceği son derece açıktır ki nitekim de böyle olmuştur.

Serdal Akça, hazırladığı fezlekeye görevinin gereğini aşarak kendi kişisel husumet hislerini karıştırmış ve yargılandığı işkence davasına savunma olacağını düşündüğü hakaret boyutuna varan birçok iddiada bulunmuştur. Serdal Akça, soruşturma sürecinde yazdığı her detayı hemen ertesi gün yargılandığı işkence davasına sunup kendini savunmaya çalışmıştır. Ancak, fezlekede yer alan hakaret içerikli sözler nedeniyle arkadaşlarımız savcılığa suç duyurularında bulunmuş ve neticesinde hakaret suçundan ceza almıştır.

Baş komiser Seyfi Erdoğan (FETÖ/PDY Şike kumpası davası tutuklu sanığı), Serdal Akça ve polis memuru Yalçın Çilbiroğlu (FETÖ/PDY Şike kumpası davası tutuklu sanığı), Ekim 2006 tarihinde yönlendirdiği bazı kişiler ve sahte ihbar tutanaklarına dayanarak söz konusu soruşturmanın temelini oluşturmuşlardır.

a)      Emniyet içerisindeki FETÖ’cülerin ellerinde bulundurdukları gücü kötüye kullanarak gerçekleştirdikleri kumpas uygulamaları içinde, hukuk ve adalet adına en vahim ve kaygı verici olanlarından birisi hiç kuşkusuz ki sahte ihbar yöntemidir. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız da farklı zamanlarda bu sahte ihbar kumpasının mağduru olmuşlardır. Bu kumpaslardan ilki, 2006’da gizli olarak yürütülen yukarıda bahsettiğimiz örgüt soruşturmasının başlangıç aşamasında yaşanmıştır.

Dönemin FETÖ’cü emniyet mensupları ve FETÖ’cü Nazlı Ilıcak’ın eşi Emin Şirin’in telkin ve yönlendirmeleriyle camiamıza husumetli bazı aileler şubeye getirilmiş ve burada soruşturmayı yürütecek olan Seyfi Erdoğan ve Serdal Akça ile tanıştırılmışlardır.

Bahsettiğimiz aileler Şube’de Serdal Akça’ya ifadelerini vermişler ve bundan sonra gariplikler silsilesi başlamıştır. Her nasılsa ailelerin ifadelerinin ardından emniyetin ihbar hattı olan telefona Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında, isimsiz ve arayan numaranın belli olmadığı ihbar telefonları gelmeye başlamış ve bu ihbarların tamamını Serdal Akça, Seyfi Erdoğan ve polis memuru Yalçın Çilbiroğlu almışlardır. Hatta bu ihbarların bir kısmı şaşırtıcı şekilde aynı günler içerisinde yapılmıştır. Burada oldukça kuşku verici bir durum olduğu açıktır.

04.11.2006 ve 15.11.2006 tarihlerinde yapılan BU SAHTE İHBARLARIN KİMLER TARAFINDAN VE HANGİ TELEFON NUMARALARINDAN YAPILDIĞINI, NEDENSE ARAŞTIRMAYA DA İHTİYAÇ DUYULMAMIŞTIR. Daha öncesinde ve sonrasında haklarında tek bir ihbar bile bulunmayan Sayın Adnan Oktar hakkında bir anda düğmeye basılmış gibi isimsiz ihbarlar gelmeye başlamıştır.

b)      Daha sonrasında arkadaşlarımızın şikayetleri üzerine İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği

tarafından yapılan inceleme neticesinde savcılığa yazılan 10.06.2015 tarih ve 61/34.1349-13 sayılı yazı da, “…Müfettişliğimizce yapılan araştırmalar neticesinde, söz konusu telefon ihbar tutanaklarında ihbarda bulunanların isim ve telefonlarına ilişkin bilgilerin bulunmadığı, İstanbul İl Emniyet Müdülüğünde anılan ihbarlara ait sesli kayıtların da bulunmadığı anlaşılmış olup, iddia konusu telefon ihbar tutanaklarına konu İHBARLARIN GERÇEKTEN YAPILIP YAPILMADIĞI KONUSUNDA SOMUT HİÇBİR BİLGİ VE BELGEYE ULAŞILAMAMIŞTIR…” denilmiştir.

İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü Hüseyin Işıldak (FETÖ/PDY davası sanığı) ve baş komiser Serdal Akça, söz konusu soruşturma dosyasına 04.12.2008 tarihinde “Gülderen Dönmez” imzalı bir sahte ihbar mektubu gelmesini sağlamışlardır. Mektupta kendisinin güya Adnan Oktar tarafından zorla alıkonduğunu öne süren kişinin gerçekte bir erkek olduğu, sahte ihbar yazısı üzerindeki kriminal genetik incelemede ortaya çıkmıştır.

a)        Söz konusu soruşturmanın gizli olarak yürütülmeye devam ettiği 2008 yılında dönemin İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü Hüseyin Işıldak ve Serdal Akça soruşturma dosyasına konulmak üzere bir bayandan geldiği iddia edilen bir ihbar mektubu iletmişlerdir.

“Gülderen Dönmez” sahte ismiyle postaya verilen bu mektupta, -tıpkı bugün sıklıkla dile getirildiği gibi-güya bayan olduğunu,sözde Sayın Adnan Oktar’ın yanında zorla tutulduğunu, güya korktuğu için ayrılamadığını ve şantaj yapılarak ailesi hakkında iftiralar atması için zorlandığına dair uydurma iddialarda bulunmuştur.

b)        Ancak daha sonra mektup kriminal incelemeye gönderilmiş ve yapılan genetik inceleme ne-

ticesinde hazırlanan 30.12.2008 tarihli raporda MEKTUBUN BİR BAYAN DEĞİL ERKEK ŞAHIS TARAFINDAN KALEME ALINDIĞI ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

EGM Kriminal Polis Labaratuvarı uzmanlarınca yapılan 30.12.2008 tarih ve BİY 2008/5058 numaralı moleküler genetik inceleme neticesinde verilen raporda şu ifadelere yer verilmiştir :

“…lokuslarının çoğaltılıp tiplendirilmeleri ile elde edilen genotip bulguların BİR ERKEK ŞAHSA

AİT OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞ olup…”

c)         Söz konusu sahte ihbar mektubu 04.12.2008 tarihinde posta yoluyla emniyete ulaşmıştır. Seyfi Erdoğan ve Serdal Akça hemen ertesi gün 05.12.2008 tarihinde bu mektubu savcılık dosyasına göndermişlerdir.SERDAL AKÇA KENDİ YARGILANDIĞI İŞKENCE DOSYASINA SUNDUĞU 05.12.2018 HAVALE TARİHLİ SAVUNMA DİLEKÇESİNDE BU SAHTE İHBAR İÇERİĞİNDEKİ ASILSIZ İDDİALARA HARFİYEN DEĞİNMİŞTİR.

Serdal Akça’nın bu ihbar mektubundan aynı gün haberdar olup iddia sahibini ve iddiaların gerçekliğini araştırmaya ihtiyaç duymadan alelacele dava dosyasına sunması bu sahte mektup olayını kimin organize ettiğini açığa çıkarmıştır.

Baş komiser Serdal Akça, bu soruşturma kapsamında ifade veren gizli tanıklarla ve dosyanın müştekileri ile işbirliği içerisine girmiştir.

a)                 Serdal Akça, söz konusu soruşturmanın emniyet aşamasında hayali ihbar telefonlarının yanı

sıra bazı yalancı gizli tanıklarda oluşturmuş ve bu kişileri kandırarak yalan beyanlarda bulunmalarını sağlamıştır.

Ancak Serdal Akça, tabiri caizse kendi hazırladığı tuzağa kendisi düşmüş ve bu gizli tanıkların bazıları ile yaptığı görüşmeler teknik takibe takılmıştır.

b)                Serdal Akça kendi kullanımında olan 0505 512 ……. numaralı telefondan 30.07.2017 günü

saat 19.20 sıralarında soruşturma dosyasının gizli tanıklarından birini arayarak dosyanın müştekisi olan Emel Tezyapar’a ulaşmaya çalışmıştır.

 

Bu konuşmanın hemen ardından söz konusu gizli tanık, Emel Tezyapar’a Serdal Akça’nın cep telefonu numarasını mesaj olarak göndermiştir.

 

c) Aynı gün (30.07.2007) saat 22.01’de dosyanın müştekileri olan Makfire Saraçoğlu ve Semin Babuna arasında geçen bir telefon görüşmesinde, Serdal Akça’nın Emel Tezyapar’a ulaştığı ve ondan bir takım bilgiler aldığı anlaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere Makfire Saraçoğlu, Serdal Akça’nın şüpheli Emel Tezyapar’ı aramasını Semin Babuna’ya bildirmiş ve telefonda şifreli olarak Serdal Akça hakkında “BÜYÜK OĞLUMUZUN YANINDAKİ YARDIMCISI” diye bahsetmiştir. Birazdan detaylarını açıklayacağımız üzere, konuşmada “BÜYÜK OĞUL”diye tabir edilen kişi ise Serdal Akça’nın onunla beraber soruşturmayı yürüten o dönemdeki amiri SEYFİ ERDOĞAN’dır.

d) Dosyanın müştekisi olan Emel Tezyapar’ın 14.09.2007 tarihinde saat 18.15 sularında kendi kullanımında olan 0536 209 ……. numaralı cep telefonundan soruşturmanın gizli tanıklarından biri ile yaptığı telefon görüşmesinden, Emel Tezyapar ve diğer müştekilerin Serdal Akça ve Seyfi Erdoğan ile olan yakınlıkları ve düzenli olarak görüştükleri anlaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere, dosyanın müştekisi Emel Tezyapar, başkomiser Seyfi Erdoğan’dan “BİZİM SEYFİ” olarak söz etmektedir. Bu telefon görüşmesi ile;

⋅ Dosyanın müştekileri ile soruşturmayı yürüten (ve sonradan FETÖ soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan) emniyet görevlileri arasındaki iş birliği açıkça görülmektedir.

⋅ Seyfi Erdoğan, Serdal Akça ile beraber hazırladıkları ve hazırlanması için dosyanın müştekilerini teşvik ettikleri sahte delillerin, arkadaşlarımızı  sıkıntıya düşüreceğinden bahisle kendince müjdeli bir haber vermektedir.

⋅ Serdal Akça’nın, diğer müştekilerin erişim hakkı olmayan belgeleri, onlara temin ettiği anlaşılmaktadır.

e) Dosyanın müştekileri Semin Babuna ve Makfire Saraçoğlu arasında 23.07.2007 günü saat 13.06 sularında gerçekleşen bir telefon görüşmesinde başka bir şehre tayini çıkan ve aynı zamanda terfi olan bir emniyet görevlisinden bahsedilmekte ve bu kişi için “kardeşimiz” ifadesi kullanılmaktadır.

Yukarıdaki görüşme kayıtlarından anlaşıldığı üzere, Makfire Saraçoğlu ve Semin Babuna İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Suçlarla Mücadele Şubesinde görevli bir emniyet memurundan bahsetmekte ve bu kişinin kendilerine çok yardımcı olduğunu, o tarihte tayininin çıktığını ama tayin olduğuyerde daha çok yardımının dokunabileceğini belirtmektedir.

f) Dosyanın müştekileri Semin Babuna ve Makfire Saraçoğlu arasında yapılan 04.06.2007 tarih saat 19.49’da yapılan bir telefon konuşması da, müştekilerin İstanbul Organize Suçlar Şubesi memurları ile ne kadar iç içe olduklarına dair delil teşkil etmektedir.

g) Dosyanın müştekileri Semin Babuna ve Makfire Saraçoğlu arasında geçen 04.07.2007 tarih saat 10.28’de gerçekleşen bir telefon konuşması ise şu şekildedir:

Söz konusu görüşmede, “Büyük oğlumuz” olan bahsedilen baş komiser Seyfi Erdoğan’ın, müştekilere camiamıza karşı yapacakları polis operasyona dair önceden bilgi verdiği ve müştekilerin de bu operasyona onay verdiği açık ve net olarak anlaşılmaktadır.

Tüm bu konuşmalar, İSTANBUL ORGANİZE SUÇLARLA MÜCADELE ŞUBESİNDE 2007 SENESİNDE GÖREVLİ FETÖ’CÜ ÜST DÜZEY POLİS MEMURLARININ, SORUŞTURMA DOSYASININ MÜŞTEKİLERİ VE GİZLİ TANIKLARI İLE GAYRİMEŞRU İLİŞKİLER İÇERİSİNDE OLDUKLARINI VE CAMİAMIZA YÖNELİK SAHTE İHBAR VE DÜZMECE DELİLLERLE BİR KUMPAS GİRİŞİMİNDE BULUNDUKLARINI GÖZLER ÖNÜNE SERMEKTEDİR.

Dönemin İstanbul C. Savcısı Fikret Seçen (FETÖ/PDY davası firari sanığı),Şube Müdürü Mutlu Ekizoğlu (FETÖ/PDY davası firari sanığı), Baş komiser Seyfi Erdoğan (FETÖ Şike kumpası davasında tutuklu), Teknik Takip Büro Amiri Mustafa Kılıçaslan (FETÖ/PDY Tahşiyecilere Kumpas davası tutuklu sanığı), Ahmet Davulcu (FETÖ/PDY davası firari sanığı), Ahmet Bike ve baş komiser Serdal Akça, dosyanın müştekisi olan Cevat-Semin Babuna’yı şüpheli gibi gösterip evine “sağlam hat” diye tabir ettikleri bir telefon yerleştirip bu telefonu dinlemişlerdir.Daha sonrasında yerleştirilen telefonda konuşma yapılmadığına dair sahte bir evrak düzenlemişler ve telefonun 3 aylık dinleme kayıtlarını “ses gelmiyor” bahanesiyle haksız ve hukuksuz bir şekilde imha etmişlerdir. Daha sonrasında, bu telefondan konuşmalar yapıldığı ve hiçbir ses sorununun olmadığı anlaşılmıştır.

a) Söz konusu soruşturma kapsamında yaklaşık 120 ayrı telefon teknik takip altına alınarak dinlenmiştir. Bu telefon dinlemelerinde şube görevlileri tarafından bir takım hukuksuzlar yapılmıştır.

Soruşturma dosyasının müştekisi olan Cevat Babuna, emniyet tarafından dosyada hukuka aykırı olarak sanki şüpheliymiş gibi gösterilip tutanak düzenlenerek savcılıkça hakkında usülsüz telefon dinleme kararı temin edilmiştir. Bu kararın ardından, Cevat-Semin Babuna’nın evinde arka odaya müştekilerin arasında “sağlam hat”olarak tabir edilen emniyete ait ikinci bir telefon yerleştirilmiş ve bu telefon da dinlemeye alınmıştır.

Cevat-Semin Babuna’ya ait 0216 358 …….numaralı telefon savcılık kararıyla 6 ay dinlenmiştir.Müştekilerin kendi aralarında “sağlam hat” olarak tabir ettikleri 0216 369 ……. numaralı diğer telefon ise 3 ay dinlendikten sonra şube müdürü MUTLU EKİZOĞLU İMZALI SAHTE BİR EVRAK DÜZENLENEREK bu telefon hattından güya “ses gelmediği” iddiasıyla konuşmaların imha edilmesi talep edilmiştir. Bu talep üzerine soruşturma savcısı FİKRET SEÇEN KONUŞMALARIN İMHA EDİLMESİNE karar vermiştir.

Hâlbuki imha edilen telefondan 3 ay boyunca çok yoğun görüşmeler yapılmış ve görüşmelerde ses sorunu yaşanmamıştır. Şöyle ki;

b) Cevat-Semin Babuna’nın teknik takipte olan 0216 358 ……. numaralı telefonuyla yapılan görüşmeler diğer imha edilen telefonunda aslında aktif olarak kullanıldığını hem de özel ve gizli görüşmeler için kullandığını göstermektedir.

Semin Babuna bu telefonu kapattıktan saniyeler sonra X Bayanı “sağlam tabir ettikleri hattan” aramıştır. Bu ikinci görüşmeye ait bilgiler ise yine teknik takipte olan 0537 819 ……. numaralı telefona ait kayıtlardan elde edilmiştir. Aşağıda alıntıladığımız bu konuşma da 0216 369 ……. numaralı emniyet tarafından imha edilen telefonun özel bir amaçla kullanıldığını ve “sağlam hat” olarak adlandırıldığını ispatlamaktadır.

c) Bu hattın özel amaçlarla kullanıldığını ve imha tutanağında belirtilen “ses gelmiyor” iddiasının düzmece olduğuna dair bir diğer kanıt ise, dosyanın müştekileri Semin Babuna ve Makfire Saraçoğlu arasında geçen 14.06.2007 tarihli aşağıdaki telefon görüşmesidir.

d) Aynı şekilde dosyanın müştekileri Semin Babuna ve Makfire Saraçoğlu arasında geçen 04.06.2007 tarihli telefon görüşmesi de bu hattın aktif olarak kullanıldığının delili niteliğindedir.

Söz konusu telefon görüşmelerinin hepsi müştekilerin “sağlam hat” diye tabir ettikleri hattan gerçekte çok sayıda görüşme yapıldığını, “ses gelmiyor” gerekçesinin doğru olmadığını ve FETÖ’cü polislerin C. Babuna’ya ait  0216 369 94 68 numaralı telefon dinleme kayıtlarını haksız ve düzmece gerekçelerle imha ettiklerinigözler önüne sermektedir.

FETÖ’cü kumpasçı polislerin sahte tutanakla ses kayıtlarını imha etmeleri hakkında savcılığa suç duyurusu yapılmıştır. Ancak soruşturmayı yürüten dönemin İstanbul Anadolu C.Savcısı Selçuk Sayıldı (FETÖ/PDY davası tutuklu sanığı), telefon dinleme kayıtlarının sahte evrak düzenlenerek haksız bir şekilde imha edilmiş olduğu belgelerle sabit olmasınarağmen, bu imhayı gerçekleştiren görevliler hakkında açılan soruşturma dosyasını haksız ve hukuksuz bir şekilde takipsizlik kararı vererek kapatmıştır.

Yukarıda detaylarıyla birlikte izah ettiğimiz üzere, söz konusu soruşturmanın emniyet aşamasında yapılan teknik takiplerde Fetö’cü polislerce birçok hukuksuzluk yapılmıştır. Tüm bu hukuksuzluklar nedeniyle İstanbul Anadolu C.B.Savcılığında 2013/75437 sor numaralı soruşturma açılmıştır. Ancak, soruşturma savcısı Selçuk Sayıldı, bu kadar ayanbeyan açık olan tüm bu hukuksuzlukları görmezden gelerek  20.01.2014 tarih 2014/7724 sayılı karar ile takipsizlik kararı vererek soruşturmayı kapattırmıştır.

Dönemin İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürü Nazmi Ardıç (FETÖ/PDY “Mülkiye” yapılanması davası tutuklu sanığı) söz konusu telefon kayıtlarını imha eden görevliler hakkında açılan soruşturma dosyasına gönderdiği bir yazıda, adeta dosyanın esasına dair savunma yaparak şüphelileri aklama amaçlı beyanlarda bulunmuştur. Hatta daha da öteye giderek yapılan görüşme kayıtlarının içeriklerinde suç unsurları olduğunu belirtmiştir.

Söz konusu telefon kayıtlarının hukuka aykırı bir biçimde imha edilmesi ile ilgili olarak İstanbul Anadolu C.B.Savcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, soruşturma savcısı Selçuk Sayıldı Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürlüğü’nden imha işlemini yapan görevlilerin kimlik bilgilerini talep etmiştir.

Savcı, şubeden sadece kimlik bilgilerini talep ettiği halde, dönemin şube müdürü Nazmi Ardıç 16.08.2013 tarihli cevabi yazıda konudışı açıklamalara girişmiştir.Kendisinden dosyanın esasıyla ilgili bir açıklama talep edilmemiş olmasına rağmen, “..şikayet dilekçelerindeki iddialarla ilgili, bir talep olmamasına rağmen teknik ayrıntılar içerdiğinden ilgili konuların açıklığa kavuşması amacıyla yapılan arşiv çalışmalarında…” ifadeleriyle başlayarak tam 5 paragraf açıklama yapmak suretiyle kumpasçı polisleri korumaya çalışmıştır.

Hiç şüphesiz ki, Nazmi Ardıç’ın savcılıkça bir talep olmamasına rağmen adeta esasa dair savunma yapan şüpheli müdafii edasıyla bir yazı hazırlamasının bazı nedenleri vardır. Bu nedenlerden sadece birkaçı şu şekildedir:

⋅ 0216369 ….…. numaralı telefon kayıtlarının imhası hakkındaki 24.08.2008 tarihli evrakta şube müdürü olarak kendi imzası bulunmaktadır. Nazmi Ardıç, soruşturmanın genişlemesi halinde kendisinin de şüpheli sıfatında yargılanacağını önceden bilmektedir.

⋅ Söz konusu 24.08.2008 tarihli evrakın ekinde bulunan 1 sayfalık imha tutanağında kendi yardımcılığını yapan FETÖ’cü Ahmet Davulcu’nun adı ve 34.T.O.03717 nolu aidiyet numarası bulunmakta ve adı “imha eden” olarak geçmektedir.

⋅ Nazmi Ardıç’ın yardımcılığını yapan Ahmet Davulcu isimli Fetö’cü emniyet memuru imha edilen telefon kayıtlarının teknik takip işlerini yürüten görevlilere 34.T.O.03717 aidiyet numarası ile “yönetici aidiyeti” olarak atanan kişidir.

⋅ Fetö’cü Ahmet Davulcu imha edilen tüm telefon hattının tüm verilerini TİB KDM modülünden de imha eden isimdir.

⋅ Ayrıca telefon hattının imhası hakkındaki evraklarda imzası olan dönemin şube müdürü Fetö’cü Mutlu Ekizoğlu, Nazmi Ardıç’ın yakın arkadaşıdır. Bu ikili hem İstanbul hem de İzmir Emniyeti’nde yıllarca beraber çalışmışlardır.

Görüldüğü üzere Nazmi Ardıç, hem yardımcısı FETÖ’cü Ahmet Davulcu ile arkadaşı FETÖ’cü Mutlu Ekizoğlu’nu aklamak, hem de soruşturmanın ilerleyen safhalarında konunun kendisine de sirayet etmesinin önünü kesmek amacıyla bu şekilde uzun bir cevabi yazı hazırlayıp soruşturma dosyasına göndermiştir.

Baş komiser Seyfi Erdoğan (FETÖ Şike kumpası davasında tutuklu) ve Serdal Akça’nın, bizzat ifadesini aldığı bazı gizli tanıklar daha sonradan emniyet tarafından alınan ifadelerinin kendi bilgileri dışında değiştirildiğini ve çarpıtıldığını belirtmişlerdir.

Söz konusu soruşturma kapsamında toplam 8 kişinin emniyet müdürlüğünde ifadeleri alınmış ve bu kişiler gizli tanık ifadeleri olarak dosyaya girmiş ve bu kişilerin tüm bilgileri gizli tutulmuştur.

Ancak, aradan bir süre geçtikten ve bu kişiler kendi ifadelerini savcılık dosyasında gördükten sonra bu gizli tanıklardan bazıları –kimlik bilgilerinin ifşa olmasını göze alarak- dosyaya dilekçeler sunmuşlar ve kendilerinin ŞİKAYETÇİ OLMAK İÇİN DEĞİL BİLGİ VERMEK VE BİRKAÇ SORUYU CEVAPLAMAK AMAÇLI EMNİYETE GİTTİKLERİNİ, İFADELERİNİN RIZASI DIŞINDA DEĞİŞTİRİLDİĞİNİ, ÇARPITILDIĞINI FARK ETTİKLERİNİ, GİZLİ TANIK OLDUKLARINDAN HABERLERİ OLMADIĞINI BELİRTMİŞLERDİR.

Adnan Oktarve arkadaşları hakkında bu denli geniş çaplı bir soruşturmanın güya emniyete gelen kimliksiz telefon ihbarlarıyla ve kandırılarak alınan sahte gizli tanık ifadeleriyle başlatılmış olması hukuken son derece kaygı verici bir durumdur.

c) Sayın Adnan Oktar’ın evinde güya kaçak tarihi eser sakladığı sahte ihbarı üzerine 2012’de yaşananlar

Dönemin İstanbul Mali Suçlar Şube Müdürü Yakup Saygılı (FETÖ/PDY davası tutuklu sanığı) Kadıköy C. B. Savcılığı’na gönderdiği 14.07.2012 tarihli yazıda, emniyete VPN sistemi üzerinden simhacetin@hotmail.com isimli bir hesap üzerinden bir ihbar geldiğini ve bu mailde güya Sayın Adnan Oktar’ın evinde kaçak tarihi eser sakladığı iddia edildiğini belirtmiş ve Sayın Adnan Oktar hakkında arama ve gözaltı kararı verilmesini talep etmiştir. Tahmin edileceği üzere Yakup Saygılı’nın asıl hedefi tarihi eser aramak bahanesiyle girdikleri eve yerleştirilecek düzmece suç unsurlarıyla ve sahte tutanaklarla kumpası derinleştirmektir.

Ancak, daha sonra söz konusu mail hesabının sahte olup klasik bir FETÖ’cü taktiği olan yurt dışından VPN denilen IP gizleme tekniğiyle gönderildiği ve ihbar içeriğindeki iddiaların da iftira olduğu anlaşılmıştır.

Dönemin Mali Suçlar Şube Müdürü Yakup Saygılı (FETÖ/PDY davası tutuklu sanığı) ve diğer sorumlu polis memurları hakkında Adnan Oktar ve arkadaşlarının yaptığı şikayetler neticesinde EGM Merkez Disiplin Kurulu’nca idari soruşturma yapılmış ve neticesinde 10.07.2014 tarih ve 14/314 nolu karar ile 24 ay terfi durdurma cezası verilmiştir.

d) Cemil Çiçek ve Taha Akyol’un girişimleri

Dönemin Adalet Bakanı olan Cemil Çiçek (FETÖ konusunda; “hepimizin günahı var, belki benim vebalim yüzde 90” dediği bilinmektedir) ve gazeteci Taha Akyol (17-25 Aralık sürecinde FETÖ lehine yayınlar yaptığı bilinmektedir), Sayın Adnan Oktar’a husumeti bilinen Cevat Babuna, Semin Babuna ve

Makfire Saraçoğlu ile işbirliği yaparak Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde örgüt suçlamasıyla yargılandığı davada verilen zamanaşımı kararının Yargıtay tarafından bozulması için yoğun girişimlerde bulunmuşlardır.

Cemil Çiçek ve Taha Akyol’un bu girişimleri, camiamız hakkında yukarıda bahsettiğimiz2007 yılında yürütülen gizli soruşturma kapsamında yapılan telefon dinlemelerine takılmıştır. (Söz konusu telefon kayıtlarını talebiniz halinde tarafınıza gönderebileceğimizi tekraren hatırlatmak istiyoruz)

Dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı vekili Hüseyin Görüşen (FETÖ/PDY davası tutuklu sanığı), Cemil Çiçek hakkında bu hukuksuz girişimler nedeniyle açılan soruşturmayı haksız bir şekilde takipsizlik kararı vererek kapatmıştır.

Dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Savcısı Erdoğan Gökçek (FETÖ/PDY davası tutuklu sanığı), Taha Akyol hakkında bu hukuksuz girişimler nedeniyle açılan soruşturmayı haksız bir şekilde takipsizlik kararı vererek kapatmıştır.

e) FETÖ, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı “Ergenekon davasına” dahil etmek için kumpas kurmuştur.

Bilindiği üzere Fetö’nün TSK’yı dizayn edebilmek için kurguladığı Ergenekon kumpasında, birçok konut, işyeri, ve askeri arazi aranarak binlerce evrak ve dijital materyallere el konulmuştu. Ergenekon ve muadili soruşturmalar kapsamında içlerinde muvazzaf ve emekli askerler, yargı mensupları, siyasetçiler, gazeteciler, eski bakanlar da olmak üzere 1.200 kişinin cep telefonu dinlenerek kayda alınmış ve binlerce kişi haksız yere yıllarca cezaevinde tutulmuştu. Tüm bunların haricinde ise örgütün Ergenekon soruşturmasına eklemek üzere çok sayıda kişiyi yedekte tuttuğu bilinmekteydi.

Basına yansıyan haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla, örgütün hukuka aykırı bir soruşturma başlatarak yedek olarak gördüğü bu kişilerin telefonlarını dinlendiği de anlaşılmıştır.

Örgütün deşifre olmasından sonra İstanbul C.B.Savcılığı, Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından incelemeye alınan bu dosya içeriğinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza kurulan kumpas da açıkça görülmektedir.

FETÖ’nün arkadaşımız Oktar Babuna’nın da içerisinde bulunduğu uydurma bir soruşturma başlatarak cep telefonunu dinlediği ve bu sayade Ergenekon soruşturmasına dahil etmeyi planladığı anlaşılmıştır. 

https://odatv.com/iste-fetonun-elinden-kacirdigi-515-kisi-04071858.html

 

Görüldüğü gibi basında çıkan mesnetsiz, somut delillere dayanmayan iddiaların aksine, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız yıllardır FETÖ’cü emniyet ve yargı mensuplarının hukuksuzluklarının ve kumpaslarının mağduru olmuştur. FETÖ’cüler özellikle emniyet ve yargı içerisinde en güçlü oldukları dönemlerde FETÖ’cülerin kontrolündeki basın organlarıyla işbirliği içinde tıpkı bugün olduğu gibi camiamız hakkında birebir aynı iddialarla örgüt davası açıp Sayın Adnan Oktar’ı güya bir suç örgütü lideri, biz arkadaşlarını ise güya örgüt yöneticeleri ve üyeleri  olarak kamuoyuna lanse etmeye ve hapse göndermeye çalışmışlardır. Tabi ki, bu hain yapının yıllar içerisinde camiamız aleyhinde yaptığı haksızlık ve hukuksuzluklar yukarıda sıraladığımız olaylarla sınırlı değildir.

Şu an yürütülmekte olan ilerleyen zamanlarda diğer delillerimizi de sunmaya devam edeceğiz.