6. SÖZDE FETÖ BAĞLANTISI İDDİALARININ CEVAPLARI

6.8. Sayın Adnan Oktar’ın güya Jonathan Schanzer ve Mark Dubowitz’i ağırladığı iddiası

 

Basında yer alan ve gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bir diğer konu da, ABD’deki kumpas davasının açılması ve FETÖ/PDY ile ilişkili olduğu düşünülen Foundation For Defense of Democracies (FDD) isimli düşünce kuruluşunun Jonathan Schanzer ve Mark Dubowitz isimli yöneticilerinin güya Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız tarafından Türkiye’de misafir edildiğine dair uydurma iddiadır.

Bu iddianın devamında ise, gerçekte yaşanmamış olan bu misafir etme senaryosu, kumpas (Halkbank-Hakan Atilla) davasının ABD’deki hakimi Richard Berman’ın FETÖ/PYD tarafından Türkiye’de misafir edilmesi olayına benzetilerek camiamız ile FETÖ arasında sözde bir bağlantı varmış izlenimi verilmeye çalışılmıştır.

Bu iddia, husumetli müştekilerin ve bir kısım medyanın camiamızı suni bir şekilde FETÖ ile ilişkilendirme çabalarının bir başka tezahürüdür. Basına yansıyan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla, bir müştekinin asılsız iddialarına dayanan bu senaryo da diğerleri gibi tamamen hayal ürünü olup hiçbir tutarlı yanı yoktur.

Sayın Adnan Oktar, bu iddiada adı geçen Jonathan Schanzer ve Mark Dubowitz ile hiçbir şekilde tanışmamaktadır, bu kişilerle hiçbir görüşmesi, diyaloğu, bağlantısı ve alakası da bulunmamaktadır. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, bu kişileri hiçbir şekilde Türkiye’de misafir de etmemiştir.

Bu iddianın çıkış noktası ise Jonathan Schanzer isimli kişinin 2013 yılında, Adnan Oktar’ın A9 TV’deki bir canlı yayınına müşteki Ceylan Özgül’ün aracılığıyla, telekonferans görüşmesi için bağlanmaya çalışması olmuştur. Canlı yayına da yansıyan bu telekonferans denemesi, telefon bağlantısının sağlanamaması nedeniyle gerçekleşmemiştir. Adnan Oktar’ın Jonathan Schanzer isimli kişiyle olan tüm alakası gerçekleşmeyen bu telekonferans denemesinden ibarettir. Adnan Oktar, bu kişiyi tanımamaktadır ve bu kişi ile arasında daha sonra da hiçbir görüşme gerçekleşmemiştir.

Mark Dubowitz isminin nereden ortaya atıldığı ise tamamen meçhuldür, çünkü bu kişiyle bu tür bir senaryoya konu olabilecek bir telekonferans denemesi dahi bulunmamaktadır. Mark Dubowitz isimli şahsın bu iddiaya dahil edilmesi, bu senaryoyu kurgulayan husumetli müştekilerin hayal gücünün bir ürünüdür ve bu kişilerin camiamızı mağdur etmek için iftirada ve yalanda ne derece ileri gidebildiklerini gösteren somut bir örnektir.

Bilindiği üzere, Sayın Adnan Oktar, A9TV’deki canlı yayın programlarında, çeşitli milletlerden yüzlerce yabancı gazeteci, fikir adamı, sivil toplum kuruluşu yöneticisi ile telekonferans yöntemiyle sohbet etmiş, milyonların şahit olduğu bu görüşmelerde bu kişilere İslam’ı tebliğ etmiş, devletimiz ve hükümetimiz hakkında yurtdışında oluşturulan yanlış algıları düzeltecek yönde açıklamalar yapmıştır. A9TV’de, Jonathan Schanzer isimli kişiyle yapılmaya çalışılan ancak gerçekleşmeyen telekonferans denemesinin amacı da yine aynı kapsamda bir görüşme yapmaktır.

Şimdi bu konudaki daha detaylı açıklamalarımıza geçelim:

AÇIKLAMA 1

İlk olarak açıklanması gereken konu, telekonferans denemesinin yapıldığı söz konusu A9 TV canlı yayınında Adnan Oktar ile Jonathan Schanzer arasında bir diyalog geçmediğidir. Schanzer, daha önce de ifade ettiğimiz gibi stüdyoda bulunmamaktadırlar. Schanzer ile bir telekonferans bağlantısı yapılması planlanmış, ancak daha sonra yaşanan teknik bir aksaklık sebebiyle bu bağlantı da sağlanamamıştır.

Dolayısıyla Adnan Oktar, Schanzer ile karşılıklı konuşup sohbet etme, fikir alış verişinde bulunma imkanına sahip olmamıştır. Mark Dubowitz ise konuyla hiç alakalı bir kişi değildir!

Tüm bunların yanı sıra, söz konusu iddiadaki tutarsızlık ve kasıtlı çarpıtmaları da yakından inceleyecek olursak:

Birincisi,FDD isimli düşünce kuruluşu İsrail merkezli değil ABD merkezlidir. Haberi hazırlayan kişiler henüz bu gerçekten bile haberdar değildir. Bu durum düzgün bir araştırma yapılmadığını açıkça göstermektedir. Bu gerçekle ilgili daha başka pek çok delilimiz bulunmaktadır.

İkincisi, haberde camiamızı bir şekilde FETÖ ile ilişkilendirmek amacıyla sözde bir benzerlik gibi sunulmaya çalışılan; “Richard Berman isimli şahsın FETÖ tarafından Türkiye’de misafir edilmesi” konusunun da ne Sayın Adnan Oktar ile ne de bu konuyla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Bu haberde, ilk önce Sayın Adnan Oktar’a hayatında hiç görmediği, tanımadığı, görüşmediği kişileri güya Türkiye’de misafir ettiği şeklinde bir iftira atılmakta, sonra da bu uydurma senaryo, “FETÖ’nün Türkiye’de Richard Berman isimli kişiyi misafir etmesi” olayına benzetilerek TBAV camiası mensupları akıl sınırlarını zorlayacak şekilde FETÖ ile ilişkilendirilmeye çalışılmaktadır.

Bu ibretlik haberin zorlama mantığıyla, art niyetli bir kişi, husumet duyduğu herkesi Türkiye’ye gidip gelen ve FETÖ/PDY ile alakası olduğu düşünülen şahıslarla ilişkilendirebilir. Bu tür bir haberin, gerçeklere tamamen aykırı olmasının yanında, basın ilkelerine ve masumiyet karinesine de aykırılık teşkil ettiği açıktır.

 

 

 

AÇIKLAMA 2

İddiaya konu olan A9 TV programında, telekonferans bağlantısının sağlanamamış olmasına karşın Sayın Adnan Oktar, Schanzer’in yayını izliyor olabileceğini düşünerek yapılması planlanan görüşme ile ilgili kısa bir konuşma yapmıştır. Sadece bu konuşmanın içeriği dahi, söz konusu iddiaların ne derece asılsız olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Konuşma içeriğine baktığımızda, Sayın Adnan Oktar’ın sarf ettiği sözlerde hiçbir siyasi içerik bulunmadığı, ne FETÖ’den, ne Rıza Sarraf davasından, ne de devlet güvenliğini ilgilendirecek başka bir konudan bahsedilmediği kolaylıkla farkedilmektedir. Sayın Adnan Oktar, her görüşmesinde yaptığı gibi görüşeceği kişiye yönelik bir nezaket konuşması yapmakta, kendisine bu  kişinin ABD vatandaşı olduğu bilgisi verildiği için de son derece insani duygularla tüm İslam ülkelerinin aslında ABD’nin bazı güzel özelliklerini takdir ettiklerini, demokrasi ve yaşam koşulları gibi bazı detayların tüm insanların özlem duyduğu güzellikler olduğunu ve bu sebeple insanlarda bir Amerika hayali oluştuğunu söylemektedir.

Gerçekte bu konuşma içeriğinde, bir savcılık soruşturmasına konu olabilecek tek bir kelime dahi bulunmamaktadır. Ancak bu konuşmadan,Adnan Oktar’ın Jonathan Schanzer’i hiç tanımadığı, adını daha önce duymadığı, ne pozisyonda olduğunu bilmediği anlaşılmakta, devamında da aralarında bir bağlantı, diyalog gibi bir durum olmadığı da net biçimde görülmektedir.

 

 

 

AÇIKLAMA 3

Söz konusu telekonferans denemesi, 2013 yılındaki bir yayın sırasında gerçekleşmiştir. Aradan geçen 5 yıl süresince Sayın Adnan Oktar yüzlerce yabancı misafir ağırlamış ve canlı yayına çıkarmış, yüzlercesi ile de telekonferans yöntemiyle görüşme yapmıştır.

Sayın Adnan Oktar’a bu bağlantıların kurulması konusunda bazı arkadaşlarımız yardımcı olmaktadır. Nitekim müşteki Ceylan Özgül bizzat kendi ifadesinde,Adnan Oktar’a bu konularda zamanında kendisinin de yardımcı olduğunu izah etmiştir. Yani bu kişilerin tespit edilmesi, onlarla bağlantıya geçilmesini, TBAV faaliyetlerinin anlatılarak ne amaçla bağlantı kurulmak istendiğinin aktarılmasını arkadaşlarımız gerçekleştirmektedir. Jonathan Schanzer ile bağlantıya geçen kişi de Ceylan Özgül’dür. Sayın Adnan Oktar, A9 TV’de misafir olarak katıldığı canlı yayınlanan programa geldiğinde, sunucu kendisine o anda bağlantı yapılacak kişiyi ya da programa katılacak kişiyi tanıtmaktadır. Bunların çok büyük bölümü ile de Sayın Adnan Oktar’ın tekrar herhangi bir teması olmamaktadır.

Bu koşullar altında, 5 yıl önceki bir TV yayınında, adı bir kere zikredilmiş ve yayın esnasında bağlantı dahi kurulmamış ve karşılıklı konuşulmamış bir yabancıyı Sayın Adnan Oktar’ın tanımak bir yana hatırlaması bile mümkün değildir.

Tüm bu nedenlerden dolayı söz konusu iddia adeta bir “çöp” niteliğindedir.

AÇIKLAMA 4

 

Bu iddianın ve bu uydurma iddiayı kullanarak camiamızı FETÖ ile ilişkilendirme çabalarının akla ve mantığa aykırı olduğu, olayı tarihleriyle birlikte incelediğimizde de kolayca anlaşılmaktadır:

 

Jonathan Schanzer’in adının geçtiği TV yayınının tarihi 28 Ağustos 2013’tür. Bu tarih itibariyle ne Jonathan Schanzer ne de yayında adı bile geçmeyen Mark Dubowitz, Kumpas (Rıza Sarraf) Davası’nda taraf değillerdir. Henüz bu davanın bilirkişisi olmamışlardır. Jonathan Schanzer, the Weekly Standart için 29 Kasım 2018 tarihinde kaleme aldığı makalede “ABD Adalet Bakanlığı tarafından kendisinin ve arkadaşı Mark Dubowitz’in 2017 yılında Sarraf davasına uzman bilirkişi olarak atandıklarını” belirtmiştir. 24 Kasım 2017 tarihli Star Gazetesi internet sayfasında yapılan “özel haber”de de Schanzer ve Dubowitz’in Sarraf Davası’na bilirkişi olarak 2017 yılında atandığı duyurulmuştur.

YANİ SCHANZER VE DUBOWITZ, BASININ İDDİA ETTİĞİ TARİHTE DEĞİL, BU TARİHTEN TAM 4 YIL 3 AY SONRA RIZA SARRAF DAVASINA BİLİRKİŞİ OLARAK ATANMIŞTIR. Bu dava kapsamında yargılanan Rıza Sarraf ise,iddialarda belirtilen tarihtenTAM 3 YIL SONRA yani 19 Mart

2016 tarihinde Miami’de tutuklanmıştır.

Dolayısıyla, Sayın Adnan Oktar’ın tanımadığı Jonathan Schanzer ile 2013 yılındaki bir telekonferans görüşmesi denemesini, FETÖ bağlantılı Kumpas Davası’ya ilişkilendirme çabası, hiçbir mantığı ve gerçeklik payı olmayan, art niyetli bir girişimden ibarettir.

AÇIKLAMA 5

 

Müşteki Ceylan Özgül’ün basına yansıyan asılsız iddialarında, Sayın Adnan Oktar’ın güya Rıza Sarraf Davası bilirkişileri Schanzer ve Dubowitz ile dava başlamadan güya görüşmek istediğini, kendisinin de bunu ayarlayarak bu kişileri Türkiye’ye getirip Sayın Adnan Oktar’la görüşmelerini sağladığı yer almaktadır.

 

Oysa ki daha önce de açıkladığımız üzere, teknik sebeplerle gerçekleştirilemeyen bir canlı yayın telekonferans denemesi haricinde, Sayın Adnan Oktar’ın Schanzer ile bir bağlantısı olmamıştır.

Ortada böyle bir görüşme yoktur.

Zaten Schanzer de bu gerçeği çeşitli vesilerle açıklamıştır. Örneğin the Weekly Standart için 29 Kasım 2018 tarihinde kaleme aldığı makalede “Adnan Oktar ile hiç karşılaşmadığını” belirtmiştir.

Ayrıca Ceylan Özgül’ün bu asılsız senaryosu, iddialarda adı geçen kişilerce de kesin bir dille yalanlamıştır. Soruşturma dosyasında yer alan delil mahiyetindeki bu beyanları  ve diğer delillerimizi dosya üzerindeki gizlilik kararının kalkmasının ardından kamuoyuyla paylaşacağız.

AÇIKLAMA 6

Basına yansıyan haberlerde, Jonathan Schanzer ve Mark Dubowitz’den FETÖ/PDY bağlantılı kişilermiş gibi bahsedilmiştir. Elbette ki bu iddia doğru olabilir. Ancak Adnan Oktar’ın gerçekte görüşmediği Schanzer’in (gerçekleşmeyen telekonferans denemesi nedeniyle) isminin yayında zikredildiği tarih 28 Ağustos 2013’tür. Yani o tarihte henüz 17/25 Aralık 2013 Yargı Darbesi veya 15 Temmuz 2016 Darbe Kalkışması yaşanmış değildir. Bu yayının olduğu tarih itibariyle FETÖ iltisaklı kişiler hakkında henüz yasal işlemler yapılmaya başlanmış değildir. Hepsinden ötesi, o tarihte FETÖ, PYD (Paralel Devlet Yapılanması) denen kavramlar bile ortada yoktur.

Bu nedenlerle, o tarih itibariyle Schanzer ve Dubowitz’in FETÖ ile bağlarının olup olmadığı konusunda ne Adnan Oktar’ın ne de Türk halkının kesin bir bilgiye sahip olması mümkün değildi. Schanzer (ve Dubowitz), bu telekonferans denemesinin gerçekleştiği tarihten tam 4 yıl sonra Rıza Sarraf Davası’na bilirkişi olarak atanmıştır.

Dolayısıyla 2013 tarihli gerçekleşmeyen bir telekonferans denemesinin, ne içerik itibariyle ne de tarih itibariyle Rıza Sarraf Davası ile bir ilgisinin olması mümkün değildir.

AÇIKLAMA 7

Müşteki Ceylan Özgül’ün basına yansıyan iddiaları arasında, Schanzer ve Dubowitz’in Türkiye’yi ziyaret masraflarının güya TBAV camiası mensupları tarafından karşılandığı yalanı da bulunmaktadır.

 

Oysa bizzat Jonathan Schanzer, dosyanın üzerinde gizlilik kararı olduğu halde basına sızdırılan içeriklerinden kendisi hakkında yalan beyanlar verildiğini öğrenip cevap yazma gereği hissetmiş, ODATV isimli haber sitesine gönderdiği mektupta “Yurt dışından, devlet kurumlarından ve özel şirketlerden bağış kabul etmeyen FDD, çalışmalarını yalnızca bağışçılarından gelen desteklerle yürütmektedir.Bu anlayışımız sonucu olarak, gerek ben gerekse kurumumuzun diğer yetkilileri yurtdışı gezilerimiz için kurumumuz dışından destek kabul etmemekteyiz. Dolayısıyla, yazınızda İstanbul Emniyet Müdürlüğü soruşturmasında yer aldığı ifade edilen ‘Adnan Oktar yapılanmasının bütün masraflarımızı ödediği’ iddiası bütünüyle hayal mahsulüdür.Bu gezideki seyahat ve konaklama giderlerimiz bütünüyle kurumumuz bütçesinden karşılanmıştır”demiştir.