8. OPERASYON GÜNÜNDEN İTİBAREN YAŞANAN HUKUKSUZLUKLAR

8.4. Gözaltı süreci boyunca basın ve sosyal medyada psikolojik bir algı operasyonu yürütülmüştür

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız gözaltına alındıkları ilk anda ve gözaltı sürecinin devamında her sağlık kontrolüne götürülüp getirildiklerinde adeta bir kamera ordusuyla karşılaşmışlar ve Türk basın tarihinde eşine nadir rastlanacak bir biçimde basın meslek ilkelerini ve masumiyet karinesini yok sayan, itibarsızlaştırma amaçlı  uygulamalara maruz bırakılmışlardır.

Günümüzde, en azılı teröristlerin ve en ağır suçları işleyen kişilerin dahi gözaltı anında veya davaları halen devam ederken hiçbir suretle görüntüleri yayınlanmamaktadır. Hain FETÖ örgütü mensuplarının dahi yakalama ve gözaltı süreçlerindeki görüntüleri bulanıklaştırılmakta veya ters açılardan çekilmektedir.

Ancak, halen daha varlığını sürdüren bazı kripto FETÖ’cüler, husumetli kişilerle iş birliği içerisinde yürüttükleri psikolojik savaş yöntemlerini 11 Temmuz sabahı itibariyle büyük bir özenle sahnelemişlerdir.  Şöyle ki;

a) GÖZALTINA ALINDIĞI GÜN SAYIN ADNAN OKTAR’I SAĞLIK KONTROLÜNE GÖTÜREN POLİS MEMURLARI SAYIN OKTAR’A İTİBARSIZLAŞTIRMA AMAÇLI, KİŞİLİK HAKLARINA AYKIRI VE GÖREVLERİNİN GEREĞİNİ AŞAN MUAMELELER YAPMIŞLARDIR.

Sayın Oktar, elleri kelepçeli olduğu halde kaçma ve mukavemet gösterme gibi bir teşebbüsü olmamasına rağmen tüm kameraların önünde başı zorla ve kasten yere eğilip yukarıdan bastırılarak sürüklenmiş ve bu işlem tam da bir kameranın fotoğraf açısına uygun şekilde yapılmıştır.

Çok ilginçtir ki soruşturmanın açılmasına zemin hazırlayan husumetli bazı kişiler bu haksız ve hukuksuz uygulamanın yaşanacağını tüm detaylarıyla birlikte operasyondan aylar önce açık açık söylemişler ve nitekim tam da dedikleri gibi olmuştur. Yani bir avuç husumetli kişi, arkadaş camiamızı nasıl karalayacaklarını, nasıl sahte suç isnadlarında bulunacaklarını, kimlerin hangi ifadeleri vereceğini önceden planlamış ve bunlar da uygulamaya konulmuştur. Ortada hiçbir somut delil olmadığı halde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın kamuoyu önünde nasıl itibarsızlaştırılacağı aylar öncesinden planlanmıştır.

Üstelik önceden planlanıp elde edildiğini düşündüğümüz bu fotoğraf karesi sadece basın ve sosyal medyaya servis edilmekle kalmamış, camiamıza husumetli kişilerce yazılan kitap ve makalelere de eklenmiştir. Sadece, bu hususlar bile yapılan tüm eylemlerin önceden hazırlanmış bir plan dâhilinde gerçekleştirildiğini göstermektedir.  Kaldı ki elde edilen bu fotoğraf karesinden sonra bahsettiğimiz kişiler daha önceden söylediklerinin (yani planladıklarının) harfiyen gerçekleştiğini yine kendi sosyal medya hesaplarında defalarca ikrar etmişlerdir.

Bahsettiğimiz bu haksız ve hukuksuz uygulamayı yapan ve tarafımızca bunun arka planında olduğunu düşündüğümüz kişiler hakkında gerekli yasal başvurular yapılmıştır.

b)       AYRICA GÖZALTI SÜRECİNDE,  TÜRK HUKUK VE BASIN TARİHİNDE BİR İLKE DAHA İMZA ATILARAK HUKUK, KANUNLAR, MESLEK AHLAK VEİLKELERİ, KİŞİLİK HAKLARI AÇIKÇA ÇİĞNENMİŞTİR.

Sayın Adnan Oktar, emniyet işlemlerinin ardından savcılığa getirildiğinde sorgusu başlayana kadar İstanbul Adliyesinin (Çağlayan Adliyesi) nezaretinde tutulmuştur. Bilindiği üzere, nezarethaneler mahrem alanlardır ve bu alanlara basın dâhil hiç kimse sokulmamaktadır. Ancak, her nasılsa Sayın Oktar’ın adliyenin nezarethanesindeyken gizlice fotoğrafları çekilmiş ve basına servis edilmiştir.

Yine çok ilginçtir ki; soruşturma dosyasının husumetli müştekileri aylar önce bu fotoğraf karesinin de gerçekleşeceğine dair paylaşımlar yapmıştır.

Bu fotoğraf karesiyle birlikte Sayın Adnan Oktar’ın daha sorgu işlemleri dahi bitmeden – yani daha henüz tutuklanmamış olduğu aşamada- güya tutuklandığına dair haberler yayılmış ve dosyadaki iddialar peşinen kabul edilerek Sayın Adnan Oktar’a özellikle sosyal medya üzerinden ağır hakaret ve sövgüler yapılmıştır. Bu usülsüz durumla ilgili, İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi katibesi Y. Ö. hakkında idari soruşturma açılmıştır.

c)        Ayrıca, sadece Sayın Adnan Oktar değil gözaltına alınan tüm arkadaşları -özellikle bayanlar- her sağlık kontrolüne gidip gelirken adeta özel ayarlamaların ardından bazen toplu halde bazen de kişi kişi olmak üzere detaylı ve yakın açılardan tek tek resimlenmiş ve bu resimler hakaret ve iftira içerikli yorumlarla birlikte basına servis edilmiştir. Ne yazık ki, hukuka ve basın ahlakına uymayan bu davranışa o esnada görev alan tüm emniyet görevlileri göz yummuştur.

d)       Soruşturma kapsamında yapılan hukuksuzluklar elbette bu kadarla sınırlı değildir. Bir arkadaşımızın kiracısı olduğu, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın da zaman zaman misafir oldukları Üsküdar Kandilli’de bulunan ev ve evin üzerinde bulunduğu arazi polis operasyonundan sonra Savcılık tarafından mühürlenmiş ve buraya giriş çıkış yasaklanmıştır.

Ancak, bu yasağa rağmen nasıl olduğunu anlayamadığımız bir şekilde Sabah Gazetesi’nden bazı basın mensupları mühürlenen arazideki yapıların içinden yaklaşık 30 dakikanın üzerinde yayın yapmıştır. Bu basın mensupları soruşturma kapsamında mühürlenmiş olan evin içerisine girmişler, tüm çekmeceleri, dolapları hatta elbiselerin ceplerine kadar her yeri karıştırmışlar ve gerçeklerle ilgisi olmayan hayali iddialara dayalı yorumlarla ve kişileri küçük düşürme amaçlı ifadelerle haber yapmışlardır.

Savcılıkça delil değeri olduğu düşünüldüğü için koruma altına alınmış bir evin ve arazinin içerisine girilmesi ve delil toplama işlemlerinin halen devam ettiği bir soruşturmada şüphelilere ait özel eşyaların bazı basın mensupları tarafından karıştırılması hukukun, basın meslek ilkelerinin ve basın ahlakının ayaklar altına alınması anlamına gelmektedir. En önemlisi ise bu aşamadan sonra buradaki delillerin sıhhatinden kim sorumlu olacaktır?

e)        Gözaltı işlemleri ve sonrasındaki hastaneye sevk aşamalarında öyle bir kara propaganda yürütülmüştür ki, Sayın Adnan Oktar ile hiç ilgisi olmayan kişiler dahi kameraya çekilerek teşhir edilmiştir. Bir kısmı emniyet ifadesinden sonra bir kısmı da daha emniyete dahi götürülmeden serbest bırakılan hatta ve hatta hakkında yakalama kararı dahi olmayan bir çok kişi sanki suçluymuş gibi kameralara çekilmiştir. Hakkında yakalama, gözaltı ya da soruşturma kapsamında bir koruma tedbiri bulunmayan kişiler dahi gözaltına alınıp günlerce emniyette tutulmuşlardır. Bu kişilerin kimler oldukları ve ne gibi hukuksuz uygulamalara maruz kaldıklarına dair detaylı bilgiler ve tutanaklar mevcuttur.

Şimdi tekrar sormak istiyoruz, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla hiç ilgisi olmayan, belki dünya görüşleri dahi farklı olan, hatta hakkında yakalama kararı dahi olmadığı halde gözaltına alınıp serbest bırakılan bu kişilerin böylesi bir linçe maruz kalmalarının sorumlusu kim olacaktır? Bu kişilerin ailelerine, çocuklarına ve yakınlarına, polis operasyonu sırasında yapılan hukuksuzlukları resmi ağızdan kim izah edecektir?

Bahsettiğimiz fotoğrafları ve sosyal medya paylaşımlarını elbette ki husumetli odakların amacına hizmet etmemek adına burada paylaşmıyoruz ancak bunlar internet arşivlerinden kolayca görülebilir. 

Ayrıca yapılan bu hukuksuzlukların tamamı ve daha fazlası hakkında gerekli suç duyuruları ve yasal işlemlerin yapılmış olduğunu ve ilgili soruşturmaların halen derdest olduğunu belirtmek isteriz.