8. OPERASYON GÜNÜNDEN İTİBAREN YAŞANAN HUKUKSUZLUKLAR

8.3. İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan 2018 yılı faaliyet raporu

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Davranış İlkeleri” başlıklı genelgenin ilk maddesi olan “tarafsızlık” ilkesinin, tüm polisimiz ve emniyet teşkilatımız bakımından uyulması mecburi bir ilke olduğu aşikârdır.

Ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanıp kamuoyuna servis edilen 2018 yılı faaliyet raporuyla birlikte Sayın Emniyet Müdülüğü’nün ne yazık ki tarafsızlık ve taraflara eşit yaklaşma prensiplerinden çok uzaklaşarak tamamen husumetli müştekilerin telkinlerinin etkisinde kaldığını görmekteyiz.

Tüm bu nedenlerden dolayı söz konusu raporun 88-97. sayfaları arasında yer alan içerikte, devam eden gizli soruşturmanın gizliliği ihlal edilmiş olup emniyet bünyesinde devam eden tahkikatın sıhhatine, selametine ve en önemlisi de tarafsızlığına gölge düşmüştür. Ayrıca söz konusu faaliyet raporunda yer alan ifadeler masumiyet karinemiz ve Anayasal kapsamda güvence altına alınan tüm kişilik ve savunma haklarımızı da ihlal etmiştir.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü gibi etkin bir kurumumuzun devam etmekte olan bir soruşturma içeriği hakkında yaptığı bu açıklamaların ayrıca TCK m.288’de tanımlanan “Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs” suçuna da sebebiyet verdiği kanaatindeyiz.

Nitekim Adalet Bakanlığı da, kolluk görevlilerinin, kişilerin masumiyet karinesini ve soruşturmanın gizliliğini ihlal edecek şekilde açıklama yapmaması gerektiğine ilişkin “Soruşturmanın Gizliliği ve Basın Sözcülüğü” konulu 153 nolu bir genelge yayınlamıştır. Genelgenin ilgili kısmı şöyledir:

“Y.B. ve diğerleri – Türkiye kararında ise; “…polis tarafından düzenlenen ve basına dağıtılan “basın açıklaması” nın içeriğinde başvuranların hiçbir fark gözetmeksizin “yasadışı örgüt” mensubu olarak gösterildiği, aynı şekilde söz konusu basın açıklamasına göre adı geçen şahısların İzmir’in farklı mekanlarında birçok suç işlediklerinin tespiti yönündeki ifadelerin başvuranların itham edildikleri suçları işlediklerini onaylayan değerlendirmeler şeklinde yorumlanmasının mümkün olduğu, bir bütün olarak ele alındığında, polis yetkililerinin tutumlarının, kanıtların başvuranların aleyhinde kullanılması yönünde önceden değerlendirilmesi ve kimliklerini kolayca ortaya koyan bilgilerin basına verilmesi göz önünde bulundurulduğunda bu durumun masumiyet karinesine saygı gösterilmesi ilkesiyle bağdaşmadığı, bu şekilde düzenlenen basın açıklamasının, bir yandan kamuoyunun başvuranların suçlu olduğuna inanmasını teşvik ettiği, diğer yandan yetkili hakimlerin olayları değerlendirmesinde önyargılı davranmalarına neden olduğu” ifadelerine yer verilmiştir. Bu itibarla;

 

Anayasa, AİHS, yukarıda anılan mevzuat hükümleri ve AİHM içtihatlarıyla tanınıp korunan, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı, hakim ve Cumhuriyet savcısının tarafsızlığı ile mahkemelerin  bağımsızlığı ilkeleri yanında ilgililerin kişilik hakları ve soruşturmanın gizliliği prensibi göz önünde bulundurularak;

          Soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişi ya da kuruluşlar hakkında derhal kanuni gereğine başvurulmak suretiyle masumiyet karinesinin zedelenmesinin önlenmesi ile kişilik haklarına saldırı imkanı verilmemesi, kişilerin onurlarını kırıcı, küçük düşürücü, siyasi görüşleri açıklayıcı mahiyette veya bu anlamlara gelebilecek nitelikte ifadeler ve davranışlar ile soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek açıklamalara yer verilmemesi, gizli kalması gereken hususların açıklanmaması…”

Hatta, Hakimler ve Savcılar Kurulu, “Adli kolluğun görev, yetki ve sorumlulukları” konulu 7 nolu Genelgesi ile, soruşturma içeriği hakkında bilginin, “SIRALI AMİRLERE VE MÜLKİ MAKAMLARA” dahi, soruşturmanın gizliliğini ve masumiyet karinesini ihlal etmeyecek şekilde verilmesi şartını getirmişken, adli kolluk olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin bu şekilde bir raporu alenen internette yayınlanması, anlaşılabilir bir durum olmamıştır. Genelgenin ilgili kısmı şöyledir:

“Adli kolluğun, sıralı amirlerine ve mülki makamlara, meydana gelen bütün adli olayları en ince ayrıntısına kadar bilgi ve haber verme zorunluluğu bulunmadığından önleyici kolluk görevi ile güvenlik ve asayişin sağlanması bakımından genel ve bilgilendirme amacına yönelik düzenlenecek vukuat raporunun, soruşturmanın gizliliği ile masumiyet karinesinin ihlaline ve delillerin kaybına sebep olmamak koşuluyla verilmesi, aksi bir durumun tespiti halinde, derhal Cumhuriyet savcısı tarafından ilgililer hakkında soruşturma açılması…”

Yine, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun; “Soruşturmanın Gizliliği ve Basının Bilgilendirilmesi” konulu 33 nolu Genelgesi’ndeki; “adli olaylar hakkında bilgilendirmenin kolluğun görevi olmadığı” şeklinde açıklamasıyla; İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün görevi olmadığı halde bu yazıları yayınladığı anlaşılmıştır. Genelgenin ilgili kısımları şöyledir:

“Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin “Soruşturmanın gizliliğinin uygulanması” kenar başlıklı 27 nci maddesinde; “Suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyeti esastır ve soruşturma evresi gizlidir. Bu nedenle, soruşturma evresinde gözaltındaki bir kişinin “suçlu” olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkartılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilmez ve soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayınlanamaz.” hükümleri yer almaktadır…

Nitekim AİHM bazı kararlarında bu ilkenin önemine vurgu yapmıştır.

Ailenet de Ribemont-Fransa kararında;

“Başvurucunun gözaltındayken Fransız polisinden bazı üst düzey rütbeli memurların hiçbir niteleme veya çekince getirmeden cinayetin teşvikçilerinden biri ve şeriki olarak gösterilmesi sonucu, kamuoyunda suçlu olduğuna inanılmasının sağlanmasının ve yargısal makamların olayları takdir tarzına zarar vermesini masumiyet karinesinin ihlali olduğuna,

Masumiyet karinesinin sadece bir yargıç veya mahkeme tarafından değil ve fakat diğer kamu makamları tarafından da ihlal edilebileceği…”

Bu itibarla;

…olayın adli nitelik kazanması sebebiyle kamuoyunun doğru bir şekilde bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla soruşturmalarla ilgili açıklamaların Cumhuriyet başsavcısının bilgilendirilmesi koşuluyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca basın sözcüsü olarak görevlendirilen Cumhuriyet savcısı, görevlendirme yapılmayan yerlerde ise Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yazılı ya da kamuoyunu doğrudan bilgilendirilmesinin yararlı olacağı değerlendirilen durumlarda da sözlü açıklama yapılması…”

 

Dolayısıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanarak yayınlanan 2018 yılı faaliyet raporunda yer alan ve Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın masumiyet karinesini ve kişilik haklarını ihlal eden söz konusu içerik hukuka ve gerçeklere tamamen aykırıdır.