6. SÖZDE FETÖ BAĞLANTISI İDDİALARININ CEVAPLARI

6.6. Sayın Adnan Oktar’ın FETÖ lideri hakkındaki “ben onu severim o da beni sever” şeklindeki 2012 tarihli konuşması, FETÖ liderini kızdırmak, mahcup etmek ve utandırmak amacına matuftur

Sayın Adnan Oktar’ın hain FETÖ lideri hakkında 2012 yılının son ayında yaptığı bir konuşmada söylediği “Fethullah Gülen’i severim o da beni sever” sözü kasıtlı ve kötü niyetli olarak yanlış anlamlara çekilmekte ve sadece bu söz üzerinden Sayın Adnan Oktar’ın ve TBAV camiasının güya FETÖ ile yakınlığının bulunduğuna dair asılsız iddialar ortaya atılmaktadır. Bu iddiayı ortaya atan ve basında yüksek sesle dillendiren kötü niyetli kişilerin tek amacının insanları kandırmak olduğunu çok açıklıkla söyleyebiliriz.  Şöyle ki;

SAYIN ADNAN OKTAR BU KONUŞMAYI 2012 YILINDA YAPMIŞTIR:

Soruşturmanın husumetli müştekileri ve bağlantılı oldukları bazı basın mensupları bu konuşmayı sanki yeni yapılmış gibi lanse ederek Sayın Adnan Oktar’ı hedef göstermeye çalışmaktadırlar.

Hâlbuki söz konusu konuşma 2012 yılında yapılmış ve o tarihlerde basına da yansımış bir konuşmadır. Sayın Adnan Oktar’ın bu konuşması 2 Ocak 2013 tarihinde “ensonhaber” ve “beyazgazete" isimli internet sitelerinde yayınlanmıştır.

Sayın Adnan Oktar söz konusu konuşmayı, FETÖ’nün 2006 kumpası gibi, 2012 kumpası gibi kendisine kumpas üzerine kumpas kurduğu ve FETÖ’cü yargı ve emniyet mensuplarının kendisi aleyhinde açık arama peşinde oldukları bir dönemde FETÖ’yü kızdırmak ve utandırmak amacıyla kasıtlı olarak yapmıştır.

Nitekim Sayın Adnan Oktar’ın söz konusu konuşmayı yaptığı 2012 yılı FETÖ’nün emniyet ve yargıda en güçlü olduğu dönemler olup, FETÖ’cüler bu dönemde Sayın Adnan Oktar hakkında çok sayıda haksız ve hukuka aykırı girişimlerde bulunmuşlar, sahte ihbarlara dayalı yargı-polis kumpaslarıyla Adnan Oktar’ı hapse göndermek istemişlerdir.

Sayın Adnan Oktar’ın bu konuşmayı yaptığı tarihin daha birkaç ay öncesinde dönemin FETÖ’cü İstanbul Mali Suçlar Şube Müdürü Yakup Saygılı (17-25 Aralık kumpas davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı) ve emrindeki FETÖ’cü polisler Sayın Adnan Oktar hakkında yurt dışından VPN (IP gizleme sistemi) üzerinden “simhacetin@hotmail.com” adresli sahte bir ihbar maili göndermişler (klasik bir FETÖ’cü taktiğidir) ve Sayın  Oktar’ın güya evinde tarihi eser sakladığına dair asılsız ve sahte bir ihbarda bulunmuşlardır. Bu sahte ihbar üzerine FETÖ’cü Yakup Saygılı hemen harekete geçerek savcılıktan arama ve el koyma kararı alınmasını istemiş, savcılık da aynı hızda dosyayı mahkemeye göndererek arama ve el koyma kararını talep etmiştir. Ancak Kadıköy 5. Sulh Ceza Mahkemesi yeterli delil olmadığından dolayı talebin reddine karar vermiştir. Bu komplo girişimi tüm aşamalarıyla 2012 yılının Temmuz ayında yaşanmıştır.

Sayın Adnan Oktar bu sahte ihbarın ve sonrasında yaşanan gelişmelerin tamamının FETÖ tarafından kendisine yapılan bir kumpas olduğunu daha o tarihlerde anladığı için, suçluların bulunup cezalandırılması için şikayetlerde bulunmuştur.

Sayın Adnan Oktar o tarihlerde bu kumpasın üzerinde çok durmuş ve hemen her yayınında bu kumpastan bahsetmiş ve kendisine bu haksızlığı yapan kişilerin ceza alması için hukuki girişimlerde bulunduğunu her fırsatta dile getirmiştir. İşte bu konuşma da tam o tarihlerde gerçekleşmiştir.

Sayın Adnan Oktar, “Aziz Yıldırım’ın kendisine kurulan kumpasın arkasında FETÖ olduğunu düşündüğü ve bu nedenle FETÖ’cüleri arayıp bu durumu aydınlatmaya çalıştığına” dair bir haberi yorumlarken, kendisine de benzer kumpaslar yapan bu hain örgütü kızdırıp utandırmak istemiş ve bilerek bu konuşmayı yapmıştır.

Nitekim Adnan Oktar özellikle o dönemlerde yaptığı yayınların FETÖ’cüler tarafından takip edildiğini bildiği için sık sık onları kızdıracak başka mesajlar da göndermekte ve benzer imalarda bulunmaktaydı.

Adnan Oktar, FETÖ liderini “Deccal”, “CIA’in kucağında”, “hiçbir sözüne itibar edilemez”, “kibirli” gibi sözlerle sürekli ağır şekilde eleştirdiği için Fetullah Gülen ve taraftarları Adnan Oktar’dan nefret etmektedir. Sayın Oktar bu kişileri kızdırmak ve kendisine oynamaya çalıştıkları oyunun farkında olduğunu ve bundan etkilenmediğini göstermek için ironi yaparakbu sözleri sarfetmiştir. Amacı FETÖ liderini mahçup etmektir.

Yukarıda izah ettiğimiz gibi Sayın Oktar bu konuşmayı 2012 yılında yapmıştır. Unutmamak gerekir ki, o tarihte, FETÖ’nün gerçek yüzü henüz kimse tarafından bilinmiyordu ve devlet büyüklerimiz dahil herkes (terörist olduğu sonradan anlaşılacak) FETÖ liderine övgü dolu methiyeler diziyorlardı. Yine o tarihlerde devlet büyüklerimizden siyasi parti üyelerine gazetecilerden sanatçılarımıza ve iş adamlarımıza kadar hemen herkes Fetullah Gülen ile çok samimiydiler.

O dönemlerde birçok siyasetçi FETÖ liderine gözyaşları içerisinde saygılarını ve özlemlerini dile getirmekteydi. Hatta bu örgüt lideri bazı siyasetçilerimiz tarafından “siyaset üstü” bir kişi olarak görülmekte ve memleket sorunlarını çok daha iyi anlayıp analiz edebilen bir kişi olarak yorumlanmaktaydı.

Türkçe Olimpiyatları’nın düzenlendiği yıllarda FETÖ lideri uzun uzun övülmekte ve onun yaptığı faaliyetler “müspet hareket”, kendisi de “hoşgörünün, diyalogun ve barışın simgesi” olarak görülmekte ve onun ülkeye dönmesi için gözyaşları içerisinde çağrılar yapılmaktaydı.

Şu an FETÖ’ye karşıtmış gibi görünen birçok yazar ve gazeteci de o dönemlerde yüreklerinin buruk olduğunu belirterek FETÖ liderine ülkeye dönmesi için çağrılarda bulunmaktaydılar.

FETÖ’nün ticari çevresini kullanmak isteyen birçok iş insanı o dönemlerde FETÖ’cülerin toplantılarına katılmakta ve himmet, bağış adı altında FETÖ’ye yüklü miktarda paralar ödemekteydiler.

Ülkemizin en önde gelen aileleri çocuklarını FETÖ’nün okullarına veya dershanelerine göndermek için adeta sıraya girmişler ve hemen her platformda söz konusu okulların ve eğitmenlerin üstün başarılarını anlatıp insanları buralara yöneltmek için gayret sarf etmekteydiler.

FETÖ liderine karşı böylesi saygı sevgi ve hürmetin gösterildiği dönemlerde Sayın Adnan Oktar bu hain yapının gerçek yüzünü görmüş ve hiç çekinmeden yüksek sesle her platformda dile getirmiştir. Sayın Adnan Oktar 2010-2013 yılları arasında, FETÖ liderini çok sert bir dille eleştirmiş ve hakkında kamuoyunun gözleri önünde;

         “Fethullah Gülen’in bir tek ‘Allah bir’ demesine inanırım, onun dışındaki hiçbir sözüne inanmam”,

         “Sen nasıl delikanlısın? Nasıl Müslümansın?”,

         “Sakın böyle bir dangalaklık yapmasınlar. PKK’ya vatanını veren bir adam herşeyini verir ve tam bir namussuzdur…”,

         “Dini bıraktın, dünyaya daldın, enaniyet geldi üstüne…”,

şeklindeki ağır sözleri sarfetmiş ve yanlış gördüğü tüm yönleri açık yüreklilikle televizyon ek-

ranlarından dile getirmiştir. FETÖ liderine karşı içinde en ufak bir sempati besleyen bir kişinin bu sözleri sarfetmeyeceği son derece açıktır ve bu sözler Sayın Adnan Oktar’ın FETÖ liderinin gerçek yüzünü daha o dönemden görmeye başladığını ve kamuoyunu bu konuda uyardığını açıkça ortaya koymaktadır.

Sayın Adnan Oktar daha o yıllarda FETÖ lideri ve yandaşlarının Müslümanlıktan ve Allah inancından uzaklaşıp tamamen ticarete ve kolay para kazanmaya yöneldiklerini, Bediüzzaman Said Nursi’nin hatırasına ve tavsiyelerine uygun düşmeyen tavırlar ve söylemlerde bulunduklarını, ülkeyi bölmek isteyen kişilere yanaştıklarını,PKK ile işbirliği içerisine girdiklerini, bu nedenle de devlet için çok tehlikeli hale geldiklerini, devlet içinde devlete paralel bir yapı oluşturduklarını,bunlara önemli kurumları ve görevleri teslim etmenin büyük hata olacağını birçok kez söylemiştir.

Sonuç olarak, Sayın Adnan Oktar, gazete haberlerine konu olan söz konusu konuşmasını, FETÖ liderinin herkes tarafından övüldüğü bir dönemde yapmıştır. Aynı dönemlerde Sayın Adnan Oktar’ın FETÖ liderini deyim yerindeyse yerin dibine sokan son derece ağır eleştiri ve uyarıları yapmış olması, iddiaya konu olan sözün tek sefere mahsus ve yukarıda bahsettiğimiz gibi utandırma ve kızdırma maksatlı kinayeli bir göndermeden ibaret olduğununaçık ve net göstergesidir.

Tüm bu nedenlerle, söz konusu konuşmanın tarihini kasıtlı olarak göz ardı ederek Sayın Adnan Oktar’ın birkaç kelimelik imalı bir sözünün altından farklı anlamlar çıkartmaya çalışmanın art niyetli bir yaklaşım olduğunu açık yüreklilikle söyleyebiliriz.