1. SUÇ ÖRGÜTÜ İDDİASININ CEVAPLARI

1.12. Ülkemizde benzer yapıya sahip çok sayıda inanç gurubu vardır, bunlara da “örgüt” mü denecektir?

Gönüllülük, kardeşlik, fedakarlık, yardımseverlik ve cömertlik ilkelerini esas alan, İslami değerlerle insanlığa ve topluma faydalı olmayı ilke edinerek bu şekilde devlete de muazzam bir şekilde destek olan inanç guruplarını örgüt olarak tanımlamak Anayasal ilkeler ve Evrensel insan hakları açısından son derece hatalı bir yaklaşımdır.

Eğer İslami dernekler, vakıflar, Nakşibendiler, Kadiriler, Aleviler gibi cemaatler ve diğer müslim-gayrimüslim dini gruplar, kültürel, imani ve sosyal faaliyetler yürüttükleri için örgüt olarak değerlendirilecekse, bu çarpık mantıkla tüm yardım kurumlarını, hayır-hasenat faaliyetlerinde bulunan tüm sivil toplum kuruluşlarını da örgüt kapsamına sokmak mümkün hale gelir.

Hatta ortak fikir, görüş, sevgi, saygı, güven ve inanç çerçevesinde bir araya gelen ve bir arada yaşamak isteyen tüm arkadaş grupları ve sosyal oluşumlar da aynı şekilde örgüt olarak suçlanabilir.

Bu son derece sakıncalı bir durumdur.

İSLAMİ CEMAATLER SELÇUKLU’DAN GÜNÜMÜZE KADAR TOPLUMA VE DEVLETLERİNE HİZMET ETMİŞTİR

Anadolu’da bin yıldır, gönüllü birer sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet göstermiş birçok cemaat olmuştur. Bu cemaatler Selçuklu’da, Osmanlı’da, Kurtuluş Savaşı esnasında en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca iman, irşat, imar, eğitim, sosyal yardımlaşma ve insani yardım faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Birer hayır kurumu vazifesi görmüşlerdir. Günümüze kadar geçen dönemde de Diyanet İşleri Başkanlığımız’ın ulaşamadığı bölgelere de ulaşarak Kuran ve İslam’ın anlatılması, toplumsal barış ve sevginin korunması yönünde faaliyetler yürütmüşlerdir.

Günümüzde de tüm siyasetçi ve yöneticilerimizin söz ve tavsiyelerini birer ilke olarak hayatına geçirdiği, Osmanlı Devleti’nin fikir babası Şeyh Edebali de Bektaşi geleneğiyle kurulmuş Anadolu Ahi reislerindendir. Selçuklu’da dini ve milli birliğin sağlanmasında önemli roller üstlenen Ahilik, Anadolu’da köylere kadar yayılarak Anadolu’nun daha kısa sürede İslam çimentosu ile kaynaşmasını sağlamıştır. Bu kaynaşma neticesinde Moğol istilasına karşı canla başla mücadele edilmiştir.

Anadolu’da ortaya çıkan birçok cemaat de aynı Bektaşiler ve Ahilik gibi “cömertlik ve kardeşlik” ilkesiyle hareket etmiştir. Cemaatlerin ayakta tuttuğu ve güçlendirdiği İslam medeniyetinin bir parçası olan vakıflar içerisinde Türkiye’ye büyük faydalar getiren, imar işleri yapan, fakir halka destek olan, bölücü ideolojilerle mücadele eden ve hatta önemli siyasetçilerin, fikir insanlarının yetişmesine vesile olanlar da çokça mevcuttur.

BİRÇOK DEĞERLİ SİYASETÇİMİZ CEMAAT KÜLTÜRÜ İÇERİSİNDE YETİŞMİŞTİR

Bugünkü sağ görüşlü siyasetçilerimizin birçoğu da doğrudan veya dolaylı bir şekilde cemaatlerle veya kurdukları vakıflarla bağlantı halinde olmuş, hatta bizzat içlerinde yetişmiştir. Bu güzide dini yapıların manevi liderleriyle sık sık görüşmüş, onlardan feyz almışlardır. Onların insanlığa kazandırmak için gayret ettiği “güzel ahlaklı olma, mutedillik, sevecenlik, kucaklayıcılık, affedicilik, sevgi, samimiyet, dürüstlük, Allah için adil olma, Allah rızası için yaşama, hakkı savunma” gibi birçok erdemi de onlar vesilesiyle kazanmışlardır.

Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, İskenderpaşa Cemaati bünyesinde faaliyet gösteren Hakyol Vakfı, Menzil Cemaati ve Beşir Vakfı, Şeyh Nazım Hazretleri’nin kurduğu ve Kıbrıs başta olmak üzere tüm dünyada faaliyet gösteren cemaatin gönüllü teşekkülleri günümüzde de gönüllük esasıyla çalışan yapılara örneklerdendir.

Turgut Özel

Recep Tayyip Erdoğan

Rahmetli Sayın Turgut Özal da, Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da siyasetin içinde olduğu dönemlerde İskenderpaşa Cemaati’yle ve bu cemaatin lideri olan merhum Esat Coşan’la defalarca görüşmüş, bir araya gelmişlerdir. 

Necmettin Erbakan

Aynı şekilde rahmetli Sayın Necmettin Erbakan yine İskenderpaşa, Erenköy, İsmailağa Cemaatleri ile her zaman görüşmelerini ve bağını sürdürmüştür.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Bediüzzaman Said Nursi’nin mutlak vekillerine, rahmetli Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne, Mahmut Hocaefendi Hazretleri’ne de her zaman saygı ve hürmetlerini belirtmiştir. Hastalıklarında onları özel olarak ziyaret edip ihtiyaçlarıyla ilgilenerek önemli bir sevgi ve hürmet göstermiştir.

Birçok eski ANAP milletvekili ve bakan, birçok eski DYP’li vekil, birçok Ak Partili vekil ve bakan da dini vakıf ve cemaatle irtibatlı olmuştur. Siyasi tarih boyunca partilerimiz, halkın her kesiminden vekil adayı gösterirken doğal ve doğru bir seçimle Türkiye’deki güzide cemaatlerimizden de adaylar göstermiş, onların vekil seçilmesine önayak olmuştur.

CEMAATLER HİÇBİR ŞEKİLDE ÖRGÜT DEĞİLDİR

İskenderpaşa Cemaati, Türk siyasetine birçok değerli isim kazandırmıştır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Recai Kutan, Korkut Özal, Cevat Ayhan, Ahmet Tekdal, Akif Gülle, Hasan Hüseyin Ceylan, Temel Karamollaoğlu, Nevzat Yalçıntaş gibi siyasetçiler bunlardan bazılarıdır. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere Sayın Recep Tayyip Erdoğan da defalarca İskenderpaşa Cemaati'nin toplantılarına katılmıştır.

 

Recai Kutan

Korkut Özal

Cevat Ayhan

Ahmet Tekdal

Akif Gülle

Hasan Hüseyin Ceylan

Temel Karamollaoğlu

Nevzat Yalçıntaş

 

Tüm bu isimlerin ortak özelliği demokrasiye olan bağlılıkları, vatana, millete, bayrağa ve devlete tam sahip çıkan kişiler olup Türkiye’nin en değerli siyasetçileri olmalarıdır.

Dolayısıyla cemaatleri bir örgüt olarak lanse etmenin yanlışlığı sırf İskenderpaşa Cemaati örneği ile dahi kesin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

İsmailağa Cemaati kendini Ehl-i Sünnet vel Cemaat yolundaki Müslümanların bir ilim ve kardeşlik cemiyeti olarak tanımlamaktadır.

Nur Cemaati, Risale-i Nur’ların okunması, yorumlanması ve çoğaltılıp yayılması için çalışmaktadır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri tarafından yazılan, yaklaşık 6000 sayfadan oluşan Nur Risaleleri’ni okuyan ve Risale-i Nur hizmetini yürüten kişilere Nur Talebesi denilmektedir. Nur Talebeleri dünyanın her yerine Risale-i Nurları dağıtmayı kendilerine hedef edinmiş gönüllü insanlardan oluşmaktadır.

Menzil Cemaati, Şah-ı Nakşibendi’nin belirlediği usullere göre yaşamak istemekte, sünnete sıkı bağlılıkları ve Allah’ı çokça zikretmeleriyle öne çıkmaktadır. Daha önceden birçok kötü alışkanlıkları olan kimselerin Menzil Cemaati ile tanışıklığından sonra düzeldikleri bilinmektedir. Cemaat aynı zamanda PKK’nın ideolojisiyle de mücadele eden önemli bir unsur olarak dikkat çekmektedir. Semerkand Vakfı ve Beşir Derneği ile hayır hasenat işleri yapmaktadırlar.

Osman Nuri Topbaş’ın önderliğindeki Erenköy Cemaati faydaları ve eserleri tartışılmaz olan Ensar Vakfı, İlim ve Hizmet Vakfı, Hikmet Vakfı, Aziz Mahmut Hüdâyî Vakfı ve Murâdiye Vakfı çerçevesinde faaliyetler yapmaktadır. Tasavvufi yönden görüşlerini açıkladıkları Altınoluk dergileri vardır.

Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın Erenköy Cemaati adına 24 Haziran seçimleri öncesinde yaptığı açıklama dahi, Türkiye’deki cemaatlerin devletimize yürekten bağlı olduğunu gösteren güzel örneklerden biridir. Açıklamada şunlara değinilmiştir:

“Liderliğini Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekleştirdiği yönetim, başkanlık sisteminin de devreye girmesiyle güçlenerek yoluna devam etmelidir. Vatanın birlik ve bütünlüğünü hakkıyla savunmuş, dışa bağımlılığa dur deyip milli ve yerli sanayiye hız vermiş, dinine, vatanına, milletine ve tarihine sadık bir nesil yetiştirmenin derdine düşmüş, ümmetin mazlumlarının yanında olmuş, insan hak ve hürriyetlerini her alanda genişletmiş, Kudüs başta olmak üzere ümmetin de-

ğerlerini korumaya çalışmış ve haklı olarak ümmetin umudu olmuştur. Bu umudun devamı için tek yürek halinde bu yürüyüşün yanında olmayı bir borç biliyor, ümmetin ve insanlığın maslahatı için gece gündüz çalışan bu kadroya karşı teşekkür ve dua halinde olduğumuzu kamuoyuna saygıyla arz ediyoruz.”

Süleymancılar, Türkiye’de dini eğitimin baskı etkisiyle yasaklandığı yıllarda dahi ısrarla birkaç kişiye de olsa İslâm’ı öğretme mücadelesi vermiş, Kuran kursları açarak faaliyet göstermiş bir başka Nakşibendi cemaatidir.

Şeyh Nazım Kıbrısi cemaati, özellikle batıda birçok insanın İslam diniyle şereflenmesine vesile oluşmuştur. 15 Temmuz Darbe Kalkışması’nda tüm sevenlerini daha darbenin ilk saatlerinde darbeye karşı direnmeye çağırmışlardır.

Bunun dışında Türkiye’de Cerrahi, Rufai, Kadiri, Galibi, Haznevi, Uşşaki cemaatleri de sevenleriyle bir arada olan topluluklardır.

Adnan Oktar ve arkadaş grubu da, on yıllardır imani ve kültürel konularda bilimsel konferanslar vermekte, sergiler açmakta, kitap ve internet siteleriyle Kuran mucizeleri, yaratılış gerçeği, Darwinizm’in geçersizliği, Türk İslam Birliği, üniter yapının önemi, devlete bağlılığın önemi, PKK’yla fikri mücadele, iman hakikatleri, Türkiye karşıtı oluşum ve organizasyonların deşifresi, Atatürk’ün dindar kişiliği, İttihad-ı İslam, bağnazlık tehlikesi konularını sürekli gündemde tutmuştur. Bu şekilde on binlerce faaliyet gerçekleştirmiştir. Milli Değerleri Koruma Vakfı ve Teknik Bilim Araştırma Vakfı bu faaliyetlerde önemli roller üstlenmiştir.

Tüm saydığımız bu inanç gurupları 15 Temmuz Darbe Kalkışması’nda sokaklara hemen inmiş, tankların karşısında durmuş, böylece herkesi yüreklendirmiş, cesaretlendirdikleri büyük kitlelerin darbeye karşı koymalarına vesile olmuşlardır.

Aynı şekilde Adnan Oktar da 15 Temmuz gecesi birçok kişi sessiz şekilde süreci izlerken ve DAHA HENÜZ KİMSE HİÇBİR AÇIKLAMA YAPMAMIŞKEN, yaşanan olayların ordunun içindeki bir çetenin illegal ve geçersiz bir darbe girişimi olduğunu ilk açıklayan kişi olmuştur. Hemen akabinde, devlet büyüklerimiz de emniyetli bir yere geçtikten sonra bunun illegal bir kalkışma olduğunu beyan etmiştir. Adnan Oktar, devletimizin ve milletimizin bu zor gününde ertesi gün öğle saatlerine kadar kesintisiz 12 saat canlı yayın yaparak yatıştırıcı, teskin edici bir üslupla meşru hükümetimize ve Sayın Cumhurbaşkanımız’a tam destek vermiştir. Bu sayede, yayını izleyen milyonlarca insana cesaret ve umut vermiştir. Bu durum resmi kayıtlara da geçmiş RTÜK tarafından da belgelendirilmiştir.

Sonuçta, genel faaliyetleri, demokrasiye olan katkıları, darbelere karşı set olmaları, devlete olan destekleri, Anayasal düzene ve rejime olan bağlılıkları, milletimize ve tüm insanlığa olan çok büyük katkıları ve inançları doğrultusunda bir arada yaşamak istedikleri göz önüne alındığında dini inanç guruplarının tümünün vatana, millete, devlete ve insanlığa son derece faydalı birer sivil toplum organizasyonu oldukları aşikardır. Olumsuz örnek gibi söylenen FETÖ’nün ise bir İslami gurup olmadığı, CIA’in maşası olmuş, hain ve kahpe bir terör örgütü olduğu, “su-i emsal, emsal olmaz” kuralı gereğince, hiçbir şekilde konumuza örnek teşkil etmediği tartışmasızdır.

Tüm bu inanç gurupları suç işlemek için değil, tam aksine suça ve suçlulara karşı Allah rızasını gözeten iyilerin bir arada güçlü olup karşı koymaları maksadıyla bir araya gelmiş topluluklardır.

Bu dini grupların temel amacı, güzel ahlakı yaygınlaştıran, kötülüğü engelleyen, iyiliği tavsiye eden, insanların nefislerini kötü huylarından arındırmak için çabalayan, şiddeti ve terörü lanetleyen, kavga, çatışma, nefret yerine sevgiyi, kardeşliği, birliği ve beraberliği savunan, Türk ve İslam dünyasının sorunlarının giderilmesi için bir ve beraber olmayı öneren olmaktır.

Dolayısıyla, birlik ve dayanışma ruhu içinde tüm sorunların çözülebileceğine inanan insanların her türlü fedakarlığı göze alarak biraraya gelip ilmi ve kültürel faaliyetler içerisinde bulunmalarını “örgüt”olarak yaftalamanın ne hukukla, ne akılla, ne vicdanla, ne de insaf ve iyi niyetle bağdaşır bir yönü yoktur.