8. OPERASYON GÜNÜNDEN İTİBAREN YAŞANAN HUKUKSUZLUKLAR

8.1. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Notu

En temel hukuk ilkelerimizden birisi olan “masumiyet karinesi” ne demektir diye baktığımızda, ilk olarak Anayasa’nın 38/4. maddesi karşımıza çıkmaktadır;

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin 9. maddesinde tutuklulukla ilişkili olarak “Her insan suçlu olduğuna karar verilinceye kadar masum sayılacağından, tutuklanmasınınzorunlu olduğuna karar verildiğinde, yakalanması için zorunlu olmayan her türlü sert davranış yasa tarafından ağır biçimde cezalandırılmalıdır.” hükmüne yer verilmesinin ardından suçsuzluk karinesi, insan hakları açısından son derece önemli olan 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde (m.11/f.4), 1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde (m.6/f.2) bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır”şeklinde ve Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı m.48’de f.1. Kendisine karşı ithamda bulunulan bir kişinin, yasaya göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum olduğu kabul edilecektir. f.2. Kendisine karşı ithamda bulunulmuş olan bir kişinin savunma haklarına saygı gösterilmesi teminat altına alınmalıdır” şeklinde yerini almıştır.

Türkiye, hem 1948 tarihli beyannameye, hem de 1950 tarihli sözleşmeye taraftır. Hatta, Anayasa’nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin Durdurulması” başlıklı 15. maddesinin 2. fıkrası, suçsuzluk karinesini olağanüstü durumların varlığı halinde bile dokunulması mümkün olmayan temel haklardan saymıştır.

Dolayısıyla, masumiyet karinesi evrensel bir haktır. Bu hakkın olağanüstü hallerde dahi kısıtlanamayacağını söyleyen temel şarta göre de suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

Ancak, ne yazık ki, 11 Temmuz 2018 tarihinde arkadaş camiamıza yönelik olarak gerçekleştirilen polis operasyonunun hemen akabinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkilileri tarafından tüm basın kuruluşlarına aşağıdaki gibi bir “bilgi notu” gönderilmiştir:

Yukarıdaki bilgiler ışığında, ilk cümlede sarf edilen “Adnan Oktar Suç Örgütü” tanımlamasının hiçbir hukuksal dayanağı yoktur. Böyle bir nitelemeyi haklı kılacak tek bir mahkeme kararı bile mevcut değildir. Gerçek buyken “örgüt” ifadesinin Emniyet Müdürlüğü’nün bilgi notunda kullanılması, MASUMİYET KARİNESİNE’NİN AĞIR BİR İHLALİDİR. Türkiye Cumhuriyeti kanunları kişisel yorumlamalarla esnetilmeye açık değildir, eğer Anayasamızın 38/4. maddesi “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde düzenlendiyse, Anayasamızın bağladığı tüm vatandaşlarımız gibi Emniyet Müdürlüğü yetkililerinin de buna mutlaka riayet etmesi gerekmektedir.

Henüz yargılama safhalarının hiçbirisi gerçekleşmemiş ve bu nedenle suçsuz oldukları kabul edilmesi gereken yüzlerce masum insanın bu not ile peşinen bir suç örgütü olarak yaftalanması hukuka, vicdana ve her şeyden önce Anayasamız’a aykırıdır.

Emniyet Müdürlüğümüz kendisini mahkemenin yerine koyup hüküm verme ve kendi verdiği hükmüTürk halkına da duyurma kudretine sahipse o zaman yargılamalar neden yapılmaktadır?

Üstelik, “Adnan Oktar Suç Örgütü” diye başlık atıldıktan sonra, bunun altına tam 31 adet suç maddesi listelenmiştir. Bu suçlamalardan hangileri hangi kişilere isnat edilmektedir, bu bile belli değildir. Kaldı ki bu yazıdan birkaç gün sonra, Emniyet Müdürlüğü’nün bilgi notuyla  TBAV camiası mensuplarına isnad edilen bu 31 suç maddesinin 25 tanesinin henüz soruşturmanın en başında geçersiz olduğu tespit edilmiş, bu isnatlar mahkeme tarafından 6 suç maddesine indirilmiş ve soruşturmaya da bu 6 suç isnadı üzerinden devam edilmiştir.

Hepsinin ötesinde, yapılan operasyonlarla Adnan Oktar ile hiçbir tanışıklığı olmayan kişiler de gözaltına alınmıştır. Hatta öyle ki, Adnan Oktar’ın bazı arkadaşlarının ofislerinde sigortalı olarak çalışan, ancak Adnan Oktar ile hiçbir alakası olmayan kişiler bile apar topar gözaltına alınıp mal varlıklarına el koyulmuştur. Ayrıca gözaltına alınan kişiler basın tarafından eli kanlı PKK ve FETÖ üyelerine karşı dahi yapılmayan şekilde bir “afişe etme” uygulamasına maruz kalmışlardır.

Emniyet yetkililerince gözaltına alınan kişilerin sıraya sokularak yüzlerinin uzun süre kameralara çekilip bu görüntülerin basına servis edilmesi, bu insanların hepsine 31 ayrı suçunisnat edilmesi, üç gün sonra tabiri caizse “pardon” denilerek suç isnadı sayısının 6’ya inmesi ve aralarında Adnan Oktar ile tanışıklığı dahi olmayan kişilerin bile bu haksız uygulamalara maruz kalmalarını hiçbir hukuk kuralı ile açıklayamayız.

Beyefendi kişiliği ile tanınan Güneri Cıvaoğlu, Milliyet Gazetesi’nde 13 Temmuz 2018’de yayınlanan köşe yazısında masumiyet karinesini savunan ender yazarlardan biri olarak şu cümleleri sarf etmiştir:

“…Gazetelerin manşetlerine, TV ekranlarına yansıyan haberlere göre hakkında “çok ciddi” iddialar var. “Tacizden, askeri sırlar casusluğuna” kadar uzanıyor. “İddia” kelimesini kullanıyorum çünkü “hukukçu” şapkamın altında inancım “yargı kararına kadar” suçlar kesinleşmiş sayılmaz…”

Aynı şekilde Ahmet Hakan da Hürriyet Gazetesi’ndeki bir köşe yazısında Sayın Adnan Oktar’ın polis tarafından başının yere doğru bastırılarak götürülmesinin hoş bir hareket olmadığını ve içine sinmediğini açıklamıştır. Ancak birçok medya mensubu “masumiyet karinesi”ni ayaklar altına alan mesnetsiz haberlere imza atmaktan geri durmamıştır.