1. SUÇ ÖRGÜTÜ İDDİASININ CEVAPLARI

1.10. Arkadaş camiamız hakkında sözde “terör örgütü” yakıştırması yapmak haksız ve hukuksuzdur

TBAV camiası mensuplarına yönelik 11 Temmuz 2018 tarihinde düzenlenen polis operasyonu sonrasında medyada yer alan bazı haberlerde, arkadaş camiamızın sözde “silahlı terör örgütü” oldukları şeklinde hiçbir hukuki delili ve dayanağı bulunmayan, mantıktan ve izandan yoksun, hayali bir iddia ortaya atılmıştır.

Operasyonun ilk gününden itibaren organize bir iftira kampanyası yürüten bir kısım medya ise bu çirkin “silahlı terör örgütü” iftirasını her fırsatta gündeme getirerek iğrenç bir algı operasyonu yürütmektedir. Bu suretle vicdanları yaralayan görülmemiş bir haysiyet ve itibar cellatlığı yapılmaktadır.

Dosya içeriğinde hiçbir suretle yer almayan bu temelsiz ve çirkin iddianın, medyanın belli kesimi tarafından yürütülen bu algı operasyonuyla paralel bir biçimde her nasılsa bazı resmi evraklara ve cezaevi kararlarına kısmen yansımaya başlaması da son derece endişe vericidir.

Hiçbir somut delile, vakaya, belgeye dayanmayan, akla, mantığa, vicdana ve gerçeklere tamamen aykırı bu iddianın hiçbir kanuni ve hukuki değeri olmadığı da açıktır. Nitekim ne sayın savcılık ne de tutuklama aşamasında dosyayı inceleyen sorgu hakimliği böyle bir iddia dile getirmemiş bu iddiaya dair tek bir soru dahi kimseye sorulmamıştır.Tutuklama kararlarında, tutuklama müzekkerelerinde ve tutukluluğun devamı kararlarında böyle bir suç isnadı yer almamaktadır.

Bu düzmece “silahlı terör örgütü” söylemi son derece çirkin bir iddiadır ve tarafımızca kabulü mümkün değildir.

Nitekim bu mesnetsiz ve asılsız iddia daha önce 2016 yılında kötü niyetli bir kişinin savcılığa yaptığı şikayet nedeniyle İstanbul C. Başsavcılığı’nca ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Savcılık, bu iddianın gerçekdışı olduğunu tesbit ederek 29.11.2016 tarihinde 2016/142951 Sor.  ve 2016/76647 K. sayılı TAKİPSİZLİK KARARI’nı vermiştir. Bu karar kesinleşmiştir. Dolayısıyla “terör örgütü” iddiasının asılsız olduğu kesinleşmiş bir yargı kararıyla da sabittir.

AÇIKLAMA 1

Bir kısım basında “terör örgütü” iftirasında bulunan kötü niyetli kişiler, bu algı operasyonunu şüphelilerin ruhsatlı silahları üzerinden yürütmeye çalışmaktadırlar.

OYSAKİ POLİS OPERASYONUNDA EL KONAN SİLAHLARIN TAMAMI RUHSATLIDIR VE HİÇBİR ADLİ VAKAYA KARIŞMAMIŞTIR. BU SİLAHLARI, “SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ” İDDİASINA DAYANAK OLARAK GÖSTERMEK AKIL, MANTIK VE HUKUK DIŞIDIR.

Taşıma ruhsatlı silah sahibi olmak, bir kişiyi potansiyel suçlu ya da silahlı terör örgütü üyesi yapmaz, aksine ruhsat sahibinin devletin güvendiği, kanuna bağlı bir kimse olduğunu gösterir. Çünkü ruhsat sahibi olan kişiler, emniyet birimlerimiz tarafından aylarca süren çeşitli tahkikatlardan geçtikten sonra bu hakkı kazanmaktadırlar. Ruhsatlı silah, kullanmak amacıyla değil, can güvenliği tedbiri sebebiyle taşınır.

OPERASYON KAPSAMINDA GÖZALTINA ALINAN TBAV CAMİASI MENSUPLARINA AİT TAMAMI RUHSATLI,70 TABANCA VE 23 AV TÜFEĞİNE EL KONMUŞTUR. Bu tabanca ve av tüfeklerinin tamamı devletin resmi kurumu olan MKE’den alınmıştır. TÜM MERMİLER DE DEVLET ENVANTERİNE KAYITLI ve MKE (Makine Kimya Enstitüsü) damgasını taşımaktadır. Yani hepsi legal ve resmidir.

İFTİRAYA KONU OLAN RUHSATLI SİLAHLARININ HİÇBİRİ KANUNA AYKIRI BİR FİİLDE KULLANILMAMIŞTIR. Sadece can güvenliği nedeniyle taşınan, hiçbir eylemde kullanılmayan ruhsatlı silahlarla terör örgütü kurulduğu dünyanın neresinde görülmüştür?

DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE, HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜ EMNİYETTE BALİSTİK KAYDI BULUNAN KENDİ MENSUPLARI ADINA KAYITLI RUHSATLI SİLAHLAR KULLANMAZ. Dolayısıyla “silahlı terör örgütü” iddiasının saçma ve gülünç bir iftira olduğu gün gibi açıktır. Bu tuhaf mantığa itibar etmek; yasal yollara başvurarak ruhsatlı silah taşıma hakkı kazanan yüz binlerce vatandaşımızı da “potansiyel terör örgütü mensubu” olarak görmek sonucunu doğuracaktır ki bunun ne kadar mantıksız ve tehlikeli bir yaklaşım olacağı açıktır.

AÇIKLAMA 2

BİRÇOK TBAV MENSUBU SİLAH RUHSATI ALMAYA, EMNİYET TAKİBİNİN DEVAM ETTİĞİ 2 YILLIK SÜREÇ İÇİNDE HAK KAZANMIŞTIR.

TBAV mensuplarına yönelik yürütülen soruşturmanın 2016 yılında başlayan 2 yıllık bir teknik takip sonucunda gerçekleştirildiği soruşturma evrakından anlaşılmaktadır.

Burada dikkat çekmek istediğimiz önemli bir husus ise 11 Temmuz 2018 operasyonuyla gözaltına alınan TBAV mensuplarının büyük çoğunluğunun silah taşıma ruhsatlarını söz konusu emniyet takibinin sürdüğü 2016-2018 yılları arasında almış olmalarıdır. Silah ruhsatlarının emniyet birimlerimiz tarafından aylarca yapılan tahkikatlar, kapsamlı araştırmalar sonucunda, ancak ve ancak hiçbir sabıka kaydı bulunmayan, yasalara saygılı, güvenilir vatandaşlarımıza verildiği ise herkesçe bilinen bir gerçektir.

Nitekim bu gizli soruşturmanın sürdüğü dönemde Asayiş, Terörle Mücadele, Narkotik gibi emniyet birimleri silah ruhsatı başvurusunda bulunan TBAV mensuplarının bu başvurularını onaylamakta bir mahsur görmemişlerdir.

Buradan da anlaşılmaktadır ki, 2016 yılından 2018’e kadar 2 yıllık soruşturmayı yürüten emniyet birimlerinin, ortada “silahlı terör örgütü” diye bir şey olmadığı konusunda en ufak şüpheleri yoktur. Aksi takdirde, TERÖR ÖRGÜTÜ ŞÜPHELİSİ OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN İNSANLARA SİLAH RUHSATI VERİLDİĞİ ANLAMI ORTAYA ÇIKAR Kİ, BUNUN ASLA MÜMKÜN OLMAYACAĞI ÇOK AÇIKTIR.

Bugün “suç örgütü mensubu” iddiasıyla tutuklu bulunan, bir kısım medyanın yürüttüğü algı operasyonu sonucu ise “silahlı terör örgütü oldukları” iftiralarıyla karşı karşıya kalan TBAV mensuplarının silah ruhsatı almalarında hiçbir sakınca olmadığına dair rapor veren Valilik Makamımız ve Emniyet birimlerimiz, 70 tabanca ve 23 tüfek sahibinin hiçbir sabıkası olmayan, hiçbir suça bulaşmamış, suç şüphesi dahi bulunmayan, devletine bağlı, vatanına, milletine saygılı, kanunlara riayet eden, doğru, dürüst, güvenilir, ruhen ve fiziken sağlıklı, itidalli insanlar olduğunu tasdik etmişlerdir. Bu anlamda, söz konusu ruhsatların her biriaklayıcı bilirkişi raporu niteliğindedir. Resmi makamlarımız, TBAV camiasını aklayan “93 AYRI BİLİRKİŞİ RAPORUNA” İMZA ATMIŞLARDIR.

KISACA ORTADA “SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ” DİYE BİR ŞEY OLMADIĞI DEVLETİMİZ TARAFINDAN DA AÇIKÇA TEYİT EDİLMİŞ DURUMDADIR.

AÇIKLAMA 3

İFTİRALARIYLA BU SORUŞTURMANIN AÇILMASINA SEBEP OLAN HUSUMET ÇETESİNİN DAHİ OPERASYON ANINA KADAR BÖYLE BİR İDDİASI OLMAMIŞTIR.

TBAV camiası mensubu arkadaşlarımızhakkında yürütülen söz konusu soruşturmanın temelini, organize olarak aylar öncesinden hazırlanan, mağdur kisvesindeki husumetli bir grubun kumpas faaliyetleri ve asılsız iddiaları oluşturmaktadır. Bu kişilerin, arkadaşlarımızı mağdur etmek amacıyla uydurdukları ve tamamı gerçek dışı iddialarla dolu ifadelerinde dahi “silahlı terör örgütü” iddiasından bahis yoktur. Bazıları 20-30 yıl boyunca camiamızda bu kişilerin ifadelerinde, herhangi bir “silahlı terör eyleminden” söz edilmemiştir. Tek amaçları arkadaş camiamızı mağdur etmek, karalamak ve itibarsızlaştırmak olan husumetli grubun mensuplarının operasyon öncesindeki beyanlarında böyle bir iddiadan bahsetmemiş olmaları, “silahlı terör örgütü” iddiasının geçersizliğini göstermeye yeterlidir.

AÇIKLAMA 4

TERÖR ÖRGÜTLERİNİN HEDEFİNDE OLAN SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZIN RUHSATLI SİLAH TAŞIMASI KANUNİ VE İNSANİ BİR HAKTIR

Sayın Adnan Oktar’ın bölücü terör örgütlerinin ideolojilerinin geçersizliğini ortaya koyan fikirleri, eserleri ve televizyon programları nedeniyle DAEŞ, DHKP-C, El-Kaide ve PKK gibi devlet ve millet düşmanı birçok terör örgütünün hedefinde olduğu, Sayın Adnan Oktar’ın ve arkadaşlarımızın bu örgütler tarafından birçok kez ölüm tehditlerine maruz bırakıldıkları kamuoyunun da bildiği bir gerçektir.

DAHASI EMNİYET GÜÇLERİMİZ TARAFINDAN YAKALANAN BAZI TERÖRİSTLERİN ÜZERİNDEN ÇIKAN ÖLÜM LİSTELERİNDE SAYIN ADNAN OKTAR’IN ADI İLE BİRLİKTE EV VE YAYIN YAPTIĞI STÜDYOLARIN ADRES VE KROKİLERİ ELE GEÇİRİLMİŞ VE BU OLAY BASINA DA YANSIMIŞTIR. Bu olay üzerine emniyet ve Valilik tarafından Sayın ADNAN OKTAR’A RESMİ POLİS KORUMASI TAHSİS EDİLMİŞTİR. Bu koruma süresi her sene yenilenmiştir. Sayın Adnan Oktar, operasyon tarihi (11.07.2018) itibariyle de koruma kapsamındadır.

 

Dolayısıyla tutuklu bulunan kişilerden bazılarının can güvenliği sebebiyle taşıma ruhsatlı silah sahibi olmaları kanuna uygun olmasının yanında son derece doğal bir durumdur. Kanuna uygun, insani bir durumu, ortada tek bir delil dahi yok iken; “silahlı terör örgütü” iddiasına dayanak yapmaya çalışmak ve hayatını, ülkesinin menfaati için harcamış vatansever, milliyetçi dindar insanlar için “silahlı terör örgütü” ifadesini kullanmak vicdanları yaralayan, çok çirkin bir iftiradır.

AÇIKLAMA 5

SAYIN ADNAN OKTAR’IN 40 YILLIK İLMİ MÜCADELESİ İFTİRALARIN GERÇEK DIŞI OLDUĞUNUN EN BÜYÜK KANITIDIR

Bir terör örgütünün olmazsa olmaz özelliği, şiddet, cebir ve silahlı eylemlerdir. SAYIN ADNAN

 

OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZ İSE HAYATLARINDA HİÇBİR SUÇA VE ŞİDDET EYLEMİNE KARIŞMAMIŞ, HİÇBİR SABIKASI BULUNMAYAN KİŞİLERDİR. Aksine Sayın Adnan Oktar, hayatını sevginin anlatılmasına adamış, teröre ve terör örgütlerine karşı yıllardır çok etkili fikri mücadele veren bir fikir adamıdır.

Dolayısıyla hayatını, terörü besleyen ideolojilerin geçersizliğini ispatlamaya adayan ve bu yöndeki fikri çalışmaları dünya çapında itibar gören bir fikir adamının ve arkadaşlarının, “silahlı terör örgütü” suçlamasıyla muhatap olması, her şeyden önce Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızıhedef alan iddiaların ne kadar boş ve gerçeklerden uzak olduğunu ortaya koyan somut bir örnektir.

Bunun yanısıra, son 10 yıldır hemen her gününü televizyonda, halkın karşısında geçiren, her konuşmasında insan sevgisinden, mazlumların, fakirlerin, yaşlıların korunup kollanmasından bahsedip her dönem devletin bekası, ülkenin birlik ve bütünlüğünün muhafazası gibi konularda belki yüz binlerce açıklama yapan, azılı terör örgütlerine karşı fikri olarak mücadeleler veren Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın, “silahlı terör örgütü” iftirasına maruz kalması çok büyük bir haksızlık ve vicdansızlıktır.

Sayın Adnan Oktar ve TBAV camiası mensubu arkadaşlarımız sosyal ve kültürel amaçlarla bir araya gelmiş, en temel özellikleri vatanseverlik ve devletine bağlılık olan, milliyetçi, mukkadesatçı kişilerden oluşan bir arkadaş grubudur. Bu özellikleri çevrelerince de çok iyi bilinmektedir.

Sayın Adnan Oktar’ın kaleme aldığı 300’ü aşkın kitap, dünyanın dört bir yanında yayınlanan binlerce makale, düzenlenen binlerce bilimsel konferans ve sayısız televizyon programları, Sayın Adnan Oktar’ın vatanseverliğini, devletine bağlılığını, yerli ve milli karakter yapısını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.

TBAV camiası mensupları hakkında “silahlı terör örgütü” iddiasını yapan ve buna itibar eden kimselerin, bu iddianın çirkin bir iftira olduğu yargı önünde ortaya çıktığında mahcup olacakları kesindir.

Nitekim, Sayın Adnan Oktar’ın 10 yılı aşkın süredir katıldığı A9 TV programlarında yaptığı açıklamalar TBAV camiasının böyle karanlık, illegal bir yapıyla bağdaştırılamayacağını açıkça göstermektedir. Bu açıklamalara birkaç örnek şöyledir:

 “Benim arkadaşlarımın hepsi Allah’a kendini adamış insanlar. Hiçbir karşılık gözetmiyorlar.

 

Allah rızası için yaşıyorlar.  Hemen hemen hayatın bütün sosyal yönlerinden gerekiyorsa çekilebilecek güçteler. En hayati konulara değiniyorlar. Demagojiye yanaşmıyorlar. (Adnan Oktar, A9 tv, 18 Şubat 2018)

“İslam Birliği’nin amacı barıştır. Bu birlik savaşları, acıları, kavgayı, terörü ortadan kaldırmak için kurulacak. Aslında barış ve dostluk kolay olandır. İnsanların savaşı bu kadar olağan görmesinde anormallik var. (Adnan Oktar, A9 TV, 28 Mayıs 2018)

“Bölgeden PKK’nın tamamen kazınması gerekir. Bölgede terörist bir yapının varlığını hiçbir ülke kabul etmez. Türk Ordusu çok akılcı ve çok merhametlidir. Dünyanın en efendi, en merhametli, en şefkatli ordusudur. Ordumuz istese bu operasyon çok kısa sürede biter. Ama sivillere zarar gelmemesi için tek tek, seçerek, özenle ilerliyorlar. Kimse Türkiye’ye ve ordumuza farklı bir ithamda bulunamaz. (Adnan Oktar; A9 TV; 1 Şubat 2018)

BU NEDENLE, OKTAR VE ARKADAŞ GRUBU “TERÖR” YA DA “TERÖR ÖRGÜTÜ” GİBİ KAVRAMLARLA İLİŞKİLİ OLMAK ŞÖYLE DURSUN, BU KAVRAMLARIN TAM ZITTINI TEMSİL EDEN VATANSEVER, MİLLİYETÇİ, ATATÜRKÇÜ, HER FIRSATTA, BARIŞ, SEVGİ VE KARDEŞLİĞİ, ÜLKEMİZİN BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜNÜ, ÜNİTER YAPISINI SAVUNAN BİR ARKADAŞ GRUBUDUR.

 

AÇIKLAMA 6

“SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ” İDDİASI, KAMUOYU İNFİALİ UYANDIRMAK VE BU YOLLA YARGIYA BASKI UYGULAMAK AMACIYLA HAZIRLANMIŞ SİNSİ BİR KOMPLONUN ÜRÜNÜDÜR

“Silahlı terör örgütü” iddiası, tamamen bir algı oluşturma çabasıdır. Yukarıda da delilleriyle izah ettiğimiz üzere; NE 2 YILLIK TEKNİK TAKİPTE NE DE YÜZLERCE EV VE İŞ YERİNDE YAPILAN ARAMA, TARAMA, KAZI ÇALIŞMALARININ HİÇBİRİSİNDE BU YÖNDE TEK BİR SUÇ DELİLİNE DAHİ RASTLANMADIĞI GİBİ, NE RUHSATSIZ BİR TABANCA, NE DE SİLAHLA İŞLENMİŞ BİR SUÇ TESPİT EDİLMİŞTİR. Bu nedenledir ki Emniyet ve Savcı sorgularında bu konunun bahsi dahi geçmemiştir.

Peki o zaman, bir kısım medyanın ve bunların bazı mensuplarının bu çirkin iddiayı ısrarla gündemde tutmaya çalışmalarının sebebi nedir?

Esasen bu iftira, arkadaş camiamız aleyhine yürütülen psikolojik savaş ve kara propaganda faaliyetinin boyutunu ortaya koyan somut bir örnek teşkil etmektedir.

Bu medya organları, “silahlı terör örgütü” söylemini maksatlı bir biçimde gündemde tutarak; TBAV camiasını alçak FETÖ örgütüyle suni bir biçimde bağdaştırmayı hedeflemişler, bu yolla kamuoyu infiali oluşturarak bağımsız yargı üzerinde baskı kurmaya ve çıkacak kararları etkilemeye çalışmışlardır.

Bir başka deyişle, tutukluluk veya tutukluluğun devamı taleplerini karara bağlayacak olan yargıçları etkilemek, böylece ek tutukluluk ve tutukluluğun devamı kararları almak amacıyla “terör örgütü” deyimi, kasten ve kötü niyetle dile getirilmektedir. Bazı soruşturma evraklarında, delil veya dayanak sunulmadan “silahlı terör örgütü” ibaresinin de geçirilmiş olması, bu psikolojik savaşın ne yazık ki bir ölçüde etkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Daha da önemlisi, ortada somut hiçbir delil olmamasına karşın bu kara propagandanın etkisiyle kamuoyunda oluşan infialin sonucunda, sayıları 180’i bulan TBAV camiası mensubu aylardan beri tutuklu olarak cezaevlerindedir.

Bu psikolojik savaşta kullanılan en belirgin yöntem ise, polis operasyonu sırasında, gözaltına alınan kişilere ait olan ruhsatlı silahların bir araya toplanmış görüntülerinin, çarpıtılmış haberlerle güya bir cephanelik gibi gösterilmeye çalışılması olmuştur.

Malum medya organları,  bu “silahlı terör örgütü” iftirasının altyapısını hazırlamak için; gözaltı aşamasında el konulan 70 tabanca ve 23 av tüfeğini, haberlerine sanki ortada kanuna aykırı bir durum varmış gibi yansıtmışlardır. Bu yayınlarda, söz konusu SİLAHLARIN TAMAMININ RUHSATLI OLDUĞUNDAN bahsetmedikleri gibi bunların yakalaşık 120 ayrı adresten ve toplam 185 kişiden elde edildiği gerçeğini de açıklamaktan kaçınmışlardır. Silahları emniyette toplu bir biçimde gösteren resimleri kullanarak GÜYA TEK BİR YERDE BÜYÜK BİR CEPHANELİK VARMIŞ İZLENİMİ OLUŞTURMAYA ÇALIŞMIŞLARDIR. İftiralarının açığa çıkmaması için ise, emniyet yetkililerince basına verilen ilk fotoğraflarda silahların yanında açıkça görülen taşıma ruhsatlarını, fotoğraflarda bulandırmış veya silerek saklamaya çalışmışlardır.

Bu tür asılsız haberlerle, ilk önce güya ortada bir “silahlı örgüt” olduğu izlenimi oluşturulmaya çalışılmış, BİR SÜRE SONRA DA ARAYA MAKSATLI OLARAK “TERÖR” KELİMESİ EKLENEREK “SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ” İFADESİ TÜRETİLMİŞTİR. Bu tür kelime ve algı oyunlarıyla birçok haber ve köşe yazısında yoğun olarak kullanılmaya başlanan “terör örgütü” kavramı TBAV camiası mensuplarıyla özdeşleştirilmeye çalışılmıştır.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız terör örgütü olmak şöyle dursun, tam aksine Türkiye’de ve tüm dünyada yıllardır teröre karşı en büyük ve en etkili fikri ve ilmi mücadeleyi sürdüren kimselerdir. DEAŞ, El Kaide, DHKP-C, PKK ve FETÖ ile fikri mücadele eden, bu şekilde terörü ve şiddeti önlemeye çalışan, vatanın bölünmez bütünlüğünü savunan, bölücülüğe set olan, devleti ve devletin üniter yapısını her koşulda savunan kişiler olan Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, terör örgütlerinin tüm amaç ve felsefelerine tam anlamıyla karşıdır, 180 derece zıttır.

28 Şubat dönemi gazeteciliği günümüzde de aynı şekliyle psikolojik harp ve linç uygulamalarına devam etmektedir. Medya linçlerine itibar edilmeye başlandığı anda ise ortada bir hukuk devletinin kalmayacağı da aşikardır.

Böyle davranmalarındaki amacın, toplanan silahlarda kanuna aykırı hiçbir durum olmadığı gerçeğini kamuoyundan gizlemek ve uydurdukları “silahlı terör örgütü” iftirasını kendilerince halka yutturmaya çalışmak olduğu açıktır.

Sadece arkadaş camiamıza karşı yürütülen iftira kampanyasına malzeme olma amacı taşıyan bu iddianın saçmalığını ortaya koyan birçok delil ortadayken, bu tür iftiralara itibar etmek ne hukuka ne vicdana sığmamaktadır.

Ayrıca böyle ucuz bir komploya sessiz kalmak, ülkemizde adalete olan güvenin sarsılması açısından ciddi mahsurlar taşımaktadır. Şahsi çıkar ya da husumet duygularıyla hareket eden bazı iftiracı kişi, çevre ve medya mensuplarının, tertemiz insanlara ortada hiçbir delil yokken “silahlı terör örgütü” iftirasını atarak, bu kişileri kolayca mağdur etmelerine göz yumulması halinde kimsenin hukuk güvenliği kalmaz. Bu, her an herkese karşı kullanılabilecek hukuk dışı ve adi bir yöntem haline gelebilir.

Oysaki hukuk herkes için gereklidir. Bugün böyle bir yargısız infazı bizzat düzenleyen ve iştirak edenlere olduğu kadar menfaatleri gerektirdiği ya da çekindikleri için bu haksızlığa göz yumanlara da hukuk bir gün lazım olabilir. Onlara da bazı karanlık odaklar tarafından benzeri iftiralarla saldırılabilir. Dolayısıyla bu tür hukuksuz yargısız infaz girişimleri haksız yere mağdur edilen masum insanlar kadar ülkemiz ve toplumumuz için de son derece tehlikelidir.

Demokrasinin ve adaletin en önemli ilkelerinden biri “kendisinin olduğu kadar” “başkalarının da haklarına sahip çıkmak”tır. Çünkü bir gün o başkası, kişinin kendisi de olabilir. Şu an elinde bu hukuksuzluğa dürüstçe tavır koyma, bunu önleyip telafi etme imkanı olanların, harekete geçmek için adaletsizliğin kendilerinin başlarına gelmesini beklemeleri halinde, vakit çok geç olabilir.“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zihniyeti güzel Türkiyemize telafisi imkansız zararlar verebilir.