6. SÖZDE FETÖ BAĞLANTISI İDDİALARININ CEVAPLARI

6.2. FETÖ ile TBAV camiasının nasıl ayrıştığının madde madde anlatımı

Normal şartlarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile arkadaş camiamızın hiçbir bağlantısı olmadığının izaha dahi muhtaç olmadığı açıktır. Ancak kamuoyunda bu hususta yoğun bir algı yaratma çabası olduğu için biz de bu konuyu izah etme mecburiyetinde bulunmaktayız:

A

FETÖ’nün ilk kurulduğu 1970’lerden itibaren ileriye dönük tek ana hedefi devletin her kademesine sızarak buralarda yükselmek olmuştur. Böylece tek tek tüm kurumlarda önemli yönetici pozisyonları ele geçirilecek, kamunun, bürokrasinin, ordunun, emniyet teşkilatının içinde gittikçe artan bir nüfuz elde edilecekti. Nihai hedefleri olan “devleti ele geçirip mevcut düzeni yıkma, yerine teokratik temellere dayanan bir yönetim şeklini egemen kılma” amacına doğru yıllar içinde adım adım ilerlediler. Netice itibarıyla 17/25 Aralık yargı darbesi, MİT tırları operasyonu, Gezi Parkı eylemleri ve nihayetinde 15 Temmuz 2016 yılında yaşanan hain darbe kalkışmasıyla devletin mevcut düzenini yıkarak yerine kendi düzenlerini getirme hedeflerini açıkça ortaya koymuş oldular.

OYSA SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZ, YAKLAŞIK 40 YILLIK ARKADAŞLIK-

LARI DÖNEMİNDE HER NE KOŞULDA OLURSA OLSUN HER DAİM DEVLETİN BEKASI, BİRLİĞİ, VATANIN MİLLETİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜ VE GÜÇLÜ TÜRKİYE ÜLKÜSÜ İÇİN ÇABA SARFETMİŞLERDİR.

Ayrıca Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın hayatlarının hiçbir döneminde devlet kademelerinde görev almaya ve resmi kurumların içinde nüfuz elde etmeye yönelik bir amaçları ve girişimleri olmamıştır. Nitekim devlet kademesinde veya önemli stratejik kurumlarda görev almış hiçbir arkadaşımız yoktur. TBAV camiası mensuplarının tamamı kendi ticari faaliyetlerini yürütmektedir.

Geçtiğimiz sayfalarda detaylıca açıkladığımız üzere Gezi Parkı eylemleri ve 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü sırasında Sayın Adnan Oktar’ın Sayın Erdoğan’ı ve hükümetimizi nasıl can-ı gönülden savunup desteklediği aşikardır. Öyle ki Sayın Adnan Oktar, iç ve dış politika konularında hükümetimizi güçsüz düşürme girişimlerinde de hep aktif rol üstlenerek elinden gelen desteği vermiştir. Örneğin, İsrail ile yaşanan Mavi Marmara krizinde, Rusya ile yaşanan savaş uçağı düşürülmesi krizinde, PKK’nın tüm bölücü girişimlerinde, Kobani olaylarında Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları hep devletimiz, milletimiz ve hükümetimizden yana tavır koymuşlar ve devletimizin bekası için vargüçleriyle çaba sarfetmişlerdir.

B

Sayın Adnan Oktar’ın ve hiçbir arkadaşımızın, geçmişte ve yakın dönemde, elebaşı Fethullah Gülen ve örgütünün üyeleriyle, bu örgüte karşı bir aidiyet olarak yorumlanabilecek en ufak bir organik bağı bulunmamaktadır. Bir kişinin FETÖ’ye olan aidiyeti ve yakınlığı hayatının belli aşamasındaki davranış ve eğilimleriyle de anlaşılabilmektedir. “Fetömetre” ismi verilen araştırma tekniği de bu mantığa dayalıdır. Fetömetre veya başka hangi kriterlere bakılırsa bakılsın kolayca anlaşılacağı üzere ne Sayın Adnan Oktar ne de yüzlerce arkadaşımızdan herhangi birisi hayatının hiçbir anında bu eğilimlerin hiçbirini göstermemiştir.

Sayın Adnan Oktar ve hiçbir arkadaşımız FETÖ’nün okullarında, dershanelerinde, yurtlarında okumamışlardır. Arkadaşlarımızın tamamı saygınlığı ve kalitesi herkesçe bilinen okullardan mezun olmuş kişilerdir.

Sayın Adnan Oktar ve hiçbir arkadaşımızın BANK ASYA’da bugüne kadar tek bir kuruş dahi hesabı bulunmamıştır. Ne 17-25 Aralık öncesi ne de sonrası hiçbir arkadaşımızın BANK ASYA ile uzak yakın bir teması olmamıştır. Bu durum MASAK tarafından yapılan inceleme ile de anlaşılmıştır.

Sayın Adnan Oktar ve hiçbir arkadaşımız FETÖ üyesi iş adamlarının toplantılarına katılmamışlardır. Bu toplantılarda örgüte para, himmet vermemişlerdir.

Sayın Adnan Oktar ve hiçbir arkadaşımız ticari çıkar amaçlı dahi olsa hiçbir FETÖ’cüyle dernek, vakıf, ticari ortaklık vs kurmamıştır.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız Bylock kullanıcısı değildirler. Yüzlerce kişinin el koyulan telefonlarında ve yıllar süren emniyet araştırmalarında hiçbir bylock kullanımı tespit edilememiştir. Devlet kademesinde, çeşitli devlet organlarında veya önemli stratejik alanlarda görev almış hiçbir arkadaşımız yoktur.Arkadaşlarımızın tamamı kendi ticari faaliyetlerini yürütmektedir.

Sadece bu hususlar bile Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın kırk yıllık fikri mücadele hayatlarının hiçbir alanında FETÖ veya üyeleriyle yollarının kesişmediğinin en net göstergesidir.

C

FETÖ, devletimizi ele geçirip mevcut düzeni yıkma idealine dayalı yapılanması gereği çok büyük bir insan kitlesine hitap etti. Yıllara yayılan stratejisi sonucunda milyonlarca insanı etkileme fırsatı buldu. Bu yolda önce okullar açtı, sonra bu okullarda okuyan öğrencileri tek tek yanına çekmeye başlayarak daha çocukluk yaşlarından itibaren insanlara kendi ideolojisi doğrultusunda bir yaşam biçimi dayattı. Bu ideoloji doğrultusunda yandaşı yaptığı çocukların 5-10-20 yıllık hayat planlamalarını yapıp devletin, ordunun, emniyetin içinde kilit rollere gelebilmeleri için gizli faaliyet yürüttü. Bu faaliyetler neticesinde de devlet kurumlarında, orduda veya emniyette görev yapan yüzbinlerce elemana sahip oldu.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hiçbir zaman böyle kitlesel bir hareketin içinde olmadılar. Sayıları her zaman birkaç yüz kişi olarak telaffuz edildi. BU ARKADAŞ GRUBUNDAN HİÇKİMSE DE DEVLETİN, SİYASETİN, BÜROKRASİNİN, ORDUNUN YA DA EMNİYETİN İÇİNDE YER ALMA VE YÜKSELME HEDEFİNDE OLMADI. FETÖ’nün bir numaralı hedefi konumundaki bu saydığımız kurumlarda Sayın Adnan Oktar’ın tek bir arkadaşı dahi bulunmamaktadır.

D

FETÖ, başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere kendilerinden olmayan tüm devlet büyüklerimize karşı husumet beslemiş, kendilerini en büyük gören bir kibir saplantısına girmiştir.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız tüm devlet büyüklerimize karşı hep çok saygılı, koruyup kollayan, alçak gönüllü, destekleyici ve nezaketli olmuşlar, en yoğun baskılara maruz kaldıkları zamanlarda dahi bu sadakatli ve saygılı üsluplarını değiştirmemişlerdir.

E

FETÖ, her zaman kendi devletini ve milletini küçük görmüştür. Kendinden olmayanları “bertaraf edilecek değersiz varlıklar” olarak nitelemiş, onlara karşı en acımasız yöntemleri uygulamaktan gocunmamıştır.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız her zaman devletimizle ve milletimizle gurur duymuş, bunu her fırsatta dile getirmiş, bu yönde de kalıcı eserler hazırlamış, konferanslar vermiş, TV programları yapmışlardır.

F

FETÖ, Türkiye aleyhine faaliyet yapan gizli yapılanmalarla hep içiçe olmuştur. Mevcut düzeni yıkıp kendi düzenini hakim kılmahedefine bağlı olarak, Türkiye’nin güçsüzleşmesini, iç karışıklıklar yaşanmasını, dış politikada zayıf düşürülmesini hedefleyen derin devletlerle kol kola hareket etmiştir.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, Büyük Türkiye aleyhine atılan her adımı tüm gücüyle deşifre etmiş, Büyük Türkiye için yapılması gereken ilmi kültürel faaliyetleri imkanları dahilinde sonuna kadar yapmış, hazırladığı kitaplarla, konferanslarla, TV programlarıyla sinsi oyunları deşifre etmek ve engellemek için büyük gayret göstermişlerdir.

G

FETÖ, diğer tüm Müslümanlar’a mesafeli davranmıştır. Tek doğru anlayışın kendilerininki olduğunu, kendileri dışında kalanların zararlı ve yanlış yolda olduğunu düşünmüş, bu yüzden herkese tepeden bakan kibirli bir üslup geliştirmiştir.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız tüm Müslümanlar’a karşı hiçbir ayırım gözetmeden, tevazulu, alçakgönüllü, nezaketli, sevgi ve saygı dolu bir yaklaşım sergiledikleri için herkesçe takdir edilmişlerdir.Örneğin,TBAV camiasının her sene geleneksel olarak düzenlediği Çırağan Sarayı iftar davetlerinde, birbirlerine en mesafeli Müslüman guruplar dahi, camiamızın bu sevgi dolu ve birleştirci yaklaşımı vesilesiyle aynı masada birlikte yemek yemiş, sohbet etmişlerdir. Dünyanın her bölgesinden gelerek Sayın Adnan Oktar’ın konuk olduğu canlı TV programlarına katılan tüm Müslümanlar, her zaman eşit derecede saygı ve misafirperverlikle ağırlanmıştır.

H

FETÖ’cüler “takiye” adı altında kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in birçok hükmünü çiğnemek konusunda hiçbir sıkıntı duymamışlardır. Bu amaçla bazı FETÖ’cülere Kuran’ın farz kıldığı namaz, oruç gibi ibadetleri dahi yapmamaları emredilmiştir. Hatta bizzat örgüt elebaşı Fetullah Gülen, (haşa) Kuran’a halen neden uyduklarını hayretler içinde sorguladığı konuşmalar yapmıştır. Dindarlık, FETÖ’cüler için sadece bir maske, geleneklerden kaynaklanan tarihi bir ritüel şeklini almıştır.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız Kuran’ın emir ve yasakları konusunda müthiş titizlerdir. Her ne şart ve ortamda olursa olsun Kuran ayetlerini gereği gibi uygulamada tereddüt etmezler.Kendilerini gizlemek veya herhangi başka bir sebep için Kuran’ın emirlerini göz ardı etmek gibi bir ahlaksızlığa tevessül etmezler.

I

FETÖ, yüzlerce ülkede CIA, MI6 gibi uluslararası istihbarat örgütlerinin taşeronluğunu yürütme hizmetinin bir karşılığı ve sonucu olarak maddi kaynaklar bakımından dev bir güce ulaşmış, neredeyse sınırsız imkanlar elde etmiş bir yapıdır. Banka, finans kurumları, büyük gelir kaynağı olan okulları, dershaneleri, holdingleri, gazete ve dergileri, devletin kredilerini ve çeşitli teşvik imkanlarını kendi taraftarlarına akıttıkları sistemleri vardır. Bu yollarla ancak tahmin edilebilen gelirlerinin Türkiye’nin bir yıllık ihracat rakamına eşdeğer olduğu düşünülmektedir. Bu rakam 2017 yılı itibariyle 170 milyar TL civarındadır. Bu gelirlere yaklaşık 160 ülkede yerleşik yapılanmalarından akan paraları da eklediğimizde korkunç bir gelir rakamı ortaya çıkmaktadır.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın parasal güçleri bununla kıyaslanmayacak kadar küçüktür. Basında yalan haberlerle ortaya atılan iddiaların aksine, imkanları kısıtlı, evleri ve TV stüdyosu bile kiralıktır. TMSF’nin Başkanı verdiği bir demeçte, 11 Temmuz 2018 tarihli polis operasyonu neticesinde el konan toplam 86 şirketin aktif varlıklarının toplam 10 milyon TL civarında olduğunu açıklamıştır.

J

FETÖ, dini ve imani gibi gözükenler dahil olmak üzere tüm faaliyetlerini gelir elde etmeye endekslemiştir. FETÖ hakkında hazırlanan bir iddianamede, sadece üniversite giriş sınavlarına hazırlık amaçlı bastırılan föylerden bile örgütün milyonlarca TL’lik geliri olduğu ortaya konulmuştur.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, yaptıkları ilmi ve kültürel faaliyetlerin tamamını ücretsiz olarak yapmaktadır. Basılan kitaplar maliyet fiyatına satışa sunulmakta, internetten ise tamamı ücretsiz olarak indirilebilmektedir. Yaptıkları fikri, kültürel ve bilimsel konferans, seminer, panel, sergi vb. faaliyetlerin de tamamının giderlerini kendileri karşılamakta, kültürel faaliyetlere katılanlardan hiçbir ücret talep etmemektedirler.

K

FETÖ mensupları hücreler halinde örgütlenmişlerdir. Hücre sisteminin en önemli özelliği, bilgi sızıntısının önüne geçmek, bir hücrenin deşifre olması durumunda da başka hücreleri açığa çıkarmasını engellemektir. Hazırlanan iddianamelerde, özellikle ordu içinde stratejik öneme göre bazen tek kişilik hücreler şeklinde bile örgütlendiği, her hücreye bakan bir yetkili “imam” bulunduğu, hücrelerin sayısı arttıkça bir zincirin halkaları gibi birbirlerine eklenerek yapılanmanın genişletildiği tespit edilmiştir.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın yaşantısı tamamen gözler önündedir. Kendilere ait sosyal medya hesaplarında tüm görüşlerini ve faaliyetlerini şeffaf şekilde paylaşmışlardır. Kendi fotoğraflarıyla, isimleriyle, en ince ayrıntılarıyla sosyal çevrelerinde ve ailelerinde onların TBAV camiasıyla olan iletişimlerini bilmeyen yoktur.

Arkadaş grubundaki hemen herkes A9 TV stüdyosunda biraraya gelir, bunların bir kısmı konuk olarak canlı yayınlara katılır. Bir kısmı ayrı TV programları ve belgelseller hazırlarlar.Bu kültürel faaliyetleri takip eden herkes onları isimleri, eğitimleri, meslekleri, hobileri, işleri hatta tuttukları futbol takımına kadar ayrıntılı olarak bilir ve tanırlar.Arkadaş grubunun tamamı sıra geceleri, yılbaşı kutlaması, kadınlar günü veya anneler günü gibi özel günler vesilesiyle biraraya gelir, iftar organizasyonlarında veya ulusal / uluslararası konferanslarda tam kadro birlikte katılım ve faaliyet gösterirler. Bu organizasyonlarda yanyana gelen tüm arkadaşlar sohbet ederler, yemek masalarında birlikte oturur, misafirleri birlikte ağırlar, organizasyonun tüm detaylarıyla da ilgilenirler. Sadece bu detay bile bir hücre yapılanması gibi bir uygulamanınbulunmadığına delildir.

L

FETÖ mensupları, hücre yapılanmasının doğal bir neticesi olarak kod isimleri kullanmaktadır. Kod ismi kullanmak, gerçek kimlikleri gizleyerek illegal faaliyetleri rahat yürütebilmek ve yakalanma riskini minimuma indirmek için yapıldığı bilinen bir uygulamadır. FETÖ’nün hücre yapılanmasında, aynı kurumda yan yana çalışanlar dahi birbirinin FETÖ kimliğinden habersizdir. Bağlantılar, sadece kod adını bildiği bir “abi” ile sürekli olarak görüşmek şeklinde yürütülmektedir. Kod adları kişinin gerçek kimliğini saklayacak şekilde düzenlenmiştir. Örneğin “Ahmet” kod adlı Levent T., “Sait” kod adlı Sadık K., gibi. Bu konunun detayları diğer bölümlerde açıklanmıştır. Ancak burada kısa özetle ifade etmemiz gerekirse, arkadaş camiamızda “kod adı” kullanımı uygulaması kesinlikle bulunmamaktadır. Kod adı kullanımına örnek olarak gösterilen sözde deliller, kişilerin isimlerinin kısaltılmasıyla (Gökalp-Göko gibi) oluşturulan lakaplardan ibarettir.

M

FETÖ, geleneksel aile yapısına tamamen karşı bir duruş sergilemektedir. Aile bağı kuvvetli kişileri kendi amaçları doğrultusunda görevlendiremeyeceğini ve  geleneksel toplumdaki kavramlara ve kurumlara sahip çıkan bir vicdana sahip bu insanlara vatana ihanet, cinayet, casusluk gibi suçları işletemeyeceğini bildiği için, üyelerini ailelerinden tamamen koparıp kendi yapılanması içine çekmektedir.

Oysa arkadaşlarımız, basında yapılan sansasyonel yalanların aksine, ailelerine çok önem veren, onlarla düzenli olarakgörüşen, onlara destek veren kişilerdir. Husumet hisleriyle hareket eden birkaç ailenin dışında kimse ailesiyle sorun yaşamamaktadır.

Sorunlu kişilerin başında ise kamuoyuna da sıklıkla yansıdığı gibi Semin Babuna gelmektedir. Bu kişi Sayın Adnan Oktar’a muhalif hemen her olayda basının karşısına çıkmakta ve sanki TBAV camiası mensuplaraının aileleri Sayın Oktar’a karşıymış gibi bir hava oluşturmaya çalışmaktadır. Kendileriyle işbirliği yapan belli basın organlarının dezanformasyon faaliyetleri sayesinde bu propagandayı başarılı bir şekilde yürüttükleri de, İstanbul Emniyet Müdürü sayın Mustafa Çalışkan’ın 11 Temmuz 2018 tarihli operasyona atfen “binlerce aile bana dua ediyor” yanılsamasından anlaşılmaktadır. Gerçekte ise Sayın Adnan Oktar’a husumet besleyen ve karşı olan ailelerin sayısı iki elin parmaklarını geçmemektedir. Buna karşın,Adnan Oktar’ı seven ve destekleyen binlerce aile bulunmaktadır.

FETÖ tutuculuğun, bağnazlığın, gericiliğin, modern yaşam tarzına düşmanlığın kalesi gibidir. Oysa arkadaşlarımız modern, yüksek kültürlü, kaliteli, giyim-kuşam konusunda, dekorasyon konusunda, insanlarla iyi ilişkiler kurma konusunda  başarılı insanlardır.

 

O

FETÖ, 17/25 Aralık 2013 Yargı Darbesi’nden başlayarak gittikçe dozunu artırdığı bir şiddetin içine girmiştir. Bu şiddetin kullanımı devletin düzenini yıkıp kendi hedeflediği teokratik düzeni getirebilmek içindir. Şiddetin artışında son vardığı noktada 15 Temmuz 2016 tarihinde hain darbe kalkışmasına tevessül etmiş, 250 vatandaşımızın şehit olmasına ve yüzlercesinin gaziliğine sebep olmuştur. FETÖ’nün eline kan bulaşmış silahlı bir terör örgütü olduğu tescillenmiştir.

Oysa Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız yasalara ve kurallara sıkı sıkıya bağlıdırlar. Hayatlarında asla suça bulaşmamış, adli sicillerinde tek leke bulunmayan insanlardır.Kurallara, nizama ve hukuka bağlılığı Kuran ahlakının bir gereği olarak görmüşler ve bu inançları gereği kavga ve nefrete hep karşı olmuşlar, her zaman sevgiyi, dostluğu, barışı savunmuşlardır. Camiamız içerisinden 40 yıllık süreçte herhangi bir şiddet olayına, fiziki saldırıya ve kavgaya adı karışan tek bir kişi bile yoktur. Bu konuda haklarında değil bir dava, tek bir soruşturma bile olmamıştır.