1. SUÇ ÖRGÜTÜ İDDİASININ CEVAPLARI

1.6. Suç örgütünün gerekliliği olan “hiyerarşik yapı” arkadaş camiamız içerisinde yoktur

TCK m.220 kapsamında bir suç örgütünden bahsedebilmek için örgütün bir yapılanması bulunmalıdır. Üyeler arasında bir hiyerarşik ilişki olmalıdır. Suç örgütü adeta bir güç kaynağı haline gelmeli ve üyeleri üzerinde de bir hâkimiyet oluşturmalıdır. Örgütün yöneticisi bir veya birden fazla kişi olabilir. Önemli olan üyeler arasında emir-talimat ilişkisinin mevcut olmasıdır. Aksi takdirde bir “suç örgütü”nden bahsedilemez.

Arkadaş camiamız arasında ise ilgili kanun maddesinde bir koşul olarak belirtilen bu hiyerarşik yapılanma ve emir-talimat ilişkisi kesinlikle bulunmamaktadır.

AÇIKLAMA 1

Soruşturmanın husumetli sözde müştekileri arkadaş camiamızı TCK m.220 kapsamında bir suç örgütü gibi göstermek gayretine girmişler ve bu nedenle bir takım hayali hiyerarşik yapılar öne sürmüşler ve sınıflandırmalar yapmışlardır.

HEMEN HER MÜŞTEKİ FARKLI BİR HİYERARŞİK YAPIDAN BAHSETMİŞTİR. Müştekiler, güya yöneticiler, imamlar ve üyelerden oluşan bir hiyerarşik yapılanmadan söz etmişler ancak her nasılsa her müşteki bu hayali kadrolara farklı farklı isimler yazmıştır. Bazı müştekilerin imam olarak söylediği bazı isimler kimi müştekiler tarafından hiç dile dahi getirilmemiştir. Aynı çelişkili durum müştekilerin “yönetici kadrosu” senaryoları için de geçerlidir. Hatta bazı müştekilerin hiyerarşi içerisinde var olduğunu belirttiği güya bazı sözde “imamlık birimleri” kimi müştekiler tarafından telaffuz dahi edilmemiştir. 

Halbuki eğer gerçekten bu hayali imamlık alanları var olsaydı bunları tüm müştekilerin bilmeleri gerekirdi. Çünkü arkadaş camiamız sayıca küçük ve on yıllardır birbirini yakından tanıyan bir camiadır. Ancak gerçekte ortada böyle bir yapılanma ve müştekilerin iddia ettiği tarzda imamlık alanları kesinlikle yoktur. MÜŞTEKİLERİN, BU TÜR HAYALİ BİRİMLER UYDURMALARININ GERÇEK SEBEBİ, HUSUMET DUYDUKLARI VE İNTİKAM ALMAK  İSTEDİKLERİ KİŞİLERİ KENDİLERİNCE HAYALİ BİR HİYERARŞİK YAPININ İÇİNDEYMİŞ GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞARAK BU KİŞİLERİN İSİMLERİNİ VERMEKTİR.

 

 

Nitekim müştekiler polis operasyonunun aylar öncesinde arkadaşlarımıza sosyal medya üzerinden “seni de listeme aldım, kafayı taktım sana, seninle özel ilgileneceğim, ayvayı yedin kara listeme girdin, hepiniz altınıza bırakacaksınız, paçanızdan bırakacaksınız, bir gece kapınızdan donla aldıracağım sizi” şeklinde tehditlerde bulunmuşlar ve sonrasında gerçekten de bu kişilerin isimlerini uydurdukları bu hayali yapılanmanın içine eklemişlerdir.

 

Sadece birkaç örnek aktardığımız bu tehditleri yapan kişilerin başında gelen ÜMİT KURUCA’nın ne demek istediği 11.07.2018 tarihli polis operasyonuyla ve bu operasyonu İngiliz İstihbaratının tepe ismi Neville Jones’a gönderdiği mesajla (bu konunun detaylarına ileriki bölümlerde değineceğiz) netlik kazanmıştır.

Ne var ki, müştekilerin husumet duydukları ve tehdit ettikleri TBAV camiası mensuplarından intikam almak için attıkları bu iftiralar neticesinde ortaya öyle tutarsız ve mantıksız bir şema çıkmıştır ki; müştekiler önlerine gelene “imam”, “yönetici” vs. dedikleri için şüpheliler içinde imamlıkla suçlananların sayısı diğerlerini geçmiştir. Bu iftiralara göre, yönetilen kişiler neredeyse hiç gözükmemekte, herkes yönetici konumuna sokulmaya çalışılmaktadır. 5 değil, 10 değil, 20 değil, şüpheli 235 kişinin çoğunun yönetici olduğunun iddia edildiği sözde bir örgütte, bu sayıya oranlandığında en az onbinlerce de yönetilen sözde örgüt mensubu olması gerekir ki bu hayali örgüt üyelerinin hiçbiri ortada yoktur. Çünkü böyle bir örgüt yoktur.

Müştekilerin bu hayali sınıflandırmalarının haricinde ne Sayın Savcılık ne de emniyet tarafından yapılan araştırmalar neticesinde bu bahsedilen hiyerarşik yapılanmanın varlığına dair tek bir somut delil dahi bulunamamıştır. Bulamamaları da normaldir çünkü öyle bir hiyerarşi yoktur.

AÇIKLAMA 2

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız dindar insanlar olarak bilindikleri için müştekiler, kafalarında oluşturdukları hayali örgüte, bazı kavramlar atfedilmesine gerek duymuşlardır. Müştekiler, bu amaçla, “başimam”, “imam bacılar”, “imam kardeşler”, “kız kardeşler”, “bacılar” ve çeşitli, gülünç imamlık kurulları, “alışveriş imamı”, “kılık-kıyafet imamı”, “emniyet imamı”, “adliye imamı”, “sosyal medya imamı”, “teknik işler imamı”, “kaçak yapı sorumlusu”, “müridler” vs gibi tamamen hayali ve hayatın olağan akışına aykırı kavramlar kurgulamışlardır ve anlatımlarını tamamen bu kurgunun üzerine bina etmişlerdir.

Müştekilerin bu hiyerarşik yapı iddiası, sosyolojik ve psikolojik gerçeklere aykırıdır:

Sözde örgütte, 1 numara diye tabir edilen “örgüt lideri”, ona bağlı 2 ve 3 numara diye tabir edilen kişiler, onlara bağlı 1. ve 2. derece yönetim, onlara bağlı “imam bacılar” ve “imam kardeşler” ve onlara bağlı çeşitli “imam kurulları “ ve bu kurullara bağlı “müridler ordusu” şeklinde örgütlenen bir yapı son derece disiplinli bir yapı anlamına gelir. Böyle bir yapının bu emir komutada işleyebilmesi için bireylerin hiçbir inisiyatifi olmaması gerekir. Bu tip örgütlenmeler dünyanın farklı ülkelerinde vardır, ancak her zaman için pasif, içine kapalı, cahil ve eğitimsiz insanlar arasında taban tutmaktadırlar. Kendi hayatları içerisinde hiçbir başarıya imza atamamış, müstakil şahsiyet geliştirememiş, bilgisi ve görgüsü sınırlı insanlar bu örgütlerin parçası haline gelir ve böylece bir şahsiyet bulduklarını düşünürler.

Oysaki arkadaş camiamıza bakıldığında tam aksi bir tablo ortaya çıkacaktır. Soruşturma dosyasında şüpheli olup şu anda cezaevinde bulunan arkadaşlarımızın özgeçmişleri değerlendirildiğinde, bu kişilerin hemen hepsinin toplumun en yüksek sosyal kesiminden geldikleri görülecektir. Bu arkadaşlarımızın mezun oldukları okullar, Robert Koleji, Galatasaray Lisesi, Saint Joseph Lisesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi vs gibi Türkiye’nin en gözde eğitim kurumlarıdır. Hatta daha da ötesinde bu kişilerin hemen hepsi okul ve meslek hayatları boyunca kendi kararlarını verebilen, lider ruhlu, aktif kimseler olarak dikkat çekmişlerdir. Bu insanların dış görünümleri, üslup, tavır ve davranışları dahi, “mürid ruhlu” kimseler olmadıklarını göstermektedir.

Böyle bir topluluk ancak arkadaşça ve dostça oluşan bir gönül birliği etrafında bir araya gelebilir. Birer örgüt üyesi veya müridi haline gelmeleri ise imkansızdır. Müştekilerin iddia ettikleri gibi böylesine bir emir-komuta zinciri içerisine girmek, hem onlara hiçbir şey kazandırmayacak bir külfet hem de kişiliklerine tamamen aykırı bir durum olacaktır.

Arkadaş camiamız arasındaki uzun yıllardır süregelen ve sosyal çevrelerinde bulunan birçok kişinin de detaylarına şahit olduğu arkadaşlık ilişkisi de bu sözde hiyerarşik yapı iddiasının asılsızlığını ortaya koyan başka bir delildir. 

Arkadaş caniamız yaklaşık 40 yıldır birbirlerini tanımakta olup iyi günlerinde, zor günlerinde hep birbirlerine destek olmuşlar ve kendi aralarında ciddi problemler yaşamadan bugünlere kadar gelmişlerdir. Yeri geldiği zaman beraber aynı evlerde kalmışlar, beraber ticari faaliyetler yapmışlar, tatile veya seyahatlere çıkmışlar, farklı takımları tutsalar da beraberce maç izlemeye gitmişler, birlikte halı saha maçları yapmışlardır.Arkadaş camiamızın kendi çevrelerinden birçok insanın da şahidi olduğu bu sosyal yaşamları, birbirleriyle olan diyalogları ve birbirlerine olan hitap biçimleri, bu emir-komuta zinciri iddiasını çürütmektedir.

TBAV camiası mensupları, hedef ve düstur edindikleri Allah’ın varlığını, birliğini ve İslam Dini’ni insanlara anlatma faaliyetlerini her zaman beraberce ve dayanışma içinde sürdürmüşlerdir. Bunca zaman içerisinde karşılaştıkları zorluklar sırasında birbirlerine karşı olan dostane ve kardeşçe yaklaşımları hiç değişmemiştir. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız Kuran’daki ayetlerin hükmü gereği inandıkları ve bildikleri yolda önlerine çıkan birçok zorluğa rağmen beraberce ilmi ve kültürel faaliyetler yapmaya devam etmişlerdir.

Bu kişiler uzun yıllardır yanlarında olan ve onlara ilmi manada destek olan Adnan Oktar’ı da bir büyükleri, bir ağabeyleri gibi görüp bu nedenle ona karşı saygı ve sevgi duymaktadırlar. İşte Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız arasındaki ilişki ve aralarındaki muhabbet sadece bundan ibarettir. Bu iyi niyetli beraberliği emir-talimat çerçevesinde izah etmeye çalışmak son derece yanlış ve kötü niyetli bir tutumdur. 

 

Nitekim “suç örgütü” ve “örgütsel hiyerarşi” iddiaları yargı tarafından defalarca reddedilmiştir. Bugüne kadar açılan tüm soruşturmalar ve davalar takipsizlik ve beraat kararlarıyla sonuçlanmıştır.

Ayrıca müştekiler güya bir hiyerarşik yapının varlığını öne sürmüşlerse de arkadaş camiamız arasında emir-talimat şeklinde bir işleyişten söz etmemişlerdir. Halbuki kendi hayali hiyerarşi iddialarını desteklemek için sözde örgütteki sözde emir-talimat ilişkisini ve bu emir talimata ilişkin somut örnekleri de belirtmeleri gerekirdi. Hatta kendilerince örgüt yöneticisi gibi lanse ettikleri birçok kişinin hiçbir somut olayın içerisinde varlığından bahsetmemişlerdir. Müştekiler bu durumları hep genel ifadelerle geçiştirmeye çalışmış ve sadece birkaç kişi üzerinde dönen hayali iddialar ortaya atmışlardır. Madem ki, müştekilerin iddialarına göre güya yaklaşık 50-60 kişilik bir yönetici ve imam kadrosu var, bu 50-60 kişinin hangi üyelere hangi emir-talimatları verdiklerinin ve bu emir-talimatların kimler tarafından ve ne zaman gerçekleştirildiğinin ve neticesinde hangi suçun işlenmiş olduğunun somut olarak ortaya konması gerekirdi.

Ancak böyle olmamış her nedense müştekiler hep soyut, genel, muğlak ifadeler kullanıp Adnan Oktar ile beraber üç beş arkadaşımızın daha isimlerinin üzerinden bir takım iddialarda bulunmuşlardır.

AÇIKLAMA 4

Soruşturma dosyası kapsamında tüm arkadaşlarımızın telefonları, yazışmaları, hesap hareketleri teknik takibe alınmış ve polis operasyonuyla birlikte de tüm cep telefonları, bilgisayarları ve tüm dijital verilerine el konmuştur.

SADECE DOSYADAKİ TELEFON KAYITLARI DAHİ İNCELENDİĞİNDE ARKADAŞLARIMIZ ARASINDA HİYERARŞİK BİR YAPILANMA VE EMİR-TALİMAT İLİŞKİSİ OLMADIĞI ÇOK RAHATLIKLA

ANLAŞILACAKTIR. Çünkü bu kişilerin günlük hayatlarındaki birbirleri ile olan diyaloglarının, birbirlerine olan hitaplarının ve birbirlerinden talepte bulunma şekillerinin hep dostça ve son derece nezaketli üsluplarla olduğu anlaşılacaktır. Eğer ki, ortada kriminal bir suç örgütü ve bu örgütün hiyerarşik yapılanması kapsamında talimatlar veren bir takım “yöneticiler” ve bu talimatları alıp harfiyen uygulayan kendi iradesini örgüte teslim etmiş bir takım “üyeler” olsaydı, tüm bu sistematiğin ve hiyerarşinin telefon konuşmalarına ve yazışmalarına da yansıması gerekirdi.

Ancak, her nedense yönetici veya imam olduğu iddia edilen kişiler ile örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişiler arasındaki konuşmaların gayet insancıl ve esprili üsluplarla geçtiğini hatta çoğu konuşmada üye olduğunu iddia edilen kişilerin yönetici olduğu iddia edilen kişilerden bazı konularda ricalarda bulundukları anlaşılmaktadır. TCK m.220’de tanımlanan örgüt suçunun maddi unsurlarıyla taban tabana zıtlık oluşturan bu telefon kayıtları bile tek başına bir suç örgütü değil samimi bir arkadaş gurubu olduğumuzu göstermektedir.

AÇIKLAMA 5

 

Soruşturma dosyası kapsamında 2016 yılından bu yana Adnan tüm arkadaşlarımızın telefonları, yazışmaları, hesap hareketleri hatta bir kısmının eşi dostu ailesi dahil olmak üzere teknik takip altına alınmıştır. Yaklaşık 2,5 yıl süren bu teknik takip çalışması neticesinde arkadaşlarımız arasında hiyerarşik yapının ve emir-talimat ilişkisinin varlığını ortaya koyacak hiçbir somut delil bulunamadığı gibi hiçbir suç unsuru da tespit edilememiştir.

Eğer ki arkadaşlarımız, müştekilerin uydurma senaryolarındaki gibi sürekli olarak suç işleyen kriminal bir örgüt olsalardı yüzlerce kişiye yönelik yapılan teknik takiplerde mutlaka bir suç unsuruna rastlanır, suçüstüler yapılır veya hukuken suç üstü yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda da tesadüfi delil başlangıcı olacak konuşmalar/yazışmalar tespit edilir ve ilgili savcılıklara ihbarlar yapılırdı. 

Ancak 2,5 sene boyunca gizli olarak gerçekleştirilen teknik takiplerde, bu durumlardan hiçbirisi yaşanmadığı gibi dosyadaki telefon kayıtları tamamen Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının suçsuzluğunu teyit eder niteliktedir.