8. OPERASYON GÜNÜNDEN İTİBAREN YAŞANAN HUKUKSUZLUKLAR

8.18. Şüphelilerin tüm mal varlıklarına el koyulması ve şirketlerine kayyum atanması kararı hukuksuzdur

Bu başlık altında inceleyeceğimiz şüphelilerin mal varlıklarına el koyma kararında ciddi manada hukuki hatalar olduğu kanaatindeyiz. Şöyle ki;

Sayın savcılık tarafından 07.06.2018 tarihinde yazılan bir müzekkere ile 235 kişi ve 86 şirketin taşınır ve taşınmaz tüm malvarlıklarına, banka, şirketler ve diğer kurumlar nezdindeki tüm hak ve alacaklarına, şirket hisselerine (tüm mal varlıklarına) el konulması talep edilmiştir.

Söz konusu talebi aynı gün karara bağlayan İstanbul 8. S.C.Hakimliği 07.06.2018 tarih 2018/2802 D.iş sayılı kararıyla talep müzekkeresinde belirtilen 235 kişi ve 86 şirketinin istisnasız olarak tamamı hakkında;

         CMK m.128 uyarınca taşınır taşınmaz tüm mal varlıklarına, banka, şirketler ve diğer tüm kurumlar nezdindeki tüm hak ve alacaklara ve şirket hisselerine el koyulmasına,

         CMK m.133 uyarınca şirketlerin paylarının idaresi için TMSF’nun kayyum olarak atanmasına ve TMSF’nun şirketlerin yönetim organlarının tüm yetkilerine sahip olmasına ve yönetim organlarının yetkilerinin tümü ile bu kayyumlara devredilmesine karar vermiştir.

a) CMK 128 maddesinde, “Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suç-

lardan elde edildiğine dair kuvvetli şüphesebebi bulunan hallerde” şüphelilerin malvarlıklarına el koyulabileceği belirtilmektedir.

Kanun koyucu el koyulacak olan mal varlığının isnat edilen suçlardan kaynaklandığına ve söz konusu suçun işlendiğine dair kuvvetli bir şüphenin varlığını el koyma için şart koşmuştur. Yani şüpheli veya sanıkların tüm malvarlıklarına değil sadece suçtan elde edildiği tespit edilen taşınmazlarına, hak ve alacaklarına el koyma koruma tedbirinin uygulanması gerekmektedir.

Ayrıca el koyma kararında tedbir konusu taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerleri (örneğin araç plakası, banka hesap numarası) ayrı ayrı ve somut bir şekilde gösterilmeli, hangi değerin hangi suça ilişkin olarak elde edildiğinin açıklanması gerekmektedir. Tedbir konusu malvarlığı değerinin ne olduğu anlaşılır şekilde belirtilmeksizin, genel ve muğlak ifadelerle el koyma kararı verilemez.

Malvarlığı bir suçtan elde edilmişse elkoyma tedbirinin konusu olabilir, fakat kişinin tüm malvarlığına el konulamaz. Bir kısım malvarlıklarına da keyfi, yani yasal ve somut gerekçe olmaksızın el koyulamaz. Aksi halde, hiç kimsenin mülkiyet hakkı güvende olmaz.[1]

Nitekim, soruşturma dosyasında 235 kişi ile 86 şirket hakkında el koyma ve kayyum atama kararı verilirken bu kriterlerin hiçbirisine riayet edilmemiştir. Hangi kişinin, hangi sözde suçtan kaynaklı elde ettiği, hangi mal varlığına, hangi gerekçelere dayanarak el koyulduğu belirtilmeyerek toptan bir el koyma gerçekleştirilmiştir. Yasadaki şartlara dayanmayan bu karar apaçık bir Anayasal hak ihlalidir.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın emniyet ifadelerindeki sorulara yansıdığı kadarıyla, MASAK raporunda kanun maddesinde belirtildiği gibi suçtan kaynaklı bir mal varlığı değeri tespit edilememiştir. (Tespit edilememesi de normaldir çünkü Adnan Oktar ve arkadaşlarının kazançları ve mal varlıkları tamamen yasaldır).

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına, MASAK raporundan yer aldığı söylenerek, yıllar içerisinde gerek kendi aralarında gerekse 3. şahıslarla yaptıkları ticari faaliyetlerden kaynaklı banka hesap hareketleri ve bazı taşınmaz devirleri sorulmuştur. Masak raporuna konu banka hareketlerinin büyük kısmı birkaç yüz liralık meblağlardaki önemsiz hareketlerdir.

Nitekim TMSF başkanının geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, arkadaşlarımıza ait mal varlığı toplamının bazı haberlerde iddia edildiği kadar yüksek değil tam aksine o sayıdaki insan topluluğu açısından çok  az denilebilecek bir tutarda  olduğu ifade edilmiştir.

Tüm bu nedenlerle 235 kişinin bizzat şahsını ve ailesini etkileyecek bir tedbir kararının bu kadar özensiz, gerekçesiz ve hukuka aykırı olarak verilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Üstelik el konan şirketlerin yönetimi özensiz yürütülmektedir. Şirketlerin devlete karşı sorumlukları (vergi ödemeleri, resmi ödemeler), üçüncü kişi ve şirketlere karşı sorumlulukları (kira ödemeleri, ticari borçlar, banka ödemeleri, vs.) aylarca yerine getirilmemiş ve bu nedenle şirketler ve dolayısıyla şirketlerin sahibi olan TBAV camiası mensupları etkisi yıllarca sürecek ağır maddi zararlara uğratılmışlardır. Nitekim kayyum atanarak TMSF’na devredilen çoğu şirket ile gereken şekilde ilgilenilmediği ve bu şirketlerin iflas edip yüklü miktarda borçlu haline geldiğine dair duyumlar almaktayız.

b) Şimdi bahsedeceğimiz husus kanaatimizce çok önemlidir:

Sayın Savcılık, 07.06.2018 tarihinde tam 235 kişi ve 86 şirket hakkındael koyma ve kayyum atanması için talepte bulunmuştur. Söz konusu talebi değerlendiren İstanbul 8. S.C.Hakimliği ise aynı gün içerisinde 07.06.2016 tarihinde talebi harfiyen kabul edilerek tam 235 kişi ve 86 şirkete el koyulup kayyum atanması için karar vermiştir.

Sadece 1 gün içerisinde yıldırım hızıyla 235 ayrı insan ve 86 ayrı şirket hakkında bu denli ciddi bir kararın nasıl verildiğini anlamamız ve bu kararın hakkaniyetli bir karar olduğuna inanmamız mümkün değildir. Kanunun emrettiği gerekçelerle her kişi ve şirket için usule uygun karar vermek bir yana jet hızıyla bu geniş çaplı el koyma kararını veren Sayın Hakimliğin dosyayı dahi okuduğuna dair kanaatimiz bulunmamaktadır. Aynı günün mesai saatleri içerisinde bu denli hacme sahip bir dosya kapsamındaki yüzlerce kişi ve onlarca şirket hakkında hakkaniyete ve hukuk kurallarına uygun bir inceleme yapılması imkansızdır. Sadece bu yönüyle bile söz konusu kararın sıhhatli bir karar olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Asıl daha ilginç olan durum ise şudur ki; Sayın Savcılık alalacele talep edip aynı gün içerisinde aldığı el koyma kararını her nedense uygulamaya sokmayıp 24 Haziran seçimlerine kadar beklet-

 

miştir. Bahse konu el koyma kararları 12.07.2018 tarihinde yani seçimlerden sonra işleme koyul muştur. Şimdi bu durumda cevaplanması gereken çok önemli sorular  ortaya çıkmaktadır:

⇒ Aynı gün içerisinde talep edilip alınan bir karar neden tam 36 gün boyunca bekletilmiştir?

⇒ Eğer ki bu 235 kişi ve 86 şirket güya bu kadar tehlikeli ve sözde çok büyük suçlar işliyordu ise, o halde söz konusu kararın 36 gün boyunca bekletilmesinin gerekçesi nedir?

⇒ Söz konusu kararın bekletilmesinde hukuk dışı başka saikler devreye girmiş midir?

⇒ Söz konusu kararın infaz edileceği tarihlerde ülke gündeminde başka bir konu oldu da infaz işlemi bu yüzden mi bekletilmiştir?

⇒ Acaba aynı saiklerle polis operasyonu da bekletilmiş midir?

c) Daha önce de ifade ettiğimiz gibi;CMK 128 maddesinin hükmüne göre, el koyma tedbiri sadece

 

1.         Suçun işlendiğine,

2.         Sahip olunan taşınmazların, menkul veya gayrı menkullerin veya diğer malvarlıklarının bu suçtan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe bulunması halinde verilebilmektedir.

Yani miras kalan, çalışarak alınan, aile desteğiyle alınan veya isnat edilen suçlamalarla hiçbir ilgisi bulunmayan mallara el koyulamayacağı çok açıktır. Kaldı ki, aksi bir tutum keyfi bir uygulama yapıldığı izlenimi verir ki, bu da AİHS sözleşmesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edilmesi demektir.

Ancak kanun hükmü bu kadar sarihken, soruşturma kapsamındaki pek çok kişinin sigortalı olarak çalıştığı işyerinden aldıkları aylık maaşlarına, babalarından kalan yetim maaşlarına, yaşlı annelerinin ilaç masraflarını karşıladıkları emekli maaşlarına kadar tüm malvarlığı değerlerine el koyulmuştur. Bu kişilerden imkanları olanlar yasal süreleri içerisinde itirazlar yapmış olmalarına rağmen bir kısım itirazlar kabul edilmiş ancak bir kısım itirazlar ne yazık ki bizce haksız olarak reddedilmiştir. Bunlarla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne ve uluslararası mahkemelere başvurulacağı açıktır.



[1] Prof. Dr. Ersan Şen, Dr. H. Sefa Eryıldız, “Elkoyma”, Seçkin Hukuk Yayınları, Birinci Baskı, Haziran 2017, Ankara, s: 152.