3. CİNSEL SUÇLAR İŞLENDİĞİNE DAİR İDDİALARIN CEVAPLARI

3.2. Cinsel taciz iddialarının büyük çoğunluğu 1990 ve 2000’li yıllarda gerçekleştiği iddia edilen olaylara dayanmaktadır

Sayın Adnan Oktar’dan güya şiddet ve taciz gördüğünü iddia eden mağdur/müştekilerin büyük bir çoğunluğunun iddiaları 1990 ve 2000’li yıllara dayanmaktadır. Bir kısım mağdur/müşteki ise yasal şikâyet sürelerinin bitiminden sonra şikayette bulunmuşlardır.

Bu kişilerin on yıllar sonra bir anda ortaya çıkıp taciz ve şiddet yaşadıklarını iddia etmeleri hayatın olağan akışına taban tabana zıt bir durumdur.

Bu kişilerin anlatımları incelendiğinde; güya yıllar öncesinde şiddet ve tacizlere maruz kaldıklarını iddia etmelerine karşın, her nedense o tarihleri takip eden dönemde senelerce arkadaşlarımızla  görüşmeye devam ettikleri görülmektedir.

Bu kişilerin hepsinin kendilerine ait aktif olarak kullandıkları sosyal medya hesapları, cep telefonları, bilgisayarları vs iletişim imkanları vardır. Ayrıca, bu kişilerin tamamının kendilerine ait sosyal hayatları, iş çevreleri ve aileleri vardır. Adnan Oktar ile görüştükleri süre boyunca birçok etkinliğe ve organizasyona katılmışlardır. Günlük hayatlarını yaşayıp, alışverişe, kuaföre, doktora vs sürekli olarak gitmişlerdir. En önemlisi, bu kişilerin hepsi de iyi eğitim almış, aklı başında, haklarını nasıl savunacağını çok iyi bilen, tabiri caizse yol yordam bilen insanlardır. Eğer ki, bu kişiler iddia ettikleri gibi gerçekten taciz ve şiddet eylemlerine maruz kalmış olsalardı, bugün yaptıkları gibi o günlerde de rahatlıkla bu durumu adli makamlara bildirirlerdi. Özellikle de benzer iftiralara dayalı olarak savcılık tahkikatları yürütüldüğü 1999 kumpas soruşturmasında ve 2006 kumpas soruşturmasında rahatlıkla soruştumaları yürüten adli makamları bilgilendirirlerdi.

Günümüzde basına ve sosyal medyaya yansıyan gerçek cinsel taciz vakalarına bakıldığında, mağdur bayanların hukuki haklarını hiç çekinmeden ve korkmadan tüm platformlarda aradıklarını görmekteyiz. Mağdur bayanlar hiç vakit kaybetmeden suç duyurusunda bulunup koruma kararları aldırmakta ve aynı zamanda basın ve sosyal medyada tacizcilerini de ifşa etmektedirler.

Bizim dosyamızdaki sözde “mağdur”ların HİÇBİRİNİN, evet HİÇBİRİNİN bugüne kadar bu konuda adli makamlara en küçük bir bildirimde bulunmamış olmaları iddialarını temelden çürütmektedir. Altında başka amaçların bulunduğunu göstermektedir.

Ayrıca Sayın Adnan Oktar’dan güya şiddet ve taciz gördüğünü iddia eden kişiler bu iddialarını destekleyen hiçbir somut delil ve tanıklar sunamamışlardır. Sunamamaları da normaldir çünkü ortada hiçbir şiddet ya da taciz eylemi yoktur.

Bu kişilerin, yaşadıklarına sözde tanık olduğunu öne sürdükleri kişilerin hepsi yine kendilerinin müşteki arkadaşlarıdır. Bu da cinsel suç isnatlarının kurgu olduğunu ispatlamaktadır.

Diğer taraftan, Adnan Oktar ve BAV Camiası 1999 yılında da büyük bir soruşturmaya tabi tutulmuş, yapılan operasyon çerçevesinde Adnan Oktar ve arkadaşlarımız tutuklanarak cezaevine konmuştur. Adnan Oktar 9 ay cezaevinde tutuklu kalmıştır.

Bu süre zarfında bir kısım basın yine benzer şekilde hukuka aykırı iftira ve linç kampanyası gerçekleştirmiştir. Gazete manşetleri ve bazı köşe yazarlarının yazılarıyla herkese müşteki olması için çağrılarda bulunulmuştur.

Yine o dönemde de Sayın Adnan Oktar’ın bir daha asla hapisten çıkamayacağı söylemleri basında çok defa yer almıştır.

Dolayısıyla güya cinsel tacize ve şiddete uğradığını iddia eden kişilerin, o dönemde yani 1999 yılında, kendilerince şikayetçi olmaktan çekinmelerini gerektirecek hiçbir nedenin ortada olmadığı, devletin her türlü güvencesinin tam olduğu bir dönemde dahi şikayetçi olmayıp tam 19 yıl sonra 2018’de şikayetçi olmaları hiçbir şekilde samimiyetle açıklanamaz.

Yine aynı şekilde, soruşturma dosyasında, basından öğrenebildiğimiz kadarıyla, 20-25 yıl öncesine dayanan ve şikayete tabi olan suçlar bakımından ise 6 aylık yasal şikayet süresi geçtikten sonra yapılan şikayetlerin olması, bu iddiaların hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve gerçekçilikten ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.

Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, tacize uğradığını iddia eden bir bayanın;

-       karşı tarafla arasında husumet olması,

-       zamanında şikayet yapmaması ,

-       kaçma imkanı varken olay yerinden kaçmaması,

-       çevreden yardım istememesi,

-       şüpheliyle görüşmeye ve iletişime devam etmesi,

-       polise, savcılığa, resmi makamlara başvurmaması, gibi durumlar, cinsel suç isnadının doğru olmadığını göstermektedir:

 

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2016/12325 E. , 2017/1430 K.

“…mağdurelerin iddialarını eylemlerden uzun süre sonra dile getirdikleri, sanığın savunmalarında üzerine atılı suçu inkar edip anılan husumet oluşturacak sebebi dile getirdiği, mağdurelerin sanıktan intikam alacaklarına dair konuşmalarının da farklı yer ve zamanlarda birden fazla tanık tarafından duyulduğu anlaşılmakla, mağdurelerin sanığa isnatta bulunabilecekleri yönünde şüphe oluştuğu, bu nedenle sanığın müsnet suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı gerekçeyle ve bozma ilamına dayanılarak mahkûmiyetine hükmedilmesi, Kanuna aykırı…”

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2012/7671 E. , 2014/4895 K.

“…taraflar arasında sanığın savunmasını destekler mahiyette husumet bulunması; müşteki Ceylan’ın olayın üzerinden bir süre geçtikten sonra şikayette bulunması ve tüm dosya kapsamı karşısında sanığın mahkûmiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, atılı suçlardan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmolunması, kanuna aykırı…”

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2012/1260 E. , 2013/14067 K.

“…dosya kapsamı, mağdur beyanları, mağdurenin gerçekleştiğini iddia ettiği olaydan yaklaşık 7 ay sonra şikâyetçi olması, mağdure ve sanık arasında daha sonradan şantaj suçuna vücutverecek husumetin bulunması ve sanığın üzerine atılı suçu kabul etmemesi karşısında, sanığın mağdureye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine dair şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, kanuna aykırı…”

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2016/8186 E. , 2017/2592 K.

“…müşteki ve ailesi ile sanık arasında yaşanan olaylar nedeniyle husumet bulunması ve bu anlaşmazlıkların ardından yaklaşık 6 ay sonra ilk olarak müşteki ... tarafından cinsel istismarın gündeme getirilmesi, sanığın aşamalarda suçu inkara yönelik savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre sanığın, mağdureye yönelik cinsel istismar suçunu işlediğine dair savunmasının aksine cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından, beraati yerine delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, kanuna aykırı…”

 

Bu Yargıtay kararlarında da vurgulandığı gibi, gerçekten cinsel saldırıya uğrayan kişi olay yerinden ilk fırsatta kaçar, bağırarak çevreden yardım ister, kendisine saldırıda bulunan kişiyle iletişimi keser, ailesinden uygun kişilere durumu aktarır ve soruşturma makamlarına giderek şikayetçi olur.

Arkadaşlarımıza yönelik suç isnadlarında bulunan sözde mağdurların bunların hiçbirini yapmamış olması ortada bir kurgu bulunduğunu ve başka maksatların gözetildiğini net bir biçimde ispat etmektedir.