Hukuki Cevaplar

TBAV DAVASI MAHKEME İFADELERİ 2-3-4.10.2019

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kayıtlı 2019/313 E. sayılı davada sanıkların ifade verme işlemleri devam ediyor. Sanıklar 02/03/04.10.2019 tarihinde verdikleri ifadelerde müştekilerin iftiradan ibaret suçlamalarını ve yaklaşık 15 aydır haklarında yapılan asılsız haberleri çürütecek somut, ikna edici ve delilli beyanlarda bulundular. Bu beyanların bir bölümü aşağıda yer almaktadır:

KARTAL İŞ VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Suç örgütü üyesi olduğu yönündeki iddiaları reddetti, ortada bir suç örgütü olmadığını, iddianamede sadece soyut iddiaların bulunduğunu, kız arkadaşıyla olan sıradan bir telefon görüşmesinin bile suç gibi gösterildiğini ve cinsellik yaşamak için örgüt üyesi olmaya gerek olmadığını belirtti:

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki bize karşı soyut iddialar varken bizden bunlara karşı somut delillerle savunma yapmamız bekleniyor. Bizler yaşamımızı yayınlarda, paylaşımlarda açık şekilde yaşayan ve gizlisi saklısı olmayan insanlarız. İddianameye göre bizim amacımızın güya cinsellik üzerine kurulu gibi gözüküyor. Ben bunu gayri ahlaki buluyorum, ki öyle olmasa bile benim imkanlarım geniş ve cinsellik için iddia edildiği şekilde bir örgüte ihtiyacım yok. İddianamede belirtilen eylemler suç teşkil etmiyor. Suç teşkil etmediği için ortada bir örgüt de yoktur. Dolayısıyla olmayan örgüte üye olmam mümkün değildir. Kız arkadaşımla olan konuşmalarım bile dosya ile alakası olmamasına rağmen dosyaya girmiş. Bu durum özel hayatın ihlali sonucunu doğurur. Birçok arkadaşımın da özel hayatı bu şekilde gözler önüne serilmiştir. Biz iddianamede belirtilen eylemlerden dolayı 1999’da da yargılandık ve hepsinden aklandık. Daha kaç kere suçsuz olduğumuzu anlatmamız gerekecek acaba?

  • İddianamede inanç özgürlüğünü kısıtlayıcı suçlamalar yapıldığını belirtti:

Adnan Oktar’ın iddia edildiği gibi mehdilik iddiası yoktur ve asla da olmamıştır. Ayrıca Anayasa’ya göre herkesin inanç özgürlüğü vardır. Kimse inancından dolayı suçlanamaz. Biz hiçbir zaman hiç kimseyi, hiçbir dini düşünceyi, dini yaşantıyı sosyal medyada ve başka platformlarda eleştirmedik, kötülemedik. Amaç suç olarak belirtilen eylemler soyuttur, delilleri yoktur ve suç teşkil etmemektedir. İddianamede geçen lüks ve şatafatlı yaşam, dini geleneksel normlar dışında yaşamak suç teşkil eden eylemler değildir. Biz Allah korkusu yaşayan insanlarız, suçtan kaçınırız.

  • Cinsel suçlarda etkin pişmanlık hükümlerinin geçerli olmamasına rağmen, Savcılığın dosyada hakkında cinsel suçlamalar bulunan kişileri sözde itirafçı olmalarından sonra tahliye ettiğine vurgu yaptı:

Avukatlarımın söylediğine göre, cinsel suçlarda etkin pişmanlık yok. Ama dışarda cinsel suçlardan dolayı etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler mevcut.

  • Polis operasyonu sırasında orda olmayan hazirunların tutanağa geçirildiğini, el konulan dijital materyallerin imajlarının alınmadığını belirti:

Gözaltına alındığımda yanımda avukatım yoktu. Ayrıca tutanaklarda 3 tane hazirun sayılmış ama onlar o esnada orada yoktu ve yazılan hazirunları ben tanımıyorum. Ayrıca benden alınan bilgisayar ve harddisklerin imajı alınmadı. Daha sonrasında da bana veya avukatıma imajlar verilmedi. Bunlar usulsüzdür.

  • Müvekkil Adnan Oktar’ın imanına nasıl vesile olduğunu anlattı:

Benim bu arkadaş grubu ile tanışmam kuzenim sayesinde olmuştur. Ben lise zamanında bağnaz İslami düşüncelerden dolayı dinden soğumaya başlamıştım ki kuzenim bana “Yahudilik ve Masonluk” isimli bir kitap verdi ve dine olan ilgimi artırdı. Bu kitabı babamla birlikte okuduk. Daha sonrasında kuzenim aracılığıyla 1988’de Adnan Oktar ile tanıştım ve aklımdaki soruları sordum. Beni sabırla dinledi ve tüm sorularıma samimiyetle cevap verdi.

  • Sözde örgütsel refleks olarak seçimlerde oy kullanmadıkları yönündeki asılsız iddiayı reddetti:

Ben hayatımda sadece 3 kere oy kullanmadım. Bu konuda kimseden emir talimat almadım. Zaten ortada sistematik bir oy vermeme durumu da yoktur.

  • Kendisiyle ilgili hukuki süreçleri neden takip ettiğini, kuyumcu olmasına rağmen avukatlık ofisinde sigortalı olarak çalışmasının sebebini anlattı:

Ben kuyumcuyum. Ayrıca avukatlık ofisinde de sigortalı olarak yardımcı sıfatıyla çalışmaktayım. Orada da kendi dosyalarımı takip ederim. Ben 1999 yılında çok işkence gördüm. 1 hafta boyunca elektrik verildi ve o dönemde avukatlarımdan da çok fayda görmedim. Zaten insan kendisini yine en iyi kendisi savunabilir. Çünkü ne yaşadığımı en iyi ben bilebilirim. Bir gün bir icra dosyamda avukatım dosyayı takip etmediği için 100.000 TL borçlandım. O günden sonra artık kendi dosyalarımla kendim ilgilenmeye çalışıyorum. Yardımcı olarak çalıştığım ofiste de sigortalıyımdır. Onun sebebi de hem daha legal olmak hem de adliyede daha rahat hareket edebilmektir.

  • İddianamede cinsel sömürü düzeni gibi gösterilen ve “turnike” ismi verilen sistemin senaryosunun ilk olarak 1999’da eski polis memuru müşteki Adil Serdar Saçan tarafından yazıldığını ileri sürdü, hakkındaki cinsel saldırı iddialarını reddetti:

Turnike sistemi 1999’da Adil Serdar Saçan’ın fantezi dünyasından çıkan bir şeydir. Cinsel suçlamalar asılsızdır, iftiradır. Ben suç içeren bir eylemde bulunmadım. Sadece ismim ifadelere serpiştirilmiştir. Ben müştekileri tanımıyorum.

  • Müşteki Hanife A.’nın kendisi ve arkadaşları hakkındaki cinsel saldırı iddialarında bulunan çelişkilerden bahsetti:

Hanife kendisine içlerinde benim de olduğum 9 kişinin anal yoldan tecavüz ettiğini iddia ediyor. Ancak nasıl oluyorsa 9 kişinin tecavüzünün hemen akabinde okulla geziye gidiyor, arkadaşlarıyla, hocalarıyla eğleniyor ve Çanakkale’ye kadar oturarak seyahat ediyor. 9 kişinin tecavüzüne uğrayan birisi bu şekilde davranamaz. Hayatın olağan akışına aykırı ve fiziksel olarak da imkansızdır. Ayrıca Mustafa’nın ikram ettiği kolaya ilaç atıldığını iddia ediyor. İlaç etkisi altında birisinin 9 kişiyi hatırlaması mümkün değildir. Yani Hanife’nin ifadeleri çelişkilerle doludur. Hayatın olağan akışına aykırıdır.

  • Cinsel saldırıya uğradığını iddia eden müşteki genç kızların hayatın olağan akışına aykırı davranışlarından bahsetti:

Tecavüz edildiklerini iddia eden kızların hepsi kendilerine tecavüz ettiğini iddia ettikleri kişilerle görüşmeye devam etmişlerdir. Olay yerinden kaçmamışlardır, bağırma vs olmamıştır. Hiçbiri ailesine, arkadaşlarına bir şey anlatmamıştır. Rapor da almamışlardır. Bunlar olağan şeyler değildir.

  • Sosyal medyada kendisine ve arkadaşlarına hakaret eden insanlara dava açarak gelir elde ettikleri yönündeki iddiaların asılsız olduğunu belirtti:

Bize ait facebook twitter gibi sayfalarımıza çokça kötü ve küfürlü yorum gelmektedir. Ben de o sayfanın yöneticisi olarak ilk başta bu kişileri yorumlarının kaldırmaları konusunda uyarırım ve çoğu kaldırır. Kaldırmayanları hukuki hakkımız kapsamında şikayet ediyorduk ve hatta adli süreçte uzlaştırma aşamasında özür dileyenler hakkında şikayetçi olmuyorduk. Ancak özür dilemeyenler hakkında şikayetçi oluyorduk. Zaten bu davalar da çoğunlukla ceza davaları oluyordu ve oradan da bir gelirimiz olmuyordu.

  • Etkin pişman sanık Ayça Pars’ın ciddi sağlık problemi nedeniyle cezaevinden kurtulabilmek için kendisi hakkında asılsız ifade vermek zorunda kaldığını ileri sürdü, sözde örgütün hukuk imamı olmadığını belirtti:

İddia edildiği gibi hukuk işlerinden sorumluluk veya imamlık gibi bir durum yoktur. Kendisinin çok ciddi alerjik bir durumu vardır ve bundan dolayı etkin pişmanlıktan yararlanmak için bu tarz bir ifade vermiştir.

  • Bazı arkadaşlarının İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun ricasıyla FETÖ tehdidini anlatmak için büyükelçilikleri ziyaret ettiklerini belirtti:

Sayın Süleyman Soylu ve Sayın Yalçın Akdoğan Eda Babuna ve Hüma Babuna’yı çağırarak, bizden büyükelçilik görüşmelerinde bulunmamızı rica etti ve biz de görüşmelere katıldık. FETÖ tehdidini anlattık.

  • Sosyal medyada arkadaş camiasından ayrılanlar için karalama kampanyası düzenlediği yönündeki iddiaları reddetti:

Ben hayatım boyunca kimseye iftira atmadım, karalama yapmadım. Sahte hesaplar açıp bizden ayrılanlar hakkında kara propaganda yapılması ile ilgili kimseye talimat vermedim.

  • Uyuşturucu kullandıkları, insanlara şantaj yaptıkları yönündeki iddiaların geçersizliğinin polis operasyonuyla birlikte anlaşıldığını beyan etti:

Bizim hakkımızda uyuşturucu kullanıyorlar dediler ama toksiloji raporlarında hepimiz temiz çıktık. Şantaj için fotoğraf ve videolardan bahsettiler ama onlar da dosyada çıkmadı.

DOLUNAY TEZİN VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Polis operasyonunun öncesinde Özkan Mamati ve Uğur Şahin gibi bazı müştekilerin kendisini rahatsız ettiklerini, bu nedenle uzaklaştırma kararı aldırdığını, cezaevinde tutuklu olduğu dönemde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması için ailesine baskı yapıldığını belirtti:

Özkan Mamati, Uğur Şahin, Ümit Kuruca bu kişilerle Akasya AVM’de karşılaştık. Normalde benim görsem yolumu değiştireceğim kişiler, asla muhatap olmayacağım kişiler. Merdivenlerden çıkarken beni gördüklerinde arkamdan geldiler, laf attılar, güldüler. Ben çok rahatsız oldum. Bilseydim kayıt da alırdım. Hakkımda internette yazılar yazdılar. 2018’de ailem ve benim için bu kişilere karşı 6 ay süre ile uzaklaştırma kararı çıkarttık. Ben tutuklandığımda Hatice Ural aileme yazıyor. “Dolunay’ı çıkarmak lazım oradan. Ancak etkin pişman olursa çıkabilir. Bir sürü etkin pişmanlıktan yararlanan kişi var, Dolunay etkilenmiyor mu onlardan?” demiş. Ayette ‘Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' diye bildiriliyor. Her insan vicdanına göre hareket eder. Daha sonra da ‘Biz yüz yüze görüşelim’ diyor ablama. Ablam ‘Biz kim?’ diye soruyor. O da ‘Özkan var yanımda’ diyor. Aileme karşı uzaklaştırma kararı olmasına rağmen telefonda görüştürüyor. Ablam ‘Avukat burda gelin görüşelim’ diyor. Böyle söyleyince bir daha aramıyorlar. Ablama ‘Tape kayıtları var mı?’ diye sordum. ‘Hayır Whatsapp’tan arıyorlar’ dedi. Bu fikrin mucidi zaten Özkan. O bu şekilde insanları gizlice arayıp iletişim kurmaya çalışıyor.

  • Hatice Ural isimli şahsın Özkan Mamati ve Uğur Şahin isimli müştekilerin sosyal medyada yürüttükleri karalama kampanyası nedeniyle şikayetçiler arasına katıldığını, Hatice Ural’ın kendisi hakkındaki iddialarının asılsız olduğunu  söyledi:

Hatice Ural’ı ben de ailem de yakinen tanırız. Normalde böyle şeyler söyleyecek bir kız değildir. Ben hiç para almadım. Parayı koyduğum bir yer de yok. Hatice, Koç Holding’ten kendi isteğiyle ayrıldı. Kendisinin yükselme amacı vardı. Zer firmasına geçti. Daha sonra bu çete tarafından karalama kampanyası başlatıldı. Burada Hatice’ye dokunan bir durum da oldu. Onun da adını paylaşımlarda etiketlemişler. Hatice bu sebeple işten çıkarıldığı gün beni aradı. Ağladı, strese girdi. Sürekli bu siteye bakmaya başladı. Özkan çetesinin güdümüne girdi. Ben ondan hiç para almadım. Bora Yıldız’la çalışıyorum ama kız getirme durumum yok. Yıllarca okudum eğitim aldım. Ben bunlar için mi okudum? Alanımla ilgili güzel çalışmalar yaptım.

 

  • Merve Tezel isimli müştekinin sözde örgütten kaçma senaryosunu yalanladı:

Yayınlara çıkan biriydi. Bu çetenin bunlara baskısı var. Kaçacak bir şey yok. Kaçarken insan taksi mi çağırır? Gitti isteğiyle ve bir daha gelmedi zaten.

  • Bahar Bayraktar isimli müştekinin kendisiyle ilgili iddialarını yalanladı:

Bahar Bayraktar’ı eskiden tanırım. İnfak adı altında çok yüksek meblağlar kazandıracak durumum yok. Herkese yardım ederim ama. Elimde bir şey alıp giderim bir yere gideceksem. Arabamı bile ortak aldım. Biriktirdiğim para o kadarına yetti. Nöbet de tutmadım. Hiçbir kızın iddiasında benimle Avm’de tanıştıklarına ilişkin bir beyan yok zaten. Bir hiyerarşi de yok grupta.

RASİN KOTİL VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Suç örgütü olmadıklarını, müştekilerin komplosu nedeniyle tutuklandıklarını, Müslümanlara yapılan zulme sessiz kalmayan insanlar olduklarını belirtti:

Adnan Oktar ve arkadaşlarını 1994-1995 yıllarında Yahudilik Masonluk kitabı vesilesiyle tanıdım. O kitabını okuduğumda çok etkilendim. Zaten o dönem bu kitabı bilmeyen kimse yoktu. Bir arkadaşım vesilesiyle de tanıştım. Bizim burada olmamız Adnan Bey’in fikri ve ilmi çalışmasının ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Bu etkili çalışmayı engellemek üzere komplo kuruldu. Biz örgüt değiliz, biz Allah’ı delicesine seven, dünyadaki Müslümanlara yapılan zulümlere sessiz kalmayan Müslüman kişileriz.

  • Anal ve oral seksin Kuran’a göre haram olduğunu, hayatlarında buna dikkat ederek yaşadıklarını, müşteki kadınların korkutularak yalan ifade verdiklerini söyledi ve müşteki Gönül Duyar’ın ifadesindeki çelişkilere değindi:

Cinsellik ecir kapısı olmaz, böyle bir ayet Kuran’da yok. Bunu herkes bilir. Ben Kuran’ı yanımda getirmek istedim, size delil olarak sunmak istedim. Bunların tamamı zinadır. Gönül Duyar bizlerin güya yanlış olduğunu Uğur Şahin’in, Özkan Mamati’nin videosunu izledikten sonra anladığını söylüyor. Bunu videoları izleyince anladığını söylüyor. İsnatları kabul etmiyorum. Tamamen iftiradır. 2013 senesi gibi sosyal medyadan tanıştık. Facebook’ta birbirimize numaramızı verdik. Facebook hesabında Adnan Oktarı ile ilgili dinle ilgili paylaşımlar yapıyordu. Konferanslara da gelirdi. Kendisiyle 3-4 kez görüştüm. İlk görüşmemiz Avm’deydi kahve içtik. Daha sonra kendisiyle birkaç kez daha görüştük. Serkan’ın Mecidiyeköy’deki evine gittik. 1-1,5 saat oturduk sonra kalktık. Serkan’ın yabancı bir bayan arkadaşı da vardı. Cinsel münasebet olmadı. Gönül Duyar arabada dini telkinle zorla cinsel istismara uğradığını iddia ediyor. Telkin ve şiddet - zorlama bu ikisi bir arada olamaz. Buradan, daha ifadesinin başında bir anormallik olduğu belli. Bu iddialar çok aşağılayıcı. Müştekiler baskı altında bu ifadeleri vermişler. Özkan Mamati’nin, Uğur Şahin’in müştekiler üzerinde suni bir husumet oluşturarak onları kullandıklarını düşünüyorum.

  • Müşteki İsmail Erol Yılmak’ın iddialarını yalanladı, müştekinin tramvayda kız taciz etmiş bir kişi olduğunu belirtti:

Külliyen yalan. Silahım da yok nasıl korumalık yapayım. İsmail Erol Yılmak, Eminönü’nde tramvayda bir bayana cinsel tacizde bulunduğunu anlatmıştı. Bu konuda dava açıldı. Ben çok rahatsız oldum, görüşmek istemedim. Telefonunu da engelledim. Arkadaşlarımla birlikte yanımızdan uzaklaştırdık ve bize husumet besledi.

İSMAİL HULUSİ GÖKMENLİ VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • İddianamede amaç suçun dahi tanımlanamadığını belirtti:

Öncelikle suçlamaların hepsini reddediyorum. İddianamede bir amaç suç yoktur. Suç teşkil eden bir eylem yoktur. Sadece beyanlara dayalı soyut iddialar vardır.

  • Kendisini müvekkil Adnan Oktar ile tanıştıranın müşteki Adnan Tınarlıoğlu olduğunu ve müvekkilin suç teşkil edecek hiçbir eylemi bulunmadığını söyledi:

1988 yılından beri Adnan Oktar’ın arkadaşıyımdır. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciyken Adnan Tınarlıoğlu ile ortak bir dersimiz vardı ve beni Adnan Oktar ile de o tanıştırmıştır. Adnan Bey’in geçtiğimiz 31 yılda suç teşkil edecek bir eylemine şahit olmadım.

  • MASAK raporunda geçen para transferlerinin tümünün yasal eylemlere dayandığını belirtti:

MASAK raporlarında belirtilen para transferleri ticari amaçla yapılan alım-satım ve komisyon paralarıdır. Hepsinin faturası, makbuzları mevcuttur. Resmi ve legal işlemlerdir.

  • İddianamede talimat aldığı için oy kullanmadığı şeklinde gösterilen Türkiye seçimleri hakkındaki gerçekleri anlattı:

İddia makamı lehte olan delilleri toplamamıştır. Ben Türkiye’deki seçimlerin çoğunda yurtdışındaydım. Türkiye’de olduğum zamanlarda da biri hariç hepsinde oy kullandım. O birisinde de hastaydım o yüzden kullanamadım.

  • Oral-anal yoldan tecavüzün söz konusu olamayacağını belirtti, tecavüz iddialarını reddetti:

Oral yoldan zorla tecavüz olmaz, anal da öyle. Bizim 70 küsur kişi 4-5 ayda bir kıza tecavüz etmiş olmamız için cinnet geçirmemiz gerek.

  • İddianamede çelişkiler bulunduğunu, iddianamenin 1999 yılındaki operasyonda işkenceyle alınan ifadelerin benzerlerine dayandırıldığını belirtti:

Müşteki ifadelerinde sözde örgüte çok miktarda finans sağladığım söyleniyor, gösterilen dijital inceleme raporunda ise ayda 2 bin TL kazandığım yazıyor. 2016’dan beri araştırılıyor, bir delil bulunamamış. İddia makamını tenzih ederim, 99 döneminde işkenceyle alınan ifadelerle şimdi iddianame hazırlanmış. Bu iddianame 99’dakinin mükerreridir. O zaman motorlar diyorlardı, şuan bu “turnike” olmuş.

  • Seçim Köse’ye askerlik tecilinin yapılmasını sağlamak için konsoloslukta rüşvet verdiği yönündeki iddiayı yalanladı:

Seçim Köse’yi 30 yıldır tanırım, ama 15 yıldır görmedim. Tecil iddialarını kabul etmiyorum. Ben o şekilde yardımcı olmadım kendisine. O işlemler birinin ricası ile yapılacak kadar basit işlemler değildir. Hiçbir memur da birisinin ricasından dolayı öyle işlemler yapıp kendisini riske atmaz. Tüm konsolosluk töhmet altında kalıyor, Hulusi kim ki onlara rüşvet versin, gelecek makamlarını kimse bunun için riske atmaz.

  • Beynindeki sağlık sorunu nedeniyle hayati risk altında olduğunu, raporların bu durumu ortaya koyduğunu, tahliye edilmemesiyle ilgili vicdani sorumluluğun mahkeme heyetine ait olduğunu belirtti:

Defalarca savcılığa sağlığım için dilekçe yazdım, gerekçesiz red etti dedi. Sadece sara ilacı alıp, bekliyorum, her an beyin kanaması geçirip ölebilirim Ahirette, sorgu meleklerine ben elimden geleni yaptım, dilekçelerimi verdim, ama red edildi diyeceğim. Bu konu ile ilgili tüm sorumluluğumu yerime getirdim, artık vicdani sorumluluk sizin makamınızdadır.

MUHAMMED KÜRŞAT VERDİĞİ İFADESİNDE; 

  • Müvekkil Adnan Oktar’ın eserlerinin imanına vesile olduğunu, kendi isteğiyle müvekkile tanıştığını belirtti:

Ben Almanya’da doğdum büyüdüm. Eğitimimi orda tamamladım ve iş hayatına atıldım. Harun Yahya’nın internet sitelerini gördüm, ilgimi çekti. Orada anlatılan iman hakikatlerini, Allah’ın varlığının anlatıldığını gördüğümde hem imanım çok arttı, hem de kendime güvenim geldi. Bu gibi kitapları okuyunca insan yazarını çok merak ediyor. Adnan Oktar ve arkadaş grubuyla tanışmak için internetten A9 televizyonuna mail attım. 2010 yılında ailemle beraber Adnan Bey'i ziyaret etmeye kanala gittik. Sonrasında yayınlara çıkmaya başladım.

  • İddianamede “turnike” olarak adlandırılan ve cinsel sömürü düzeni olarak tanıtılan sistemi reddetti, “amacım cinsellik olsa Almanya’da bunu hiç sorunsuz yaşardım” dedi:

Ben Almanya’da yaşıyordum ve orada güzel, rahat bir hayatım vardı. Almanya’da öyle bir hayatı bırakıp sırf iddia edilen turnike sistemine girip cinsel ilişki yaşamak için Almanya’dan kalkıp Türkiye’ye gelmiş olmam saçmadır. Zaten benim Almanya’da imkanlarım çok iyiydi ve cinsel ilişki yaşamak istesem Almanya bunun için daha rahat bir ortamdı. Turnike iddiasını kabul etmiyorum.

  • Beyza Banu Y. isimli müştekinin iddialarını reddetti, Özkan Mamati isimli müştekinin baskıları nedeniyle şikayetçi olduğunu belirtti:

Hakkımdaki cinsel saldırı iddiasını reddediyorum. Kendisi ile tanışmışlığım vardır ama samimi değilimdir. 1-2 kere evimize gelmiştir. Kendisi Oğuzhan ile evlenmek istiyordu, kafasına takmıştı. Zaten Oğuzhan Sevinç’e göre yaşça bayağı büyük birisidir. Oğuzhan evlenmek istemeyince bir husumet oluştu ve Özkan Mamati’nin de baskılarıyla böyle bir ifade vermiştir. Anlatılan olayları yaşayan bir kadın zaten bir daha o eve adımını atmaz. Bu durum hayatın olağan akışına aykırıdır.

YASİN GÖKER VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Deniz Ş. isimli müşteki genç kızın ifadesindeki çelişkilerden bahsetti, korkutulması nedeniyle şikayetçi olduğunu söyledi:

Kendisini yayında birkaç defa gördüm. Cinsel saldırı suçlamalarına ilişkin zaman, mekan dahi vermiyor. Kendisinin numarası bile bende yoktur. Aynı evde hiç bulunmadım. Evlilik vaadiyle dini telkin de yok. İfadesinde 20 küsur kişiyle birlikte olduğunu söylemiş ama teşhisinde 40 kişi var, bu da bir çelişki. Bu kızı da kandırmışlar, korkutmuşlar. Fotoğraf teşhis tutanağında, hiçbir menfaat elde ettiğini belirtmemiş ama halbuki iddianamede iddia edilen şey şu; ecir kazanmaları için bu kızların kandırılarak cinsel ilişkiye girmeleri için ikna edilmeleri zorlanmaları.

  • Hanife A. isimli müşteki genç kızın ifadesindeki çelişkilerden bahsetti:

Yayınlardan tanıyorum sadece. 2012 yılında ben Almanya’daydım. Ama bu suçları 2012 yılında işlediğim iddia ediliyor bu bir çelişki. O tarihte ben burada yoktum. Mayıs ayında alınan adli tıp raporunda, bu kişinin rapor alınmadan 10 gün önce vajinal ilişkiye girdiği belirtilmiş. Bu kişi rapor alınmadan 10 gün önce bizim grubumuzda zaten değildi.

  • Almanya’da İslam ve devletimiz için yaptığı faydalı hizmetleri anlattı:

Ben PKK’ya karşı yazılan kitapları dağıttım. Paris’e gittik evrim kitapları dağıttık. Bunda da tepki gördük, gazetelere çıktık. Almanya’da İslamafobi var, bu anlayışı benimseyen AFD adlı bir grup var. Ben onlara İslam’ı anlattım yumuşadılar, İslam’a karşı kalplerinde ısınma oluyordu.

YUSUF ÖZOĞUZ VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Arkadaşlarına ait tüm silahların ruhsatlı olduğuna dikkat çekti:

Silaha ilişkin iddialar da var. Türkiye’de 13 milyon ruhsatsız silah var. Bizim aldığımız silahlar tamamen yasal yollarla alınmış. Kanuna uygun aldık. Kanunsuz bu kadar kolay alınabiliyor madem biz neden bu yolu seçmedik? Biz bilgili, kültürlü ve güvenilir insanlarız. Kanunsuz işlere başvurmayız.

ESRA ÖYMEN VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • AK Parti kadın kollarında aktif siyaset yaptığını, Milli Görüş Camiası’na mensup olduğunu belirtti:

AK Parti kadın kollarında siyasi olarak da aktiftim hep. Milli Görüş Camiası’nda yetiştim. Sn. Erbakan Hoca burada Harun Yahya eserlerinin okunmasını tavsiye ederdi. Benim ailem de dindar bir aile. Ben de imam hatip mezunuyum. Adnan Oktar ve arkadaşlarını silahlı suç örgütü olarak görmüyorum.

Sayın Makamınızın bilgisine saygılarımızla sunarız.

                                                                                                ADNAN OKTAR MÜDAFİİ