Hukuki Cevaplar

TBAV DAVASI MAHKEME İFADELERİ 1/2.10.2019

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kayıtlı 2019/313 E. sayılı davada sanıkların ifade verme işlemleri devam ediyor. Sanıklar 01.10.2019 tarihinde verdikleri ifadelerde müştekilerin iftiradan ibaret suçlamalarını ve yaklaşık 15 aydır haklarında yapılan asılsız haberleri çürütecek somut, ikna edici ve delilli beyanlarda bulundular. Bu beyanların bir bölümü aşağıda yer almaktadır:

SİBEL YILMAZTÜRK VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Müvekkil Adnan Oktar’ın kendisine ve arkadaşlarına hiçbir baskıda ve eziyette bulunmadığını, sadece sevgi gösterdiğini belirtti:

Ben Sayın Adnan Oktar’dan hiçbir zaman şiddet eziyet baskı görmedim. Adnan Bey’den hiçbir zaman ne kendimi ne de bir başka bayanı rencide edecek en ufak bir şey duymadım. Kadınlara bu kadar değer veren, sevgi gösteren bir insanın bunu yapmasına Türkiye’de kimse inanmaz zaten. İddianameye bakıldığında senaryo hep kadın düşmanlığı üzerine kurulu. Güya dayak yiyorum, eziyet görüyorum ama gitmiyorum. Elimde tüm sosyal imkanlar varken, ailem tarafından korunup kollanırken. İddialarda kadınları zayıf göstermeye çalışmışlar. Bu müştekilerin kafasındaki kadın karakteridir. Türkiye’de kadının değerini en etkili anlatan kişi Adnan Oktar’dır.

  • Hakkındaki asılsız iddiaları reddetti, ahlakdışı hiçbir eylemi olmadığını belirtti:

Tarih boyunca birçok Müslümana birçok iftira atıldı. Onları haşa itibarsızlaştırmak istediler ama iftiraları kendilerine dolandı. Bu iftiralar benim kişiliğime hakarettir. Ben Müslüman bir bayanım, bunların hiçbirini kabul etmiyorum. Bunları satır satır okumanıza gerek yok.
Bu kişilerin bahsettiği ahlak dışı ortamlarda hiçbir zaman bulunmadım. Allah’ın haram kıldığı bir eylem içinde hiçbir zaman bulunmadım.

  • Reşit olmayan kimselerin velileri yanında olmadan A9 TV stüdyolarına giremediğini, yayınlara ancak velilerinin yazılı izniyle katılabildiklerini belirtti:

A9 TV stüdyosuna reşit olmayan biri girmiyor, kural gibi düşünün yani giremez. Annesi babasının muvafakati varsa ancak ve birlikte.

  • Müvekkilin arkadaş camiasının dağıtılmak istendiğini ifade etti:

Tek tek farklı cezaevlerine, farklı koğuşlara gönderildik, psikolojik olarak yıldırmak istediler. Biz birbirimizden ayırmaya, yalnızlaştırmaya çalıştılar. Allah Al-i İmran Suresi’nin 103. ayetinde “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” diyor. Birbirimizden ayrılmama sebebimiz Allah aşkıdır.

TİMUR AYAN VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • İddianamede müvekkil ve arkadaşlarının kaliteli bir yaşantı sürmelerinin, A9 TV stüdyolarında kalite ve zenginliğin ön plana çıkartılmasının, birbirlerine maddi anlamda destekçi olmalarını suç örgütü refleksi gibi gösterilmesine cevap verdi:

Sayın Savcı Kuran bakış açısıyla bakmadığı için beni ve arkadaşlarımı suçlu gösterecek iddialarda bulunmuş. Toplumdan uzak şekilde lüks, şatafat içinde yaşama iddiası var. Halbuki Hz. Süleyman, Sebe Melikesi geleceğinde havuz, heykel yaptırıyor. Müslüman birini ağırlayacağı vakit buna uygun bir ortam hazırlıyor. Kuran’da De ki: "Allah'ın kulları için çıkarmış olduğu süsü ve rızkların temiz olanlarını haram kılan kimdir?" De ki: "Onlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özeldir." Bilen bir topluluk için ayetlerimizi işte böyle etraflıca açıklıyoruz. denilmiştir. İnşaAllah Müslümanlar iyi şartlarda yaşarlar. Biz bir masada bir fotoğraf çekiyoruz, burada önemli olan insan güzelliği, maddi büyüklük bir önem arz etmiyor. Ayrıca belirtmek isterim ki, TMSF 86 şirketin aktif büyüklüğü 10 milyon TL dedi. Arkadaşlar onu yanlış da söyledi. O 10 milyona masa, sandalye de dahil, toplam aktif büyüklük. Yani kar, ona kalan, ondaki bir para bile değil. İnsanlar çok zengin, şatafatlı, lüks olsalardı bu paraları banka hesaplarında, üzerlerinde çıkması lazımdı. Eskiden insanlara neden egoistsin diye sorulurdu şimdi adeta neden cömertsin diye soruluyor. Benim 5 tane evim olsa 3’ünü 4’ünü veririm, Müslümanlar kullansın isterim.

  • Kendisine dosyada atfedilen ve sözde örgütün varlığına delil diye gösterilen sözde kod ismin gerçeğini anlattı:

Timur’a “Tim”, “Timoti” demişler diyebilirler bu lakaptır. Ben Bim’e gidiyorum sık sık, arkadaşım bana “Bimur” da diyor. Allah birbirinize kötü lakapta bulunmayın diyor. Güzel, neşelendirici lakap için bir sınırlama yok.

TARIK KOÇ VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Kendisine dosyada atfedilen ve sözde örgütün varlığına delil diye gösterilen sözde kod ismin gerçeğini anlattı:

Kod adı Yusuf Aslan diyorlar. Kesinlikle reddediyorum. Gönenli Mehmet Efendi bizim eve gelmişti, bu ismi bana takmıştı, Allah ondan razı olsun. Kaderi de Hz. Yusuf’a benzeyecek demişti. Gerçekten de öyle oldu. İki kadının cinsel iftirasına uğradım, ağabeyimin de iftirası yüzünden kuyu gibi bir koğuşta kaldım.

  • Polis operasyonuyla birlikte, kadınların zorla evlerde tutuldukları ve tecavüze uğratıldıkları iddialarının iftiradan ibaret olduklarının anlaşıldığını vurguladı:

İddia edilen şeyler olsaydı girilen yüzlerce evde zincirli bayanlar, tecavüze uğramış, “bizi kurtarın” diye bağıran bayanlar, bir sürü biyolojik delil bulunmaz mıydı ben size soruyorum.

  • Yengesi Ece Koç’un bazı müştekiler tarafından korkutulması nedeniyle etkin pişmanlık başvurusu yaptığını belirtti:

Ece Koç yengem. Onu da baskıyla tehditle korkuttular. Yengemin bu operasyon başlamadan önce hiçbir sorunu ve şikayeti yoktu. Operasyondan hemen önce “Kedileaks” isimli twitter hesabından yengemin fotoğrafı paylaşıldı, huzursuz edildi. Aynı hafta benim fotoğrafım paylaşıldı, potansiyel katil dendi, dava açtım, hagb kararı çıktı yanılmıyorsam. Ablam Nilüfer’in de fotoğrafı paylaşıldı, hakaretler edildi aynı hafta.

  • Kendisi ve arkadaşları hakkında ortaya atılan zina suçlamalarını ve iradesi fesada uğratılmış mağdurlar senaryosunu yalanladı:

Domuzun 50 gramı da 500 gramı da haramsa, zinanın da her türlüsü haramdır. Önden arkadanı yok.  İradesi kırılmış, fesada uğratılmış bir durumu da yok. Operasyondan önce kendi hür iradesi ile aramızdan ayrılmış Aslı B., demek gidilebiliyor.

  • Deniz Ş. isimli müştekinin tecavüz suçlamalarındaki çelişkileri ortaya koydu:

Deniz Ş. “şu şu kişiler farklı tarihlerde bana tecavüz edenlerden hatırladıklarımdır” diyor. Öyle bir eylemde hatırladıklarım olur mu? Zaten kendisi de ifadesinde evlenme amacı ile buradaki arkadaşlarımızın yanına geldiğini söylüyor.

  • Müşteki ağabeyi Emin Koç’un kriminal kişiliğinden bahsetti, annesinin ve babasının ağabeyi Emin Koç’tan olan şikayetlerini dosyaya sundu:

Annesine ekmek bıçağıyla saldıran Emin Koç bu dosyanın senaristi. Bunların sözleri ile bu dosya bu günlere geldi. Annesine bunu yapan buradakilere neler yapmaz. Annemin olayla ilgili şikayetini, ağabeyim hakkında  yapılan 4.5 milyon dolarlık vergi kaçakçılığı şikayetini, babamın onunla ilgili dolandırma şikayetini dosyaya sunuyorum. Ayrıca bazı arkadaşlarımın onun hakkında aldırdığı koruma kararlarını da sunuyorum. Emin Koç profesyonel bir dolandırıcı. Şimdi de attığı yalanlarla savcılık makamını, adliyeyi ve polis teşkilatını da kandırdı.

  • Kimseden talimat almadan Allah rızası için yaşadığını anlattı:

Ben bu fosil sergilerine gidiyordum, “Allah var, bu kesin” deyip delilleriyle anlatıyordum. Kimse bana talimat vermedi. Kendi isteğimle Allah ın varlığını birliğini her Müslüman a farz olduğu için anlattım, yine anlatacağım inşaAllah.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Müştekilerin iftiralarına aldanan Savcılığın hatalı kararları nedeniyle cezaevinde yaşadığı mağduriyetleri anlattı:

Savcı beyin talimatıyla biz ayrı ayrı konduk. Ben İzmir 3 No’lu T Tipi Cezaevi’nde 25 kişinin içinde tek başıma kalıyorum. Bir adam bana diyor ki, “ben müebbet aldım 30 sene yatacağım seni öldürsem üstüne en fazla 5 yıl daha yatarım.” “30 sene yatana o 5 sene bir şey yapmaz.” diye açık açık tehdit aldım. Çıkan haberlerden millet galeyana geldi.

  • Müştekilerin kendisini örgüt üyesi gibi gösterebilmek adına yazdıkları senaryonun saçmalığını örneklendirdi:

Bizim hiçbir zaman örgütvari sistemle, işlerle işimiz olmaz. Müştekiler benim için “getir götür işi yapardı” diyorlar. Ben cezaevinde örgütten adamları gördüm. Ne yapardın? diye soruyorum, “ben mekan basardım” diyor, diğeri “adam kaldırırdım” diyor. Ben getir götür yapıyorum!

  • Müvekkil Adnan Oktar’ı, eserlerindeki gençlere yönelik etkileyici anlatım tarzını beğenerek takip etmeye başladığını belirtti:

Gençlerin anlayacağı tarzda bir anlatım görünce Adnan Bey’de bu beni çok etkiledi. Sosyal medyadan onu ve arkadaşlarını takip etmeye başladım.

TURGUT DEMİRHAN VERDİĞİ İFADESİNDE;

  • Kimseden talimat almadığını, tüm kültürel faaliyetlerini Allah rızası için yaptığını belirtti:

Örgüt talimatıyla kitap çevirir, propaganda yapar diyor iddianamede. Halbuki ben buraya gelmeden 2-3 yıl önce gönüllü olarak kendim başvuruyorum, mail gönderiyorum, cevap geliyor hepsi var bunların. Hatta bunları internete yükledik hepsi var bunların. Örgüt bağlantısı kurulmak istendiği için böyle deniyor. Halbuki ben bunu kendi irademle yaptım, üstümde yükümlülük olarak gördüm. Ben broşür dağıtıyordum. Bilmiyorum biz kendimizi doğru anlatabildik mi. Allah mallarını ve canlarını feda ederler diyor. Paran vardır onu kullanırsın, canıyla da işte kendini vaktini emeğini ayırmaktır. Bunu ben infak olarak görüyorum. Biz buradaki eylemlerin aynısını Almanya’da yaptık. Orada PKK’lılar vardı, mesela biz evrimin geçersizliğini anlatıyorduk, biz bunları dağıtırken nefret ediyorlardı, çünkü ben bazı içerikleri direkt Harun Yahya sitesinden alıyordum, amblemi görünce çok kin duyuyorlardı.

  • Müştekilerin sözde örgütün kültürel faaliyetlerinde zorla yer aldıkları yönündeki iddialarında yer alan çelişkileri ortaya koydu:

Ne yapsa zorla diyor, Çırağan’a gittin zorla, gülümsüyorsun zorla, zorla olur mu? Bu insan zorla photoshop öğrendim diyor. Photoshop, Vegas! Yani insanın bunları zorla öğrenmesi mümkün değil, bunları kimseye zorla öğretemezsiniz, çok zor. Bu şantaj nasıl bir şeyse operasyondan 2 ay önce etkisi birden kalkıyor. Şantajdan hiçbir şeyden korkmuyor, diğer şikayetçilerle aynı ay içinde bir anda şikayetçi oluyor.

  • Dosyadaki müşteki ifadelerinde sözde örgüt eylemlerine karışan kişilerden bahsedilirken, sözde örgütten ayrılıp müşteki olan Özkan Mamati ve Uğur Şahin’in isimlerinin asla geçmemesini, söz konusu şahısların kumpası kurgulayanlar arasında olduğunun bir göstergesi olarak saymıştır:

Özkan ben her şeyi yapardım diyor. Ama ilginçtir Özkan’ın, Uğur Şahin’in, Ümit Kuruca’nın ismini kimse saymıyor. Bunların hepsi camiamızın kültürel faaliyetlerinin ve arkadaşlarımızın bulundukları ortamların hepsinde vardı. Ama tabii şüpheli listesini sen yapıyorsun, sen şikayetçileri belirliyorsun, kimse seni saymaz.

  • Suç örgütünde yer alacak bir insan olmadığını anlattı:

Ben Köln Belediyesi ihale bölümünde inşaat mühendisi olarak çalışıyordum. Oradan biriktirdiğim bir para vardı, onunla geçiniyordum. Çok zor oraya girmek, bir de ben Türk vatandaşıyım daha da zor. Demek ki çok güvenmişler bana. Ama iddianameye bir bakıyoruz kan gövdeyi götürüyor. Ben öyle bir ortam görsem kalır mıyım, dönerim bir daha Almanya’dan çıkmam.

UĞUR KÜÇÜKAYDIN VERDİĞİ İFADESİNDE,

  • İddianamede kendisinin ve arkadaşlarının hayatın doğal akışında yaşanması son derece doğal eylemlerinin dahi suç gibi gösterildiğini söyledi:

Biz başta örgüt ilan edilmişiz. Bu sözde örgüt çatısının altında günlük hayatta yaptığımız şeyler suçmuş gibi anlatılıyor. Biz bu yüzden su içmemizin, yemek yememizin neden suç olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.

  • Müşteki genç kızların korkutuldukları için kendi iffetlerini dahi lekeleyecek asılsız ifadeler verdiklerini belirtti:

Bunlar aslında iyi kızlar, gelecek düşünen kızlar. Can havliyle kendilerine iftira attılar. Cinsel münasebet zaten haram, asla böyle bir şeye girmeyiz.

  • Sözde örgütte yurtdışına kurye olarak gönderildiği yönündeki iddiaları somut delilleriyle çürüttü:

Kuryelikle, yurtdışına para götürmekle suçlanıyorum. Nasıl bir kurye hayatı boyunca yurt dışına bir kere çıkmış olabilir. Defalarca girip çıkmış olmam gerekirdi. Pasaport kaydıma bile bakılmamış.

  • Arkadaş camiasına kumpas kuran yapının İngiliz derin devleti olduğuna işaret etti:

Osmanlı’yı parçalayan İngiliz derin devleti bizim hapse atılmamızı sağladı. Adnan Bey sanatın, güzelliğin, estetiğin Kur’an’a ait değerler olduğunu söyledi. İngiliz derin devleti bunu duyunca çıldırdı. Çünkü mezhepsel çatışmaların ayrılıkların hurafelerin olduğu bir İslam topluluğundan nemalanıyordu. İslam birliği oluşursa Kur’an’daki velayet sistemi oluşacak, yani zengin- fakir ayrımı kalmıyor. Adamların istediği zengin hep zengin olsun, fakir hep zengin olsun.

  • Sanıklardan bir bölümünün, iddianamede sözde örgütsel faaliyet olarak gösterilen ve nöbet sistemi adı verilen bir eylem çerçevesinde her gün A9 TV’deki canlı yayınlarda buluşması hakkında açıklamada bulundu:

Mahkeme salonunda jandarmalar var. Nöbet tutuyor. Hiyerarşik bir ilişki var aralarında. Biz oraya gidip yiyip içiyoruz, sohbet ediyoruz. Bir de orası engebeli alan. Biz orayı belli oranda ıslah da ettik, orada ağaçları da koruyoruz. Tarkan Yavaş geliyordur, “ben yumurta kıracağım, ister misiniz” diyor, ben, “yok ben kırayım” diyorum. Alt üst yok.

Sayın Makamınızın bilgisine saygılarımızla sunarız.

                                                                                                ADNAN OKTAR MÜDAFİİ