Hukuki Cevaplar

HUSUMETLİ ÇEVRELER TARAFINDAN AVUKATLARIMIZA YÖNELİK SÜRDÜRÜLEN YOĞUN BASKI VE TEHDİTLERLE SAVUNMA HAKKIMIZ ENGELLENMEK İSTENİYOR

ADNAN OKTAR DAVASI SÜRECİNDE AVUKATLARIMIZ, BAZI HUSUMETLİ ÇEVRELER TARAFINDAN TEHDİT VE BASKI İLE  YILDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR. HUKUKSUZ GİRİŞİMLERLE SAVUNMA HAKKIMIZ ENGELLENMEK İSTENİYOR !!!

Bir kumpas davası olan “Adnan Oktar Davası” kapsamında, soruşturma aşamasından bu yana ne yazık ki pek çok hukuka ayrılıklar yaşanmaktadır. Bunlardan biri de savunma avukatlara uygulanan yıldırma ve baskı politikasıdır. 

Yargılanmakta olan arkadaşlarımızın müdafiliğini üstlenen avukatlardan bir kısmı, asılsız iftira ve karalamalara maruz kalmakta, suni suçlamalar gerekçe gösterilerek soruşturmaya uğratılmakta, tutuklanmak, mesleki kariyerlerini kaybetmek gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadırlar.

Diğer avukatlar da, kendilerinin de benzeri tehdit ve baskılarla karşılaşabilecekleri endişesi taşımaktadırlar. Amaç, avukatların etkinliklerini kırmak, duruşmalarda pasif bir yol izlemelerini, dilekçeler sunmaktan imtina etmelerini, hatta istifa etmelerini sağlamaktır.

11 Temmuz 2018’den bu yana devam etmekte olan yargı süreci boyunca, tarihte görülmemiş birçok haksızlık ve hukuksuzluk yaşanmıştır. Kovuşturma ve soruşturma evrelerinde, arkadaşlarımızın kanuni hakları defalarca ve alenen çiğnenmiştir; Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın masumiyet karinesi gözetilmeden basında daha operasyonun ilk gününden itibaren suçlu ilan edilmişlerdir; uğradığımız mağduriyetleri hiçbir platformda duyurmamıza imkan verilmemiş, sürekli tek yanlı yayınlar yapılmış, tarihte görülmemiş bir algı operasyonu yürütülmüştür; camiamızla geçmişti bir araya gelmiş, etkinliklerimize, konferanslarımıza katılmış siyasetçilere, sanatçılara dahi baskı uygulanmıştır. Camiamıza yönelik kumpasın kurgulayıcıları, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın savunmasını üstlenen avukatları da baskılamak, sindirmek, etkisizleştirmek için özel bir çalışma yapmaktadırlar.

 

CAMİAMIZA HUSUMETLİ KİŞİLER, SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZIN AVUKATLARINA YÖNELİK HUKUKLA BAĞDAŞMAYAN, SALDIRGAN BİR TUTUM İÇİNDEDİRLER 

Söz konusu baskı ve tehditler neticesinde, birçok avukat arkadaşlarımızın müdafiliğini üstlenmekten çekinmiş, bir kısmı ise bir süre sonra bu maddi-manevi baskı ve tehditlere sonucunda görevlerini bırakmak zorunda kalmışlardır.

Daha 11 Temmuz 2018 tarihli polis operasyonundan aylar önce camiamıza yönelik sosyal medyada başlatılan karalama kampanyasında camiamızdaki bazı arkadaşlarımızın vekilliğini yürüten avukatlar da hedef alınmışlar ve kumpasçıların bu saldırıları neticesinde, bu avukatların bir kısmı gözaltına alınmış ve adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakılmış, bir kısmı ise tutuklanmıştır.

BU TUTUKLAMALAR, KOVUŞTURMA SÜRECİNDE GÖREV YAPAN SAVUNMA AVUKATLARINA DA TUTUKLANACAKLARI VE MESLEKLERİNİ KAYBEDECEKLERİ KORKUSU YAŞATMAKTADIR. AYRICA BAZI AVUKATLAR HAKSIZ ŞİKAYETLER YAPILMAK SURETİYLE SİNDİRİLMEK VE DOSYADAN İSTİFA ETTİRİLMEK İSTENMEKTİR. BAŞTA ÖZKAN MAMATİ VE MİNE KIRIKKANAT GİBİ HUSUMETLİ KATILANLAR OLMAK ÜZERE BİRTAKIM KİŞİLER MEDYA VE SOSYAL MEDYA MECRALARI ÜZERİNDEN SANIK MÜDAFİLERİNDEN BİR BÖLÜMÜNÜ KAMUOYUNA HEDEF GÖSTERMEKTE, BU SURETLE ASLINDA DİĞER TÜM AVUKATLARA DA GÖZDAĞI VERMEKTE VE ONLARI CAMİAMIZLA ÇALIŞTIKLARINA PİŞMAN ETME YÖNTEMİNE BAŞVURMAKTADIRLAR. Tüm bu yöntem ve uygulamalar hukuk devletine ve savunma hakkına, savunmanın dokunulmazlığına açıkça saldırı teşkil eden birer suç niteliğindedir.

Nitekim 5237 sayılı TCK’nın 277. maddesinde düzenlenen Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu açıkça düzenlenmiş olup aynı kanunun 6. maddesinde; “d) Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler, adli ve İdari mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcısı ve AVUKATLAR, … anlaşılır” denilmektedir.

Bilindiği gibi hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı ve kişilere hukuksal güven sağlayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Hukuk devletinde savunma hakkı çok önemlidir. 1982 Anayasası savunma hakkını temel haklar arasında saymıştır. «Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde, davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.» (AY. md: 36) Hukukun yaşama tam manasıyla geçmesi, iddia ve savunma arasında adaletli bir dengenin kurulması, iddianın kanıtları kadar, savunmanın kanıtlarının da dinlenip toplanmasına bağlıdır.

Müdafi hangi usulle muhakemeye dahil olmuş olursa olsun, sanıktan bağımsız, ancak onun yararına çalışan adli bir organdır. Savunma hakkının, temel hakların başında gelmesi ve vazgeçilmezliği bu hakkı, gerek birey adına gerekse de geniş anlamda toplumsal savunma bağlamında kullanacak avukatın faaliyetinde bağımsız olması gerekir.

Bağımsızlık, avukatlara görevleri sırasında doğrudan doğruya ya da dolaylı bir kısıtlama, baskı ya da müdahale getirmeksizin, bağımsızlığını garanti eden, eşitliğe dayalı, adli, idari, hukuki ilkelerin konulması ve korunması demektir. Buradaki bağımsızlık avukatın işi almasında, işi takipte ve işi sonuçlandırmadaki bağımsızlığıdır. (GÜNER, Av. Semih, “Avukatlık Hukuku” Eylül 2003, Ankara Barosu Yayını sayfa: 79)

Adnan Oktar Davası’nda ise sanık müdafilerinin bağımsızlığı, gerek doğrudan tehdit ve yıldırma gerekse hukuki görünüm altında düzenlenen hukuksuz ithamlar ve benzeri diğer metotlarla alenen ellerinden alınmaya çalışılmaktadır. Sözünü ettiğimiz ve benzeri diğer bazı husumetli katılanlar, arkadaşlarımızın müdafiliğini yapan avukatlara kasıtlı şekilde sistematik baskı yöntemleri uygulamaktadır. TEK AMAÇ DAVADA YARGILANAN KİŞİLERİN AVUKATSIZ BIRAKILARAK SAVUNMA HAKLARININ ELLERİNDEN ALINMASI VE BU SAYEDE KOMPLODA HEDEFLENEN YÜKSEK CEZALARA ÇARPTIRILMALARI, AYNI ZAMANDA DA KURULAN KOMPLONUN DEŞİFRE OLMASININ ENGELLENMESİDİR. ZİRA, SANIK MÜDAFİİLERİ SADECE İDDİALARI ÇÜRÜTMETLE KALMAYIP AYNI ZAMANDA BU İDDİALARIN BİR KOMPLO NETİCESİNDE DOSYAYA GİRDİKLERİNİ DE KANITLARIYLA ORTAYA KOYMAKTADIRLAR. DOLAYISIYLA, DAVA SONUCUNDA ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ SUÇSUZ OLDUKLARININ ORTAYA ÇIKMASI; AYNI ZAMANDA KUMPASI DÜZENLEYENLERİN DE DEŞİFRE OLMASINA NEDEN OLACAKTIR. KOMPLOCULARIN, İNSANLARI BASKI VE TEHDİTLERLE KORKUTARAK DAVA DOSYASINDA SÖZDE MÜŞTEKİ YA DA ETKİN PİŞMAN OLARAK YALAN BEYANLAR VERMELERİNİ, YARGILANANLARA İFTİRALAR ATMALARINI, MASA BAŞINDA KURGULANMIŞ SAYISIZ VE ASILSIZ İTHAM VE KARALAMALAR İÇEREN GERÇEK DIŞI, UYDURMA HİKAYE VE SENARYOLARI TEYİT ETMEYE ZORLADIKLARINI ALENEN GÖZLER ÖNÜNE SERECEKTİR. İŞTE BU NEDENLERLE, KOMPLOCULARIN ADNAN OKTAR DAVASI’NDA YARGILANANLARIN SAVUNMA HAKLARINI ADETA GASP ETMEYE YÖNELİK EYLEMLERİ HIZ KESMEDEN DEVAM ETMEKTEDİR. 

 

11.07.2018 TARİHLİ POLİS OPERASYONUNDAN ÖNCE CAMİA MENSUPLARININ AVUKATLARINI SİNDİRMEK İÇİN SOSYAL MEDYADA YÜRÜTÜLEN KARALAMA KAMPANYASI

Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında çok sayıda iftiralar ortaya atan, bu iftiraları baskı ve korkutmalarla dosyada müşteki yaptığı birçok kişiye de söylettirdiği anlaşılan husumetli katılanlardan biri de Özkan Mamati’dir. (Özkan Mamati yıllarca camiamızda bulunduktan sonra, Ekim 2017’den itibaren ilişkimizin kesildiği birisidir.)

Camia mensuplarıyla ilgili yürütülen soruşturma dosyasına giren evraklarda, Özkan Mamati ile Bahar Bayraktar isimli şahıs arasında polis operasyonundan önce gerçekleşen whatsapp görüşmesinin deşifresi de yer almaktadır. Bu evraklarda Özkan Mamati’nin, twitter isimli sosyal medya platformundaki “@KEDİLEAKS” İSİMLİ HESABIN YÖNETİCİSİ OLDUĞUNU itiraf ettiği görülmektedir. Bu hesabı kimin yönettiğinin tespit edilmiş olması çok önemlidir. Zira söz konusu hesap, polis operasyonundan önce, tüm camianın aylar boyunca hakaretlerle ve iftiralarla hedef alındığı bir hesaptır. Bu hesapta sadece camia mensupları değil, camidan herhangi biriyle işleri gereği bağlantısı olan kişiler de hedef alınmıştır. İşte camia mensuplarının avukatları da bu kişilerden bazılarıdır.

  • ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ AVUKATLARINA SOSYAL MEDYADAN YAPILAN İFTİRA VE SALDIRILARIN MERKEZİ OLAN TWITTER KARALAMA PLATFORMU: @KediLeaks

KATILANLARDAN ÖZKAN MAMATİ POLİS OPERASYONUNDAN ÖNCE YÖNETİCİSİ OLDUĞUNU İKRAR ETTİĞİ "Kedicik Belgeleri" @Kedileaks İSİMLİ TWİTTER HESABINDAN CAMİAYI AVUKATSIZ BIRAKMAK İÇİN İFTİRA VE HAKARET İÇERİKLİ BİRÇOK PAYLAŞIMDA BULUNMUŞTUR. BU PAYLAŞIMLARINA ADALET BAKANLIĞI’NIN, BAROLARIN VE EMNİYET KURUMLARININ RESMİ HESAPLARINI DA ETİKETLEMİŞ, ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ AVUKATLARINA KARŞI TAM MANASIYLA SİNDİRME OPERASYONU YÜRÜTMÜŞTÜR.

Bu paylaşımlara bazı örnekler aşağıda yer almaktadır:

Bu paylaşımlarda adı geçen 4 avukat 11.07.2018 tarihli polis operasyonunda gözaltına alınmış, 7 gün emniyette zorlu şartlarda tutulmuş, Av. A.Y.Y. dışındakiler tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Bu durum, Özkan Mamati tarafından “KediLeaks” isimli hesapta zafer gibi kutlanmıştır:

Burada Av. A.A.Y. isimli avukatın durumuna daha detaylı değinmek yerinde olacaktır.

  • AV. A.Y.Y.’IN GÖZALTINA ALINMA HADİSESİNİN DETAYLARI

A.Y.Y., Av. Nihan Toklu’ya ait avukatlık bürosunda (büro devredilmeden öncesi de dahil olmak üzere) yaklaşık 4 yıl çalıştıktan sonra husumetli müştekilerin tehdidi sonucu 2018 yılının Mayıs ayında avukatlık bürosundan ayrılmış bir avukattır A.Y.Y., avukatlık bürosundaki görevi ve mesleği gereği 2017 yılında Özkan Mamati isimli şahsın ofisine haciz işlemine gitmesi nedeniyle bir anda komplocuların hedefi haline gelmiştir. Sosyal medyada daha önceden kendisinden hiç bahsetmemişken, sırf ofisine haciz işlemine geldiği için, 2018 yılının Nisan ayında yukarıda yer verdiğimiz hakaret ve iftira içerikli tweetleri atmıştır. Husumetli müştekilerin tehdidi sonucu işten ayrılması yetmemiş, onlarla işbirliği yapmadığı için Av. A.Y.Y.'a kinlenen Özkan Mamati, camiamız hakkındaki soruşturma dosyasındaki ifadelerinde onu da sözde örgüt üyesi gibi göstermiş ve gözaltına alınmasını sağlamıştır. 

Av. A.Y.Y. bu olayların ardından, evine sabah 05:30’da yapılan polis operasyonuyla göz altına alınmıştır. Yazılı ve görsel basında fotoğrafları yayınlanmıştır. Emniyette 7 gün boyunca gözaltında tutulmuştur. Komplocuların Adnan Oktar ve arkadaşlarına olan husumeti Özkan Mamati aracılığıyla ona da yansıtılmış, yaşadığı olaylar nedeniyle maddi ve manevi zararlara uğramıştır.

DİĞER HUSUMETLİ KATILAN UĞUR ŞAHİN’İN TÜM BU OLAYLAR KARŞISINDA AV. A.Y.Y.'A GÖNDERDİĞİ VE KENDİSİNİN EŞİ AV. T. Y. TARAFINDAN SORUŞTURMA DOSYASINA SUNULAN WHATSAPP MESAJI A.Y.Y.'IN SÖZ KONUSU KİŞİLERİN TEHDİTLERİNE BOYUN EĞMEMESİNİN VAHİM SONUCUNU AÇIKÇA GÖSTERİR NİTELİKTEDİR:

Özetle, Özkan Mamati ve yandaşları, daha önceden camia mensuplarının vekaletini üstlenmiş, onlarla çalışma tecrübesi olan Av. A.Y.Y.’a, Adnan Oktar ve arkadaşlarının müdafiliğini üstlenerek mesleğinin gereğini icra etmesine mani olmak ve yargılananların savunma haklarını engellemek amacıyla baskı ve yıldırma yöntemleri kullanmışlardır. Verdikleri yalan ifadelerle kendisini sözde bir örgüt avukatıymış gibi göstermeye çalışmışlar, sosyal medya yoluyla hakkında iftiralar atarak ve karalama faaliyetinde bulunmuşlardır. 

  • AV. BİLGE TOK’UN GÖZALTINA ALINMA HADİSESİNİN DETAYLARI

ÖZKAN MAMATİ YÖNETTİĞİ FİŞLEME VE KARALAMA AMAÇLI "KEDİLEAKS" TWİTTER HESABI ÜZERİNDEN, POLİS OPERASYONUNDAN ÖNCE CAMİADAN BAZI ARKADAŞLARIMIZI TANIYAN AV. BİLGE TOK’U DA HEDEF ALMIŞTIR. HEDEF ALINAN DİĞER AVUKATLARDA OLDUĞU GİBİ, AV. BİLGE TOK DA 11.07.2018 TARİHİNDE GÖZALTINA ALINMIŞTIR. BİLGE TOK 14.07.2018 TARİHLİ EMNİYET İFADESİNDE KEDİLEAKS’TEN ŞÖYLE BAHSETMİŞTİR:

Hiçbir suçu olmamasına rağmen, Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik komploda haksız şekilde gözaltına alınan Av. Bilge Tok, bu olayda yaşadığı dehşet ve korkunun etkisiyle ve tutuklanmamak için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak zorunda kalmıştır. İfadesinde, tutuklanmaktan kurtulabilmek için hayali suçlamaları kabul eden Av. Bilge Tok, KediLeaks isimli twitter hesabında kendisi hakkında yapılan bir paylaşımdan da bahsetmiştir.

Yukarıda bir bölümünü aktardığımız emniyet ifadesinde de görüldüğü gibi, Av. Bilge Tok, Özkan Mamati tarafından yönetilen KediLeaks’te 2018 yılının Mart ayında kendisi hakkında küçük düşürücü, hakaretamiz bir paylaşım yapıldığını belirtmiştir. Kamuoyuna karşı kendisini ahlaksız bir insanmış gibi hedef gösteren paylaşımdan çok rahatsız olduğu için, telefon numarasına hemen ulaştığı Özkan Mamati’yi aramıştır.Özkan Mamati’nin görüşme sırasında Bilge Tok’a söylediği “BİLGE TARAF OLMAYAN BERTARAF OLUR, SEN BUGÜN BUNU YAŞADIN, DAHA DA TARAFINI SEÇMEZSEN SENİN İÇİN DURUM KÖTÜLEŞECEK HABERİN OLSUN. BEN ŞİMDİ SANA FIRSAT VERİP YARDIMCI OLACAĞIM…” demiş ve tweetini silmiştir. Özkan Mamati’nin bu ifadeleri, SÖZ KONUSU İFTİRA VE HAKARET İÇERİKLİ PAYLAŞIMLARIN İNSANLARI BASKI ALTINA ALIP, ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA ŞİKAYETÇİ OLMAYA ZORLAMAK İÇİN YAPILDIĞINI net bir biçimde ortaya koymaktadır. Özkan Mamati’nin Bilge Tok’a yönelik ifadelerinden, eğer kendisinin dediklerini yapmazsa ona karşı daha ağır saldırılarda bulunacağı da açıkça anlaşılmaktadır. 

Bu saldırı, iftira ve karalamalar, komplocu odakların Adnan Oktar ve arkadaşlarına karşı nasıl (sözde) şikayetçi ve (sözde) itirafçı devşirdiklerini göstermesi bakımından son derece önemlidir. BUNUNLA BİRLİKTE YİNE ÖNEMLİ BİR HUSUS DA, İLLEGAL DERİN DEVLET İÇİNE ODAKLANMIŞ KUMPASÇILARIN VE ONLARIN EMRİNDEKİ TETİKÇİLERİNİN, SAVUNMA GÜCÜNÜ KIRMAYI DAHA POLİS OPERASYONU GERÇEKLEŞMEDEN ÇOK ÖNCE PLANLADIKLARI VE BU YOLDA HUKUKSUZ EYLEMLERE BAŞVURDUKLARIDIR.

 

TUTUKLANIP CEZAEVİNE KONULDUKTAN SONRA TEHDİT VE BASKIYLA ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNDEN ZORLA YARARLANDIRILIP SÖZDE ETKİN PİŞMAN YAPILAN AVUKATLAR

Av. Bilge Tok, baskıyla asılsız ifadeler ve yalan beyanlar verdirilerek soruşturma dosyasında zorla şüpheli yapılan ve bu şekilde mağdur edilmek suretiyle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya mecbur bırakılan tek kişi değildir. Av. Fatih Mehmet Doğan ve Av. Gülcan Karakaş isimli kişiler de, Av. Bilge Tok’dan bazı farklılıklarla da olsa, sürecin sonunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak zorunda bırakılmış kimselerdir. 

Bahsini ettiğimiz 2 avukat da geçmişte Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla ilgili çeşitli davalarda görev almış, bir kısmının vekaletini üstlenmiş kişilerdir. Bununla birlikte, Av. Fatih Mehmet Doğan polis operasyonundan yaklaşık 7 ay önce sorumluluğundaki tüm dava dosyalarından istifa etmiştir. Yani Adnan Oktar'ın arkadaşlarıyla hiçbir avukatlık ilişkisi kalmamıştır. 

Her şeye rağmen komplocular, polis operasyonundan sonra camianın kendilerinden hizmet almasını engellemek için sözünü ettiğimiz avukatları da hedef almışlardır. Sosyal medyadaki karalayıcı paylaşımların ve dosyadaki iftira mahiyetindeki ifadelerin ardından, Av. Gülcan Karakaş ve Av. Fatih Mehmet Doğan gözaltına alınmışlar, ancak Av. Bilge Tok’tan farklı olarak emniyet aşamasında doğruları dile getirdikleri için tutuklanmışlardır. Bununla birlikte her ikisi de birkaç ay cezaevinde kaldıktan sonra, hiçbir suça, hiçbir kanunsuz olaya karışmadıkları halde kendilerini hiç yoktan böyle dehşet verici bir vaziyete düşüren kumpastan kurtulamayacakları, uğrayacakları haksızlık ve hukuksuzluğun daha da artacağı endişesiyle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayı seçmişlerdir. Hiçbir suçları olmamasına rağmen, sırf cezaevinden kurtulabilmek amacıyla, istemeden de olsa dosyadaki asılsız iddiaları doğrular nitelikte ifadeler vermişlerdir. Böylelikle komplocular, yargılananları önceden tanıyan ve dava sürecinde geçmiş tecrübelerinden faydalanabilecekleri 2 avukatı daha devre dışı bırakmışlardır.

 

POLİS OPERASYONU GERÇEKLEŞMEDEN ÖNCE KOMPLOCULARIN BASKI VE TEHDİTLERİNDEN YILIP, TUTUKLANMAMAK İÇİN CAMİAMIZ ALEYHİNDE ASILSIZ İFADELER VERMEK ZORUDA BIRAKILAN AVUKATLAR

Av. Pervin Bıyıklıoğlu ve Av. İrem Turgut geçmişte, bugünkü dava dosyasında yargılanan bazı kişilerin vekilliğini birkaç yıl boyunca üstlenmişlerdir. Ancak daha sonrasında, bu avukatların camiayla olan bağlantıları kalmamıştır. Buna rağmen komplocular onlara da ulaşmış ve yargılananlar aleyhinde ifade vermelerini sağlamışlardır. Bunu yaparak kendilerince, camiayı hukuken daha da zor duruma düşüreceklerini düşünmüşlerdir.

Bu avukatlara ek olarak, polis operasyonundan önce camiamızla çalışan, husumetli kişilerin yalan beyanları sonucunda sözde örgüt üyesi gibi gösterilen, sosyal medyada karalama faaliyetlerine maruz kalan, gözaltına alınan, bir bölümü tutuklanan ve bir bölümü tutuksuz olarak davanın sanığı haline gelen avukatlar da vardır. 

Tüm bu yaşananlar, komplocuların sadece kovuşturma sürecinde değil soruşturma evresinde de yargılananların dosyayla ilgili savunma gücünü zayıflatmak hatta tamamen yok etmek amacında olduklarına bir delildir.

 

POLİS OPERASYONUYLA BİRLİKTE BAŞLAYAN SÜREÇTE, MESLEKLERİNİN GEREĞİNİ YAPAN AVUKATLARI SİNDİRME OPERASYONLARI DAHA DA KAPSAMLI HALE GELMİŞTİR

11.07.2018 tarihli polis operasyonunu önemli bir dönemeç olarak gören husumetli odaklar, bu operasyondan sonra haklarımızı savunacağımızı, asılsız iddiaları birer birer çürüteceğimizi bildiklerinden, savunmanın en önemli unsurlarından biri olan avukatlar üzerindeki baskılarını daha da arttırmışlardır. Aşağıda bu süreçte husumetli odakların avukatlara yönelik saldırılarından bahsedilmiştir:

  • YARGILANANLARDAN MEHMET NOYAN ORCAN’IN AVUKATI SAYIN ÜMİT KOCASAKAL’A YAPILAN BASKI VE YILDIRMA GİRİŞİMLERİ:

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin2019/313 E. sayılı davasında yargılanan Mehmet Noyan Orcan’ın müdafiliğini kamuoyunun yakından tanıdığı tecrübeli avukatlardan biri olan İstanbul Barosu Eski Başkanı Sayın Ümit Kocasakal üstlenmiştir.

Husumetli katılanlar, tanınmış ve tecrübeli bir avukatın camiamızı temsil etmesinden son derece rahatsız olmaktadırlar. Bu gerçeğin göstergelerinden biri, aynı zamanda dosyanın müştekilerinden olan gazeteci-yazar Mine Kırıkkanat’ın kovuşturma sürecindeki tutum ve davranışlarıdır.

Adnan Oktar ve arkadaşlarının 40 yıldır savunduğu ideallere karşı olan ve birçok davada karşı karşıya geldiği camia mensuplarına husumet duyan Mine Kırıkkanat uzun zamandır karalayıcı faaliyetler içindedir. Bu noktada basındaki tanınmışlığının avantajını da kullanmaktadır. Sayın Ümit Kocasakal’ın camia mensuplarından birinin müdafiliğini üstlenmesini kabullenemeyen Sayın Mine Kırıkkanat, Sayın Kocasakal’ın dosyadan çekilmesi için adeta psikolojik bir savaş yürütmektedir. Kendince Sayın Ümit Kocasakal’ı kamuoyu nezdinde güya suçlu insanları para için savunan bir avukat gibi göstermek için mesnetsiz, yakışıksız açıklamalar yapmaktadır. Bunu da, dosyanın boş; mesnetsiz olduğunu gören ve bu gerçeği mahkeme heyeti karşısında tüm bilgisi ve tecrübesiyle etkin şekilde anlatan Sayın Ümit Kocasakal’ın kamuoyunun baskısıyla dosyadan çekilmesi için yaptığını düşünmekteyiz. Mine Kırıkkanat’ın aşağıda yer verdiğimiz tweetleri en temel haklardan biri olan savunma hakkının elden alınması için atılmış adımlardan birisidir:

 

 

 

Mine Kırıkkanat, siyasetçi ve hukukçu Sayın Şahin Mengü’nün son derece yerinde olan hatırlatmasına karşılık olarak ise, “henüz çoook merhametli” olduğunu belirterek, adeta ileride yapacağı karalamalarla tehdit etmektedir.

Mine Kırıkkanat’ın yakışıksız ve mesnetsiz izahlarına karşı İstanbul Barosu Başkanlığı tarafından da zorunlu açıklama yapılmıştır:

  • GEÇMİŞTE, CAMİAMIZDA BULUNAN BAZI ARKADAŞLARIMIZIN DOSYALARINDA VEKİLLİK VE MÜDAFİİLİK YAPMIŞ OLAN SAYIN UĞUR POYRAZ’A DA BENZER SALDIRILAR YAPILMAKTADIR:

Av. Uğur Poyraz aynı bu dönemde olduğu gibi, geçmişte de komplo neticesinde açılmış olan örgüt davasında görev yapmıştır. Başarılı ve saygın bir avukat olan Sayın Poyraz günümüzdeki davada ise görev almamaktadır. Buna rağmen Sayın Kocasakal’a yapılan saldırıların aynısı ona da yapılmaktadır. Burada da karşımıza yine gazeteci-yazar Mine Kırıkkanat çıkmaktadır:

İddianamenin hazırlandığı dönemlerde, birileri tarafından Sayın Poyraz’ın camia mensuplarını savunacağı söylentileri çıkarılmıştır. Gerçeklere tamamen aykırı bu söylenti bile husumetli kişiler tarafından hemen değerlendirilmiştir. Bu aşamada, tutukluyken husumetli müştekilerin tehditleri neticesinde ifadesini değiştiren ve bunun karşılığında tahliye edilen Beril Koncagül’ün ele geçirildiğini düşündüğümüz twitter hesabını üzerinden şu tür paylaşımlar yapılmıştır:

Sayın Uğur Poyraz, kamuoyunda bilinen, tanınan bir avukattır. Yakın zamanda yapılacak olan İstanbul Barosu başkanlık seçimlerinde başkan adayları arasında adı bulunmaktadır. Ancak bu tweetlerden de görülebileceği gibi eğer dosyada müdafi olarak görev alacak olursa örgüt üyesi ya da örgüte yardım eden olarak gösterileceği şeklinde tehdit edilmektedir.

Tüm bu eylemler, tanınmış ve başarılı avukatların dosyada savunma yapmalarını engelleme amaçlıdır. Başarılı avukatların dosyadaki hukuksuzlukları ve komployu daha çabuk ve etkili şekilde ortaya koyacağını bilen husumetli kişiler, söz konusu avukatlar aleyhinde algı operasyonu yürüterek dosyanın gidişatına etki etmeyi istemektedirler. Camia bu yöntemlerle yalnız bırakılarak hukuken güçsüz duruma düşürülmek istenmektedir.

 

DAVADA GÖREV YAPAN AVUKATLARIMIZ ALEYHİNDE ŞAİBE OLUŞTURMA FAALİYETLERİ

HUSUMETLİ KATILANLAR SOSYAL MEDYADAKİ KARALAYICI FAALİYETLERİYLE GÖREVDEN UZAKLAŞTIRAMADIKLARI AVUKATLARI KOVUŞTURMA SÜRECİNDEKİ STRATEJİLERİYLE DE HEDEF ALMAKTADIRLAR. DOSYADAKİ İFADELERİYLE VEYA DURUŞMADAKİ BEYANLARIYLA AVUKATLARI HAYALİ SUÇ ÖRGÜTÜNÜN ÜYESİ GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞMAKTA, ONLARI EN AZINDAN MESLEKLERİ ARACILIĞIYLA HAYALİ ÖRGÜTÜN EYLEMLERİNE DESTEK VEREN KİŞİLERMİŞ GİBİ GÖSTERECEK OYUNLARA BAŞVURMAKTADIRLAR. BU OYUNLARIN ARASINDA, DAVA SÜRECİNDE YAŞANAN VE HİÇBİR SUÇ İÇERMEYEN OLAYLARA SUÇ GÖRÜNÜMÜ VERMEK, BU OLAYLARDA ROL ALAN AVUKATLARI ZAN ALTINDA BIRAKMAK DA VARDIR.

Aşağıda husumetli katılanların bu stratejilerinin yansıdığı örnekler yer almaktadır.

  • SELAMDAN SUÇ ÜRETMEYE ÇALIŞAN BİR ANLAYIŞ

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davadaki müdafilerden biri Av. Eşref Nuri Yakışan’dır. Av. Eşref Nuri Yakışan ile katılan vekili Av. Eser Çömlekçioğlu arasında geçen dostane bir günlük sohbette Adnan Oktar’ın muharrem ayına ilişkin basına yansıyan açıklamaları da konuşulmuştur. Av. Eşref Nuri Yakışan’ın, cezaevi görüşmelerinden birinde bu konuşmayı Adnan Oktar’a iletmesi üzerine Adnan Oktar tarafından Av. Eser Çömlekçioğlu’nun duruşmalardaki performansı övülmüştür. Adnan Oktar, her zamanki şefkatli, sevecen, insanlardaki güzellikleri görmeyi ve övmeyi çok iyi bilen, kendisine karşı olanları dahi sevebilen, övebilen üstün ahlaka sahip bir kişi olduğu için, katılan tarafında olmasına rağmen, başarılı bulduğu Sayın Çömlekçioğlu’na tebriklerini dile getirmiştir. Av. Eşref Nuri Yakışan, daha sonrasında cezaevi otoparkında karşılaştığı Sayın Çömlekçioğlu’na, her gün birbirini gören, aynı baro odasını paylaşan meslektaşlar olarak ayaküstü, doğal bir sohbet sırasında, müvekkilinin tebriklerini iletmek istemiş, ancak ağız alışkanlığı olarak selamlarını iletmiştir. . Yani; ne Adnan Oktar ortada hiçbir konu yokken Av. Eser Çömlekçioğlu’na selam göndermiş ne de Av. Eşref Nuri Yakışan böyle bir selamı iletmiştir Nitekim Sayın Çömlekçioğlu da, yine meslektaşıyla yaptığı doğal sohbet esnasında selamı almış, taraflar ayrılmıştır. 

Av. Eser Çömlekçioğlu ise, meslektaşıyla yaptığı bu kısa ve arkadaşça konuşmayı, her hangi bir şaibe oluşmaması adına, mahkemenin bilgisine sunarak, Av. Eşref Nuri Yakışan’la kısa bir sohbette bulunduklarını ve kendisine müvekkilinin selamını ilettiğini aktarmış, herhangi bir şikâyette de bulunmamış, hatta “Meslektaşımın iyi niyetinden şüphem yok” vurgusunu da özellikle eklemiştir.

Ne var ki, bu son derece arkadaşça, övgü, sevgi ve takdire dayalı kısa sohbet, bir anda kriminal bir vakaymış gibi lanse edilerek, bazı husumetli katılanlar tarafından hızla fırsata çevrilmeye çalışılmış, bir tehdit yapıldığı algısı oluşturulmak istenmiştir. 

Gerçekte ise, Adnan Oktar, Av. Eser Çömlekçioğlu’na selam dahi göndermemiştir. Selam göndermiş olsa dahi bu bir suç değildir ve Sayın Çömlekçioğlu da olay günü herhangi bir şikayette bulunmamıştır. Hayali bir selam gönderme olayı yüzünden, anlaşılamaz bir "tehdit suçlamasıyla" karşı karşıya kalınmıştır. Hayali selamı ilettiği iddia edilen Av. Eşref Nuri Yakışan hakkında ise “örgüt üyeliği” ve “korkutucu güçten yararlanarak tehdit suçu işlediği” iddiasıyla soruşturma açılmış ve İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin birleştirme kararı ile Av. Eşref Nuri Yakışan müdafi olarak yer aldığı dosyada sanık olmuş ve vekaleti olsun olmasın tüm sanıklarla cezaevi görüşü yapması yasaklanmıştır.

Selam; barış, esenlik, huzur ve iyilik dilemek anlamlarına gelmektedir. Bir selamdan (hiç gönderilmemiş olmasına rağmen), “korkutucu güçten yararlanarak tehdit” manası çıkarmak akıl, mantık ve vicdanla açıklanamaz, son derece vahim bir durumdur.

Yaşanan bu olaya dikkat edilirse, Adnan Oktar katılan avukatlarına selam gönderen, yani mafya jargonuyla aba altından sopa gösterip tehditte bulunan bir mafya lideri, Av. Eşref Nuri Yakışan da bu tehdidi karşı tarafa ileten örgüt avukatı gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu, oynanan oyunun ne kadar pervasızca, akıl, vicdan, hukuk hiçe sayılarak kurgulandığının ve yürütüldüğünün en açık göstergelerinden biridir.

Yukarıda da açıklandığı gibi, ortada değil bir tehdit, hatta selam gönderme dahi yokken, husumetli katılanların oyunuyla sadece Sayın Adnan Oktar değil, Avukat Eşref Nuri Yakışan da zan altında bırakılmıştır. Adnan Oktar’ın sevgi insanı olduğu, kendisinin ve camiadaki herkesin, karıncayı bile incitmeyen, daima iltifatkar, insanların gönlünü alan, kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan, sevgi, ilgi ve şefkat göstermekten imtina etmeyen, tevazulu, halim insanlar olduğu gayet iyi bilinmektedir.

Nitekim Av. Yakışan da, tüm duruşmalarda, nezaketiyle, tevazusu, içtenliği, saygılı ve insancıl tavrıyla dikkat çeken bir avukattır.

Bu tür oyunların, mesnetsiz suç isnatlarının, camiayı meslekleri gereği savunan avukatları sindirmek ve davadan uzaklaştırmak için yapıldığı görülmektedir.

  • KARALAYICI SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI DEVAM EDİYOR

Husumetli katılanların son dönemde en çok saldırdıkları avukatlardan biri, Sinem Mollahasanoğlu’dur.

Buraya kadar anlattıklarımızdan anlaşılacağı gibi husumetli katılanlar camiaya yönelik komplolarında hedef aldıkları kişileri ilk olarak sosyal medyada karalamaktadırlar. Bu bağlamda 21.03.2019 tarihinde “KediBrief” isimli twitter hesabından yapılan bir paylaşımda, bazı sanıkların vekilliğini üstlenen Av. Sinem Mollahasanoğlu, Av. Arzu Gül ve Av. Yakup Erikel hedef gösterilmiştir. Söz konusu paylaşımda hakaretlere ve iftiralara yer verilmiştir. Bu paylaşımda da, avukatlarla ilgili önceden yapılmış paylaşımlarda olduğu gibi, emniyet ve diğer ilgili kurumlar etiketlenmiştir:

*NOT: hakaret içerikli ifadeler kapatılmıştır.

BAŞTA ÖZKAN MAMATİ OLMAK ÜZERE, HUSUMETLİ KATILANLAR KENDİLERİNE AİT İNSTAGRAM HESAPLARI ARACILIĞIYLA DA AV. SİNEM MOLLAHASANOĞLU’NA VE DİĞER AVUKATLARA YÖNELİK KARALAYICI PAYLAŞIMLAR YAPMIŞLARDIR. BUNLARA ÖRNEK VERMEK GEREKİRSE;

 

 

 

 

  • SOSYAL MEDYADAKİ KARALAYICI PAYLAŞIMLAR, İFTİRA İÇERİKLİ KÖŞE YAZILARI VE ŞİKAYETLERLE DE DESTEKLENİYOR

Operasyondan sonraki süreçte, sadece sosyal medyadaki karalama faaliyetleriyle sonuca ulaşmayacaklarını bilen husumetli odaklar, basından da destek almışlardır. Basında mesleği aracılığıyla bu tür paylaşımlara dolaylı olarak destek veren kişilerden biri de, zaten tüm süreç boyunca bu desteği hiç esirgememiş olan husumetli katılan Mine Kırıkkanat’dır. 

Aşağıda bu desteği ortaya koyan köşe yazısından bir bölüm yer almaktadır:

Gerçek dışı iddialara dayandırılan bu tür kışkırtıcı köşe yazıları ile amaçlanan Sayın Adnan Oktar’ın ve arkadaşlarının vekilliğini üstlenen avukatları yıpratmak, baskı altına aldırmak, hatta soruşturma geçirerek cezalandırmalarını sağlamaktır. SAYIN MİNE KIRIKKANAT ELİNDE HAYALİ İDDİALARINI DOĞRULAYACAK TEK BİR DELİL OLMADIĞI HALDE, YAZISINDAKİ SUÇLAMALARI YAPMAKTAN ÇEKİNMEMEKTEDİR. Camiayı savunacak tek bir avukat bile bırakmak istemeyen husumetli kişiler, tek amaçları mesleklerini icra etmek olan bu suçsuz insanlara ortada haklı bir gerekçe olmadan saldırmaktadırlar. Onlar hakkında asılsız suçlamalarda bulunup, özellikle adliyelerde hareket edemeyecek hale gelmelerine çalışmaktadırlar.

HUSUMETLİ KATILANLAR, HUKUKA AYKIRI TÜM BU SALDIRILARI YETMEZMİŞ GİBİ, GÖREVLERİ DOĞRULTUSUNDA ŞİKAYET VE BİLGİLENDİRME AMAÇLI OLARAK KURUMLARA DİLEKÇELER GÖNDEREN AVUKATLAR HAKKINDA HAKSIZ ŞİKAYETLER DE YAPMAKTADIRLAR. ONLARI, MÜVEKKİLLERİNİ SAVUNMAKTAN ALIKOYMAK İÇİN HER YOL DENENMEKTEDİR:

Her vatandaşın herhangi bir olay karşısında adli makamlara başvurma hakkı elbette ki vardır. Ancak yaşanan sürece bakıldığında, yaklaşık 3 senedir Sayın Adnan Oktar’ın ve arkadaşlarının avukatlarını sindirmek için her türlü yönteme başvuran husumetli katılanların bu tür şikayetleri de aynı amaçla kullandıklarında şüphe yoktur. Husumetli katılanlar camiamızı savunan tüm avukatları bu tür yöntemlerle, üstü kapalı tehdit etmekte, etkili savunma yaptıkları takdirde sosyal medyada ve basında isimlerini geçirerek karalayacaklarını göstermekte, onları etkisiz hale getirmeye çalışarak, davanın gidişatına kendi lehlerinde olacak şekilde etki etmeyi istemektedirler. Savunma zayıflarsa hedefledikleri sonuca daha hızlı ve etkili şekilde ulaşacaklarını hesaplamaktadırlar.

 

SONUÇ

Avukatların, gözaltına alınması, sorgulanmaları, bazılarının tutuklanması, sudan denecek sebeplerle soruşturulmaları, sosyal medyada ve basında hedef gösterilmeleri, haklarında itibarlarını zedelemeye yönelik paylaşımlar yapılması, hatta çok daha ileri gidilerek, bazı husumetli müştekilerin duruşmadaki ifadeleri sırasında dahi bazı avukatlarımız hakkında hakarete varan ifadeler kullanarak iftiralar atmaları, camiada müvekkilleri bulunan avukatlara yönelik psikolojik bir savaştır. Böyle bir durumda, özellikle genç avukatların, etkili savunma yapmaları, duruşmalarda kendilerini ön plana çıkaracak, dikkat çekecek etkili açıklamalarda bulunmaları, hatta dilekçe vermeleri bile sekteye uğratılmaya çalışılmaktadır.

Husumetli katılanlar, avukatlara yönelik haksız, hukuksuz saldırılarla, esas olarak savunma hakkını hedef almaktadırlar. Amaçlanan; yaşanan hukuksuzlukların ortaya çıkmaması, camiaya kurulan komplonun başarıya ulaşmasıdır. Bu nedenlerle hukuk devletine yakışmayan, masum insanların mağduriyetine yol açan, savunma hakkını gasp etme amaçlı bu tür hukuksuz girişimlere karşı gerekli tedbirlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla arz ederiz.