Hukuki Cevaplar

DOSYAMIZDA ETKİN PİŞMANLIK İFADELERİ DEĞİL, CAN HAVLİYLE KENDİNİ KURTARMAYA ÇALIŞAN İNSANLARIN ÇIĞLIKLARI VARDIR

Kamuoyunun yakından takip ettiği, bir çok yalan haberler manipüle edilmeye çalışılan yargılama sürecimizde en çok gündem yapılan hususlardan biri de etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan arkadaşlarımıza zorla dayatılan bazı beyanlar oldu. Gerçekte yaşadıklarını değil, canlarını kurtarabilmek için kendilerine dayatılan hikayeleri anlatmak zorunda kalan bu arkadaşlarımızın sözde beyanları iddianamenin de temel dayanak noktası oldu.

Herkesin artık gayet iyi bildiği gibi, 4 bin sayfalık iddianame baştan sona sadece soyut ve mesnetsiz beyanlardan oluşuyor. Bu beyanları destekleyen bir adet bile somut delil yok.

İddianameyi oluşturan beyanların nasıl elde edildiği, bu anlatımlarda bulunan insanların hangi süreçlerden geçtiği incelendiğinde ise, akıl ve feraset sahibi her insanın kolaylıkla fark edebileceği gibi, ortada dehşet verici bir durum olduğu görülmektedir. 10-20-30 yıldır arkadaşlarıyla birlikte mutlu, inandıkları gibi yaşayan, hayat dolu insanların günün birinde sırf o arkadaşlarının ömürlerinin sonuna kadar hapislerde çürüyecekleri en ağır cezaları alabilmeleri için kendi dilleriyle kendilerini de suçlu konumuna sokan, kendilerine hakaret eden, kendilerini aşağılayıp küçük düşüren hikayeler anlatmaları, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi düşünce ve ideolojiyle değerlendirilirse değerlendirilsin, her şeyden önce hayatın doğal akışına aykırıdır. Hiçbir insanın normal şartlarda hür iradesiyle, hiçbir baskı ve tehdit altında bulunmaksızın tamamen özgür olarak yapması mümkün olmayacak davranışlardır.

İddianamenin kurgusuna göre bu insanlar 20-30 yıl boyunca arkadaşlarının arasındayken esarette tutulmuşlar, güya karalama kampanyalarına maruz kalırlar korkusuyla da bu esaretten kurtulamamışlar, sonra ise günün birinde hayatında karakol, mahkeme görmemiş bu insanlar; 

Gözaltına alınıp ardından tutuklanarak cezaevlerine konulduklarında,

Ailelerinden uzak şehirlerdeki cezaevlerine gönderildiklerinde, 

Kantinden alışveriş yapacakları paralarına dahi el konulduğunda, 

Üstlerinde başlarında hiçbir kıyafet kalmadığında, 

Ancak koğuştaki diğer insanların yardımıyla giyecek bir şey bulduklarında,

Akıl hastaları, katiller, gaspçılar, tecavüzcülerle dolu koğuşlara atıldıklarında,

Böcekler ve kemirgenlerle birlikte yerlerde yattıklarında,

Bıçaklanmakla, şişlenmekle tehdit edildiklerinde, 

Küflü rutubetli ortamlarda nefes almakta dahi zorlandıklarında,

Yazın sıcağında zerre hava akışı olmayan koğuşlarda adeta boğulduklarında,

Kışın iki kat eşofman üzerine mont giydiklerinde bile üşümekten uyuyamadıklarında,

Taş beton duvarlar arasında soğuktan dudakları morardığında,

Doğru düzgün yemeğe bile ulaşamadıklarında, 

Hasta olduklarında doktor ve ilaç gelmediğinde, 

Tek başlarına hiç kimseyle görüştürülmediklerinde, 

Canlı bombalarla yan yana tecrit hücrelerine konulduklarında,

Ve tüm bu dehşet verici şartlar altında kendilerini sürekli ziyaret ederek, ancak arkadaşlarına iftira attıkları takdirde özgürlüklerine kavuşabilecekleri, ne kadar masum olsalar da kendileri için hukukun işlemeyeceği, devletin üzerlerini çizdiği yalanlarını anlatan ve husumetli müştekilerin iftiracı devşirme işiyle özel görevlendirdiği bazı avukatların yoğun ve aralıksız telkinlerine maruz kaldıklarında...

Her nasılsa çok büyük bir aydınlanma yaşamışlar, bir anda sözde esaretleri sona ermiş, güya iradelerinin üzerindeki baskı kalkmış (!) ve birden bire "hür ve bağımsız" iradeleri ortaya çıkarak kendi elleriyle kendilerini karalamak için akla hayale gelmedik hikayeler anlatmaya başlamışlardır.

 

İddianamenin mantığına göre “internette hakkımda karalama yaparlar” korkusuyla 5 gün değil 10 gün değil, 3 ay değil 5 ay değil 10-20-30 yıl boyunca sözde kafasından çorbalar dökülmesine, saçlarının yolunmasına, kaşlarının kazınmasına tahammül eden insanlar bir anda kendilerini alabildiğine özgür hissederek hemen kendi kendilerini karalamaya, aşağılamaya başlamışlardır. Bu akıl almaz mantığa göre, internette alay edilme korkusu bu insanların iradelerini fesada uğratmış ama cezaevinin dehşet dolu koridorları iradelerini özgür bırakmıştır.

Bu saçma mantığa göre bu insanların bir yanda güya internette küçük düşürülmekten korkarak yıllar yılı hiçbir şeye ses çıkaramadıklarına, diğer yanda birkaç ay içinde kendi dilleriyle kendilerini lekelemelerinin, korktuklarını iddia ettikleri iftiraların kat kat fazlasını kendilerine atmalarının özgür iradeleri ile olduğuna inanmamız beklenmektedir.


30 yıl boyunca güya internette kendileriyle alay edilmesinden korktukları için sözde esarete boyun eğenlerin, hem kendilerini hem de ömürlerini birlikte geçirdikleri 200 arkadaşını felaketin içine sürükleyecek, dünyada eşine benzerine rastlanmamış rezillikler ve çirkinliklerle dolu hikayeler anlatmalarını "özgür irade" olarak tanımlamak en hafif deyimiyle insanların aklıyla alay etmek anlamına gelmektedir.

 

Bir insanın iradesinin en hızlı fesada uğraması can korkusuyla olur. Bu dosyanın etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkları ve müştekileri ise dünya tarihinde eşine az rastlanır bir can ve mal korkusunu, maddi-manevi her türlü zarar ve kötülüğe uğrayacakları endişesini birlikte yaşamışlardır. Canları, malları, aileleri, sevdikleri, gelecekleri her yönden kuşatma altına alınmış bu insanlar yaşadıkları dehşet karşısında diz çökmüşler, kendilerinden istenen her şeyi harfiyen yerine getirmeye çaresizce boyun eğmişlerdir. 

BUGÜN DOSYADA “BEYAN” ADI ALTINDA ÖNÜMÜZE KONULAN SATIRLAR KORKUYU, DEHŞETİ, VAHŞETİ, TALANI OLABİLECEK EN YÜKSEK DOZDA YAŞAYAN İNSANLARIN TESLİM OLUP “KURTULMAK İÇİN NE İSTERSENİZ YAPACAĞIZ” HAYKIRIŞLARIDIR. 

Dolayısıyla burada bir özgür irade değil tam tersine ağır baskı,tehdit ve korkutmalar sonucunda yerle bir edilmiş, irade olmaktan çıkmış iradeler, daha doğrusu iradesizliğin doruk noktası vardır. Bu insanların uygulanan psikolojik ve fiili baskıyla iradesi mahvedilmiş, uygulanan manevi şiddetten ruhu adeta felç olmuştur.

Ve bu kişilerin anlatımları beyan değil, boğulan, yanan, can havliyle kurtulmak için çırpınan insanların dehşetli yardım çığlıklarıdırKöşeye sıkıştırılmış insanların "ne isterseniz yapacağım yeter ki beni mahvetmeyinne istiyorsanız söyleyim yeter ki beni bırakın" yalvarışlarıdır.

Dolayısıyla bu dosyada etkin pişmanlık hükmünden faydalanan ve müşteki olanlar için bu dosyaya has olarak bu terimlerin dışında bir ifade kullanmak gerekir, çünkü bu dosyada ne etkin pişman diye birileri ne de etkin pişmanların itirafları diye bir şey yoktur. Sadece, cezaevinde çürüyecekleri korkusu başta olmak üzere, türlü korkularla çılgına çevrilmiş, mahvedilmiş, dehşete düşürülmüş zavallı insanların kendilerini kurtarmak için haykırışları vardır. Bunlar itiraf değil, bir nevi işkence çığlığıdır.

Bu dosyada müşteki diye de bir şey yoktur. Nefret amigoluğu yapanların, topluma sürekli kin pompalayanların telkinleriyle çileden çıkmış, nefret ve kin propagandası sonucunda adeta çılgına çevrilmiş, bir tür linç ayinleriyle itidalini yitirmiş insanlar vardır. Bu dosyada şikayet ya da itiraflar değil, masum insanları karalamak ve suçlamak için anlatılan hikayeler vardır. Son derece profesyonel psikolojik savaş yöntemleriyle linç kültürünün felsefesi kullanılarak, ezilip baskı altına alınarak yönlendirilmiş insanlara müşteki veya itirafçı denilmesi mümkün değildir.

Özetle, bu dosya kapsamında son 2 yıldır Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir can pazarı yaşanmaktadır. 

Kullanılan korkutma, sindirme ve yıldırma metodları dehşet vericidir. Bir insanın tüm bunlar karşısında iradesinin tuzla buz olması şaşırtıcı değildir. Hapislerde çürümek, şişlenmek, ailesinin ve sevdiklerinin hedef olması, namusuna iffetine onuruna yönelik çarşaf çarşaf iftiralar yayınlanması, iş hayatının sona ermesi, en uzak akrabalarının bile mallarına el konulması her insanın kaldırabileceği şeyler değildir.

Arkadaşlarımızın büyük çoğunluğunun, Allah’ın nasip ettiği yüksek vicdan ve karakterle, tüm bunlara rağmen temiz insanlara iftira atmadık, irademiz kırılmadı. Ancak, bunca şeyi yaşadıktan sonra iradesi mahvedilen, acımasızca ezilen, yok olmak korkusuna karşı koyamayan arkadaşlarımızı da anlayışla karşılıyor, kendilerine şefkat duyuyoruz. Onları da tıpkı bizlerin yaptığı gibi Yüce Türk adaletinin kudretine, aklına, merhametine sığınmaya ve güvenmeye çağırıyoruz!

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.