Hukuki Cevaplar

DEVLETİMİZDEN DEĞİL DE ANGLOSAKSON BARONLARDAN EMİR ALAN SİYASİLER ACİLEN TESPİT EDİLMELİDİR

Son zamanlarda İngiliz derin devleti denildiğinde, bazı kişiler sanki hayali, hiçbir gerçekliği olmayan, komplo teorisi ürünü bir kavramdan bahsediliyormuş algısını yaymaya çalışıyorlar. Sanki meydana gelen felaket ve haksızlıklara bir sorumlu bulunamamış, ortaya sanal bir kavram atılmış ve bütün suç bu sanal düşmana yüklenmek isteniyormuş gibi çok yanlış bir anlayış içindeler. Bu çarpık bakış açısının getirdiği en sakıncalı sonuç da, karşımızdaki sinsi, karanlık ve çok tehlikeli düşmanın küçümsenmesi, en vahimi de yok sayılması oluyor.

 

Şeytanın En Büyük Hilesi, İnsanları Kendisinin Var Olmadığına İkna Etmektir

Düşman küçümsendiğinde, daha da ötesi varlığı inkar edildiğinde elbette onu tespit etmek, ona karşı tedbir almak, onun kurduğu tuzakları fark etmek de neredeyse imkansız hale geliyor. Nitekim, özellikle son dönemde Türk milleti yaşanan haksızlıklardan, hukuksuzluklardan, adaletsizliklerden, kutuplaşmalardan ve nefret üslubundan kaynaklanan şiddetli bir gerilim, rahatsızlık ve karamsarlık içinde. Ve ne acıdır ki, yaklaşık 2 yüzyıldan beri olduğu gibi bugün de milletimize yaşatılan bu derin huzursuzluk ve hoşnutsuzluğun perde arkasındaki gerçek faili olan İngiliz derin devleti adeta sanal, hayali bir kavrammış gibi gösterilerek üzeri örtülmeye, gizlenmeye çalışılıyor.

Oysa, İngiliz derin devleti denen deccali sistem, hayatın siyaset, ekonomi, bürokrasi, medya, kültür, vb. pek çok alanında yuvalanmış, adamlarını ve uzantılarını arka plandan idare ederek her an her şeye müdahil olmayı hedefleyen bir gerçektir. Yüzlerce yıllık geçmişe ve altyapıya sahip olan dünya çapında hemen her önemli kuruma, oluşuma, yapılanmaya nüfuz etmiş küresel bir organize güçtür. Her haksızlığın, hukuksuzluğun, dehşetin, zulmün ve vahşetin arkasındadır. 

Dünyadaki, özellikle de pek çok İslam ülkesindeki iktidarlar ve yönetimler mutlaka İngiliz derin devleti tarafından belirlenir ve kontrol yine bu gücün elindedir. Bu ülkelerin tarım, sanayi, yeraltı zenginlikleri gibi tüm kaynakları çeşitli hile yöntemleriyle söz konusu iktidar ve yönetimler tarafından İngiliz derin devletinin himayesine verilmiştir. 

Seçilen her idareci, seçilmelerinin hemen ardından, İngiltere merkezli CHATHAM HOUSE'a davet edilir ve görüşmeleri GİZLİ TUTULAN toplantılara mutlaka katılmak zorunda kalır. Orada yerine getirmesi istenen talimatları alır. Bu görüşmelerin ardından ülke politikaları mutlaka İngiltere'nin menfaatleri üzerine kurgulanır. 

Üstte: İngiliz derin devletinin ideolojik ve siyasi merkezi Chatham House

Burada liderlere verilen talimatların en önemli hedeflerinden biri de, özellikle İslam ülkelerinde insanların maneviyattan uzaklaştırılmaları ve mümkün olduğunca dejenere edilebilmeleridir. Böylelikle, İslam dininin etkisini ve Müslümanların gücünü kırmak amaçlanmaktadır. Bu talimatları alan yönetimler, özellikle homoseksüelliğin toplumda yayılmasına, kabul görmesine, benimsetilmesine, yadırganmayacak, tepki çekmeyecek hale getirilmesine, yani sözde normalleştirilmesine yönelik doğrudan ve dolaylı politikalar, toplum mühendisliği teknikleri izlerler.

Libya'da Ömer Muhtar'ı, Mısır'da Seyyid Kutub'u, Bangladeş'te Abdulkadir Molla'yı ve bunun gibi pek çok İslam alimini idam ettiren, Türkiye'de Adnan Menderes'in idamından sorumlu olan İngiliz derin devletidir. Çeşitli İslam ülkelerine seçmece diktatörler yerleştiren, istediklerini alınca da onları doğrudan harcayan, hatta hayatları boyunca kendisine hizmet ettiği halde tüm dünyaya mesaj vermek amacıyla son anda sanki kendi karşıtıymış gibi lanse edip ibretlik sonlara sürükleyen güç yine İngiliz derin devletidir. 

İngiliz derin devleti, bütün bunları yaparken doğrudan kendi kurmaylarını, kendi kaynaklarını kullanmaya yanaşmaz. O ülkedeki satın aldığı, çıkar, şantaj ve tehditle kendine bağladığı adamlarını diğer bir deyimle "devşirmelerini" kullanır. Bunlar vasıtasıyla toplumu istediği şekilde, kendi küresel çıkarlarına uygun bir biçimde dizayn eder. Devletlerin, hükümetlerin, kurumların içine sızar, ajanlık faaliyetleri yürütür. Medyanın propaganda gücünü elinde tutar.

Üstte: MI6'in Bengalli devşirmesi Ed Hüseyin. Bir dönem İngiliz derin devletinin çeşitli Müslüman cemaatleri içten çökertmek için ajan-provokatör olarak içlerine yerleştirdiği Ed Hüseyin, camiamıza yönelik operasyon öncesinde İngiltere–Türkiye arasında yoğun bir köprü faaliyeti sürdürmüştür. İngiliz istihbaratçıların, Sn. Adnan Oktar'a acil operasyon düzenlenmesi taleplerini iletmeleri için Türkiye'deki siyasilerle görüşme trafiğini organize eden kişidir.

İngiliz derin devleti hep derinden kurgular yapar, sözünü ettiğimiz devşirmelerden bir kısmını medyaya yerleştirerek ajan-provokatörler olarak kullanır. Kontrollerindeki medya ve ajan-provokatörlerinin yaygaralarıyla kendi düşmanlarını, kendi planlarını deşifre edip tabiri caizse ipliğini pazara çıkaran kişileri (bugün aynı Sn. Adnan Oktar örneğinde olduğu gibi) kendince kötülemeye, itibarsızlaştırmaya çalışır. En mübarek, en sevilen, en vatansever insanları, akla hayale gelmedik yalanlar ve çirkin iftiralarla kendince karalamaya ve bu yöntemle toplumda son derece olumsuz algılar oluşturmaya çalışır. Bu şeytani yöntemle karşısındaki engelleri kaldırmayı, nihai olarak da yok etmeyi hedefler. Ama, kendi emrinde olan, bir dediğini iki etmeyen, vatanı, milleti satan, ülkeyi peşkeş çeken her devirdeki sadık hizmetkarlarını, halk tabiriyle "ciğeri peş para etmeyen" kimseleri ise yere göğe sığdıramaz.

İngiliz derin devletinin, her ülkede, her devlette hazır bekleyen bir yeraltı sistemi mutlaka vardır. Talimat geldiğinde bütün uyuyan hücreler birlikte uyanır. Bütün piyonlar iş başına geçer. 

Buraya kadar anlattıklarımız birer hayali kurgu veya komplo teorisi değildir. Dünya ülkelerinin ardı ardına karşılaştığı siyasi, sosyal ve ekonomik felaketlere yakından bakıldığında bu mevcut örnekler sözünü ettiğimiz gerçeği ortaya koymaya yeter de artar bile. 

İç savaş gerekiyorsa, halkın siyasi hassasiyetleri de bellidir, devreye girecek paralı askerler de. Hedef kalkışma ise, harekete geçirilecek bölücü örgütler hemen devreye sokulur; bazen basit bir çevre sorunu bile buna bahane oluşturur. Bir lider devrilecekse turuncu devrimler, Arap baharları hep aynı kurguyla harekete geçerler. Protesto şekilleri bile biraz dikkatli bakanlar için hep aynı hazır kalıplardan oluşur. 

Birbirinin kopyası bu hazır kalıplar, bunların ardındaki derin gücü bugüne kadar kimse fark etmediğinden her defasında beklenen başarıyı sağlamıştır. Bu nedenle, İngiliz derin devleti yöntem değiştirmeye bile gerek duymamıştır. 

BİRKAÇ İNGİLİZ AJANIN O ÜLKEDE BİRAZ ALTYAPI ÇALIŞMASI YAPMASI, DEVLETİN İÇİNDEKİ BİRİMLERİNİ KULLANMASI, MEDYAYLA İNFİAL ORTAMI MEYDANA GETİRMESİ, BİRAZ ORTALIĞI KIZIŞTIRMASI İSTEDİĞİ SONUÇLARI ALABİLMESİ İÇİN YETERLİ OLMAKTADIR. 

Adnan Oktar davasında başından beri İngiliz derin devletinin etkisine dikkat çekmemiz, yaşananların, lordlardan, baronlardan, baroneslerden oluşan en üst düzey İngiliz istihbaratı mensuplarının zeminin hazırladığı bir kumpasın sonucu olduğunu anlatmamız işte bu yüzdendir. Yaşadıklarımız o kadar aleni bir kumpastır ki, İngiliz baronlar, bu kumpasın detayları üzerinde düşünmeye bile ihtiyaç duymamış, ortada tek bir suç delili dahi olmadığı halde dava dosyasını istedikleri gibi yönlendireceklerine çok güvenmişlerdir. Çünkü her kumpasta olduğu gibi içten içe kullanacakları BİR KISIM SİYASİLER, KRİPTO YARGI VE EMNİYET MENSUPLARI, ÇEŞİTLİ DEVLET MEMURLARI VE BİR TAKIM VASIFSIZ "KULLAN AT" TETİKÇİLER emirlerine amadedir. 

İngiliz derin devleti hakimleri, rahatlıkla kullanıp işleri bitince atacakları, Özkan Mamati ve Fırat Develioğlu'nun başını çektiği camiamıza husumetli kişileri tetikçi ve yaygaracı olarak tahsis edip her türlü kirli işlerini bu kişiler üzerinden yürütmektedir

Üstte: Kumpasın maşalarından Özkan Mamati (solda) ve Fırat Develioğlu (sağda). Dava dosyasındaki dayatılmış müşteki ve etkin pişmanları hayatları boyunca cezaevinde kalma, sosyal medyadan karalayarak insan içine çıkamayacak hale getirme gibi tehditlerle zorla devşiren iki isim. Baştan beri kumpasın tetikçilerinden olduğunu anlattığımız Özkan Mamati, son günlerde kanal kanal dolaşıp popüler olabilmek sevdasıyla bu gerçeği doğrulamak için adeta elinden geleni yapıyor. 

Bu sayede, İngiliz derin devleti her zaman olduğu gibi arka planda olacak, varlığını deşifre edenler "komplo teorisi uydurmakla" itham edilecek gerçek failler de ortada görünmeyecektir. Bahsi geçen, daha önce adı sanı duyulmamış, esamesi okunmayan ezik, kompleksli ve husumetli piyonlar da ön planda, önemli adam olduklarını sanmanın motivasyonuyla, büyük bir akılsızlık ve sözde bir zafer sarhoşluğuyla sonradan üzerlerine yıkılacak ve ilerde hesabını veremeyecekleri her türlü kirli işin altına şuursuzca ve pervasızca gireceklerdir. 

 

İngiliz İstihbaratçıların Türkiye Ziyaretinden İstanbul Mali Şube'de Dönen Karanlık Olaylara Uzanan Kumpas

Camiamıza yapılan operasyonun hemen öncesinde, derin devletin ajan provokatörlerinden olan ve Sn. Adnan Oktar'ın gerek yayınlarında gerekse kitaplarında dikkat çektiği, MI6'in Bengalli devşirmesi ajan-provokatör ED HUSEIN tarafından Türkiye'ye getirilen, İngiliz istihbaratının üst düzey yöneticileri olan baron ve baroneslerin yaptıkları ziyaretler oldukça dikkat çekicidir. Söz konusu baron ve baroneslerin kapalı kapılar ardında yaptıkları görüşmelerin hemen ardından camiamıza yönelik operasyonun düğmesine basılmış ve suçsuz insanlar sorgusuz sualsiz, delilsiz ispatsız tutuklanmışlardır. Şu an yaşananlar ve verilen astronomik cezalar da, bu organize planının bir parçasıdır. 

Üstte: Camiamıza düzenlenen 11 Temmuz 2018 polis operasyonundan kısa bir süre önce bir takım ikna turları için toplu halde Türkiye'ye gelen İngiliz istihbarat birimlerinin üst düzey yöneticilerinden oluşan ekibin ziyaret görüntüleri.

 

İngiliz derin devleti, kumpas planını yaptıktan sonra, kendisine hizmet edecek özellikle çeşitli devlet birimlerinin içindeki bazı kişileri devreye sokmuştur. 

Davamızdan birkaç örnek verecek olursak, 

➢ Davamızda her sorguda, her foto teşhis tutanağında, çocuk şubede alınan ifadelerde dahi alakalı alakasız sadece, Mali Şube'de görevli 3 polis memurunun adının geçmesi, bu polislerin her türlü usulsüzlüğün altında imzalarının bulunması sözünü ettiğimiz karanlık teşkilatı gözler önüne sermektedir. Davamızın soruşturma safhasında 3 MALİ ŞUBE MEMURUNUN baş rolde olduğu karanlık ve esrarengiz olayların aydınlatılması için 326730, 268609 ve 286786 sicil nolu polis memurlarının bu davadaki dahli mutlaka incelenmelidir. 

➢ Davamızda, Mali Müşavir Mehtap Gürcü'nün, Müfettiş Yardımcısı Bekir Güneş'in yaptığı ve bunlara benzer pek çok mali rapor ve incelemede yapılan EVRAKTA SAHTECİLİK olayları incelenmelidir. Mali Müşavir Mehtap Gürcü'nün 10 TL'yi geçmeyen EFT'lerin yanına NEDEN 6 SIFIR EKLEDİĞİ, BÖYLE BİR SAHTEKARLIĞA NEDEN GEREK DUYDUĞU incelenmelidir. 

➢ Operasyon sonrasında camiamızdan olan herkesi sorgusuz sualsiz tutuklatan ve dava boyunca bilirkişi raporlarını, uzman mütalaalarını, Dışişleri Bakanlığı ve MİT'ten gönderilen lehte açıklamaları yok sayıp sadece Özkan Mamati ne derse onu gerçek kabul eden ve o ne söylerse onu uygulayan ve "Dosyayı benim kucağıma attılar. Hiçbir suça sokamıyoruz" diyen Cumhuriyet Savcısı Serdar Akan incelenmelidir. 

➢ Sosyal çalışmacı Nalan Şahin Atila'nın davamızda neden BÜTÜN küçük yaş (sözde) müştekilerin sosyal inceleme raporlarının altında imzası olduğu incelenmelidir. 

➢ Neden bir kısım küçük yaş müştekilerin sonradan avukatlarının değiştirilip, yerlerine Özkan Mamati'nin avukatlarının atandığı incelenmelidir. 

➢ Dijitallere eklemeler yapan, bizleri FETÖ iltisaklı gösterebilmek adına yargılanan Fatma Ceyda Ertüzün'ün Sn. Yaşar Yakış ile yaptığı bir yazışmanın arasına sonradan eklenti email ekleyen, dosyamızda konusu geçen alakasız bir kişinin yasinyk@... olan email hesabının sonuna bir harf daha ekleyerek FETÖ davası sanığı bir kişinin mail hesabı olan yasinyky@... haline getiren ve bununla bize FETÖ'ye yardım suçu atmaya çalışan, dava belgelerine girip sahtekarlık yapan kişinin kim olduğu incelenmelidir. 

➢ Gizli dosya, sanıklara ve sanık vekillerine tam anlamıyla gizliyken, sanık vekillerinin, kanuni hakları olan resmi belgeleri bile incelemeleri savcı talimatıyla kesin olarak engellenmişken, bu gizli dosyayı çarşaf çarşaf bir kısım basında yayınlayan, camiamız eski mensuplarından husumetli müşteki İsa Tatlıcan ve Bülent Tatlıcan ekibinin ve bunların alt ekiplerinin polis ve savcı üçgeninde nasıl bir bağlantılarının olduğu araştırılmalıdır. 

➢ Daha da önemlisi, bu davada neden ve kimler tarafından BU İNSANLARIN ORGANİZE EDİLDİĞİ, bu kişilerin neden ORTADA TEK BİR SUÇ VE SOMUT SUÇ DELİLİ DAHİ YOKKEN HİÇ YOKTAN SAHTE VE YAPAY SUÇLAR OLUŞTURMAK İÇİN GÖREVLENDİRİLDİĞİ, BU AMAÇLA SAHTE BELGELER OLUŞTURMAYA, RAKAMLARDA SAHTECİLİK YAPMAYA, ORGANİZE ŞEKİLDE İFTİRACI ARAMAYA NEDEN İHTİYAÇ DUYULDUĞU ARAŞTIRILMALIDIR. 

Tüm bunlar araştırıldığında zaten bu davanın açıkça bir KUMPAS HAREKETİ olduğu, hiçbir suçumuz yokken hukuk tarihine yüz karası olarak geçecek böyle bir davanın tetiğine basıldığı gayet net bir şekilde gözler önüne serilecektir. 

Şu anda Adnan Oktar davasında, hain terör örgütü FETÖ'ye, bölücü terör örgütü PKK'ya bile verilmemiş olan, kamuoyu nezdinde HİÇBİR GERÇEKLİK VE İNANDIRICILIK VASFI taşımayan, olağanüstü abartılı cezalar adeta yargıyla alay malzemesi haline gelmiştir. 40 yıldır gözler önünde olan bizleri çok yakından tanıyan halkımızı böylesine astronomik cezaların yerinde ve hukuki olduğuna inandırmak elbette mümkün olmamıştır. 

Sadece binlerce yıllık ceza miktarlarına bakarak bile insanların ortada dönen oyuna NET kanaatleri gelmiş, kumpastan en ufak şüpheleri kalmamıştır. 

10'ar bin yıllık cezalar, tarihte görülmemiş bir zulmün ve adaletsizliğin adeta sembolü olmuştur. 

Bu abartılı rakamın tek sebebi, Sayın Adnan Oktar'ın İngiliz derin devletini adıyla sanıyla deşifre eden, sinsi planlarını, şeytani yöntemlerini, hedeflerini ortaya döken, deccaliyetin merkezi olduğunu ispat eden yegane kişi olmasıdır. İngiliz derin devleti kurmaylarının bu cesur insana şiddetli bir düşmanlık besledikleri, Deccaliyetin azgın kin ve öfkesini yansıtmaktan başka bir anlamı olmayan bu cezadan da bellidir.

Devletimiz ve milletimiz adına ortaya çıkarılması gereken en önemli husus ise, Anglosakson kumpasçıların emrine girip devlet içinde çöreklenen ve DEVLET İÇİN DEĞİL DE ANGLOSAKSON KURMAYLARI İÇİN ÇALIŞAN bu kişilerin ve BUNA ÖNAYAK OLAN SİYASİLERİN tespit edilmesidir. 

Üstte: Koyu bir Türkiye, Hükümet ve Sn. Erdoğan karşıtı olan üst düzey İngiliz istihbaratçısı Barones Neville Jones, konu Sn. Adnan Oktar'ın tutuklanması için kulis yapmak olunca Türkiye'ye kadar gelip kapı kapı dolaşmaya üşenmedi.

Arka planda siyasi kimliğinin yetki ve imtiyazlarını kullanarak bütün bu zulüm ve hukuksuzluklara olanak tanıyan, yönlendiren, talimatlarını verenler kimlerdir?

Gerek operasyonun gerekse davanın sonraki aşamalarının Hükümetimizle ve Devlet büyüklerimizle hiçbir ilgisi olmadığına inancımız tamdır. Bu gerçek, mahkemenin davetine rağmen, Aile Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı'nın davamıza aleyhimizde müdahil olmak istememelerinden de açıkça ortadadır. Bakanlıklarımız, ortada böylesine geniş çaplı taciz vakalarının ve kara para aklama gibi uydurma ve düzmece suçlamaların bulunmadığını gayet iyi bilmektedir. 

Bize yapılan kumpasta devrede olan kişiler, siyasetin içinde yer alan küçük bir kripto gruptur. Bunlar zahirde destekçisi gibi göründükleri Hükümetimizin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın aleyhine her türlü hıyaneti ve kahpeliği planlayan onu kendince kuşatma planları kuran alçak bir ekiptir. Özellikle, Yargıdaki ve Emniyetteki bazı kirli uzantıları vasıtasıyla her türlü usulsüzlük, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik ve suistimal bu kirli hıyanet ekibinin başının altından çıkmaktadır. İsimleri tarafımızca gayet iyi bilinmekle birlikte, bu kumpasa izin veren, yolunu yapan ve kendi makam ve mevkilerini kullanarak İngiliz derin devletinin kirli işlerine önayak olan bu vatan hainlerinin resmi olarak tespit edilip kamuoyuna ifşa edilmeleri elzemdir. 

Bunun için gerekirse meclis soruşturması açılması milletimizin faydasına olacaktır. Çünkü Anglosakson baronların emrinde kripto siyasi ve bürokratların olması, devletimizin bekasına yönelik çok büyük bir tehdittir.

Sırtını sözünü ettiğimiz siyasi devşirmelere dayayarak Türkiye'yi hukuk devleti olmaktan çıkarmaya, hukuksuzlukların bu kadar aleni ve son derece pervasızca işlendiği bir ülke haline sokmaya kimsenin hakkı yoktur. 

Unutulmamalıdır ki, Sultan Abdulaziz'i şehit eden, Sultan 2. Abdülhamid'i kuşatarak ağır baskı altına alan, Başbakan Adnan Menderes'i türlü iftiralarla mahkum ettirip idam ettiren, 12 Eylül darbesini düzenleyen, 15 Temmuz'da hain darbe girişimini organize eden de devletin içine çöreklenmiş, siyasi zeminde dediklerini yaptırmış olan böyle bir hiziptir. Osmanlı'yı yıkan ve çöküşe götüren, İstanbul'u İngilizlere teslim eden de aynı hıyanet zincirinin ilk halkalarıdır. 

Dolayısıyla, böyle hiziplerin varlığının vatana ve devlete daima bela getirdiği gerçeği sürekli akılda tutulması, köklü tedbir ve çözümlerin acilen alınması gereklidir.

Bu önemli meseleyi kamuoyunun takdirine saygılarımızla sunarız.

 

ADNAN OKTAR DAVASI VE DAVA SÜRECİNDEKİ HUKUKSUZUKLAR HAKKINDA DETAYLI BİLGİ EDİNMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERİ ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ:

https://adnanoktardavasindakihukuksuzluklar.blogspot.com

https://www.iddialaracevap.org