Hukuki Cevaplar

ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARINA YAPILAN ZİNA SUÇLAMALARI İFTİRADIR

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan dava dosyasında birçok zina ve tecavüz suçlaması bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu suçlamaların gerçek olduğunu gösterecek somut deliller dosyada yoktur. Dosya kapsamında bugüne kadar yapılmış incelemelerde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın iddialara konu suçları işlediklerini ortaya koyan tek bir somut delile bile ulaşılamamıştır. Bulunamamıştır, çünkü Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız söz konusu suçları işlemeyecek karakterde olan güzel ahlaklı insanlardır.

Dosyada Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına cinsel içerikli suçlamalarda bulunan kadınlar, twitter ve instagram gibi sosyal medya platformlarında kendileri aleyhinde hakaretamiz ve iftira içerikli paylaşımlar yapmaya başlayan, dosyada şüpheliler aleyhinde ifade vermedikleri takdirde şüpheli sıfatıyla dosyaya katılmakla kendilerini korkutan bir çetenin baskıları yüzünden asılsız suçlamalarda bulunmuşlardır.

Hayatta sıkça karşımıza çıkan zina suçlamalarının dini olarak doğru yorumlanması da büyük önem arz etmektedir. Nitekim Yüce Rabbimiz Allah kullarına indirdiği Kuran-ı Kerim’de insanlar arasında zina hadiselerinin ve suçlamalarının yaşanacağına dikkat çekmiş, bu konuyla ilgili hükümler indirmiştir. Hatta Kuran-ı Kerim’de anlatılan kıssalarda müminlerin de masum oldukları halde zina suçlamasıyla karşı karşıya kaldıkları görülmektedir. Bu nedenle de zina suçlaması meydana geldiğinde 3. kişilerin olaya nasıl bakmaları gerektiği çok ortaya konulmalıdır.

 

  • DÖRT ŞAHİT GETİRMEDEN ZİNA İDDİASINDA BULUNMAK APAÇIK BİR İFTİRADIR:

Müslümanların cinsel istismar yani zina suçlaması yapılan bir Müslüman’a karşı hangi ölçüleri gözeteceklerini, nasıl bir tavır almaları gerektiğini Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de açıkça bildirmiş ve tarif etmiştir. Konuyla ilgili ayet şöyledir:

Ona (zina iftirasına)karşı DÖRT ŞAHİTLE gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar ALLAH KATINDA YALANCILARIN TA KENDİLERİDİR. Eğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu. O durumda SİZ ONU (İFTİRAYI) DİLLERİNİZLE AKTARDINIZ ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o ALLAH KATINDA ÇOK BÜYÜK (BİR SUÇ)TÜR.  (Nur Suresi-13/15)

Ayetten de anlaşılacağı üzere, Rabbimiz Kuran’da Müslümanlara şahit göstermeden zina suçu atılmasının dinimizce haram olduğunu, böyle bir iddiada bulunan kişinin en az 4 şahit getirmesi gerektiğini bildirmiştir. Getiremediği takdirde ise Allah Katında YALANCI olacağını ilan etmiştir. Ayrıca “bu iftirayı yaygınlaştıran, dilleri ile aktarıp dedikodu yapanların da çok büyük bir günah işlediğini açıklamıştır.

Suçsuz bir Müslüman’a zina iftirası atılması onun en önemli ahlaki değerlerinden biri olan iffetine ve namusuna yönelik çok büyük bir saldırı ve zulümdür. Bu nedenle Allah bu tür iftiralar karşısında müminlerin zarar görmemesi için çok kesin ve net kurallar koymuştur.

Bugün, birçok masum insan bu yüz kızartıcı suçları işlemediği halde çeşitli nedenlerle atılan asılsız iftiralar, yalan dedikodular ve şayialar yüzünden maddi-manevi çok büyük sıkıntılara düşmekte, işini, gücünü, malını, mülkünü, toplum içindeki saygınlığını ve güvenilirliğini kaybetmekte, türlü eziyetlere, haksız ve hukuksuz muamele ve cezalara maruz kalmaktadır.

İşte, şu anda Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın maruz kaldığı durum da aynen böyledir. Kendilerine atılan iftiralara ne şahit ne delil getirilmediği halde üstelik istisnasız tüm adli tıp raporları Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının da lehine olduğu halde benzersiz bir hukuksuzluğun mağduru olarak işlemedikleri suçlar nedeniyle 1 yılı aşkın süredir tutuklu olarak ilk duruşmaya çıkacakları günü beklemektedirler.

Ortada hiçbir belge, kanıt ve şahit olmadan yalnızca iftiralar ve suizan üzerine Müslümanları tutuklamanın, onları zorlu koşullarda hastalıklarıyla ve tehlikeli kişilerle baş başa bırakmanın Kuran'a göre hiçbir meşru yönü yoktur. Bu tür uygulamalar, Allah Katında “zulüm” olarak kabul edilmektedir.

Allah olaylara tarafsız ve akılcı bakan Müslümanların bir iftira karşısında göstermesi gereken tavrı Kuran’da şu şekilde belirtmiştir:

Onu (iftirayı) işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR" demeleri gerekmez miydi? (Nisa Suresi,12)

Bununla birlikte Allah Kuran-ı Kerim’de müminlere karşı gelen yalan haber ve iftiralara sorgulamadan ve doğrusunu araştırmadan itibar edilmemesini emretmektedir. Konuyla ilgili ayet şöyledir:

Ey iman edenler, EĞER BİR FASIK, SİZE BİR HABER GETİRİRSE, ONU ‘ETRAFLICA ARAŞTIRIN’. YOKSA CEHALET SONUCU, BİR KAVME KÖTÜLÜKTE BULUNURSUNUZ da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (Hucurat Suresi, 6)

Tüm bu sebeplerle Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında ortaya atılan zina suçlamaları asılsızdır. Bu suçlamaların iftiradan ibaret olduğu Allah’ın Kuran-ı Kerim’deki ilgili ayetlerde dikkat çektiği hususlardan da anlaşılmaktadır. Kamuoyunu Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız aleyhinde yönlendirmek ve onları haksız yere hapse göndermek için ortaya atılan zina suçlamalarına itibar edilmemelidir.

  • SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZ HAKKINDAKİ ASILSIZ CİNSEL SALDIRI İDDİALARI KOMPLO ÜRÜNÜDÜR

Dosyadaki cinsel saldırı iddiaları da tamamen asılsız olan, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı sapkın kimselermiş gibi göstermek amacıyla ortaya atılan, özel seçilerek her aşaması kurgulanan suçlamalardır.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında cinsel saldırı/istismar şikayetinde bulunan tüm kadınlar husumetli bazı müştekilerin tehditleri dolayısıyla dosyaya başvurmuş kimselerdir. Söz konusu şikayetleri yapan kadınların gerçekte tecavüze veya istismara uğramadıklarını, kendilerine yapılan tehditler doğrultusunda dosyada şüpheli konuma düşmemek için ifade verme mecburiyetinde kaldıklarını ortaya koyan birçok gösterge ve delil mevcuttur. Bunlardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:

  • Hiçbir sözde tecavüz mağduru, ifadesinde anlattığı olayın ardından hastaneye başvurmamış ve iddiasına konu olayı net bir şekilde doğrulayacak olan herhangi bir sağlık raporu almamıştır.
  • Hiçbir sözde mağdurun elinde iddiasına konu tecavüz olayını doğrulayacak olan bir belgeye, örneğin DNA kalıntısı içeren herhangi bir kıyafete sahip değildir.
  • Dosyadaki cinsel saldırı olaylarına tanık olan hiç kimse yoktur.
  • Dosyadaki sözde tecavüz mağdurlarının tamamı, ifadelerinde anlattıkları tecavüz olayları sırasında hayatın olağan akışına aykırı şekilde güya kendilerine tecavüz ettiklerini ileri sürdükleri kişilerle yıllarca görüşmüşlerdir. Hatta bu görüşmeler için ısrarcı olmuşlar, onlarla evlenmeyi istemişler, onları sevdiklerini defalarca dile getirmişler ve vakfımız bünyesindeki birçok kültürel etkinliğe gönüllü olarak katılmışlardır.

Bahsettiğimiz bu hususlar Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında ortaya atılan tecavüz suçlamalarının hayali ve komplo ürünü olduklarını açıkça göstermektedir. Gerçekten tecavüz mağduru olan kadınların yaşadıkları olaylarda yukarıda sıraladığımız unsurların tümünün birden gözlemlendiği asla görülmemiştir. Çünkü böyle bir ihtimalin gerçek tecavüz vakalarında gerçekleşmesi mümkün değildir. Aynı anda hem sağlık raporuna dayanmayan, hem tanığı bulunmayan, hem hiçbir delil içermeyen, hem de tecavüzcüsüyle mutlu bir şekilde yıllar geçirmiş mağduru olan hiçbir gerçek tecavüz vakası yoktur.

Tüm bunlar sebebiyle Müslümanlara yönelik bir suçlama geldiğinde, bunun Kuran- Kerim’de bildirildiği gibi etraflıca araştırılması ve gereken somut ve geçerli deliller bulunduğu takdirde dikkate alınması gerekmektedir.  Bir Müslümanın, araştırma gereği duymadan gelen haberlere inanıp güvenerek başka Müslümanlar hakkında bazı kararlar alması, üstelik bu kararların da o kişileri mağdur etmesi İslam’a uygun bir davranış değildir. Dolayısıyla bu gerçeğe aykırı şekilde yapılan haberler de açıkça iftira teşkil etmektedir. Bu tür haberlerin Kuran- Kerim’e, kanunlara ve basın ilkelerine aykırı olması nedeniyle muhakkak sonlandırılması gerekmektedir. Aklın, vicdanın ve hukukun gereği budur.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.

                                                                        TEKNİK VE BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI